|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Üprerti. Gönüller kırgın, sinirler harap. Yürek çırpınıyor, zihin habire tökezliyor. Bir kutlu zamana erişilmiş. Gören göz, işiten kulak, çarpan kalp İshak'ı çağırıyor. Bıçağı çekmenin tam vakti! Göğsündeki boş kabı doldurmaya namzet olan, gök ile yer arasındaki kesintisiz müziğe katılmak, ne varsa üzerinde bu dünyaya ait; kirli, bulaşık, birer birer döküverip kurtulmak için duanın ipine sarılıyor. Efendim, âh Efendim! Bir bilseniz nasıl muhtacız size. Yaprağın gövdeden koparken çektiği sızıyı duymaya, göğün baktıkça genişleyen yüzünü görmeye, etrafımızda dönüp duran meleklerin kanat seslerine ağlayarak, âh evet ağlayarak katılmaya nasıl muhtacız. Efendim? Öyle zor bir zamana doğduk ki! Akılla yürek uzak ve rakip birbirine. Yalnızız. Sığınacak bir saçakaltımız olsun istiyoruz, dünyanın kirinden, pisinden, irininden korunmak için. Çok uğraşıp yeşerttiğimiz, bahar dallarıyla süslediğimiz içimizi habire dinamitliyor kurulu düzen. Teslim olmayalım, kaçıp kurtulalım istiyoruz, ama hep araf düşüyor payımıza. Kandil geceleri buhur kokmuyor bu şehir. Yağmurlar ıslatmıyor artık kimseyi. Sokaklar ortadan kalkmıyor. Öç almak! evet, bir ihtiyaç çoktandır. Öç almak Allah'a mahsustur! İçimizde biriken, biriktikçe koyulaşan duygudan kurtulmak gerek öyleyse. Çağıltısını duyduğumuz dünyanın kapılarını usulcacık aralamak gerek şimdi. Ağlamak gerek, Efendim... Topuklarını yere ne kadar sert vurursan vur, vakti gelmemişse ölümün, kabul etmiyor toprak seni. Yokuşun ucu yok. Yürek elbet acıyor geçen zamanın peşinde debelenirken. Soluk yetmiyor, yetişemiyor içerdeki buğuyu dağıtmaya. Şaşkınlıklar bir son bulmuyor. Hayret faslı ne uzun sürüyor! Bir kalp bir kalbe ne kadar yaklaşırsa yaklaşsın, yalan dolanın, sahtenin ve maskelenmiş olanın, uçucu olanın, tende uyandırdığı tiksintiyi silip, eşyanın künhüne uyanmak, asl olana ulaşmak gerek şimdi. Hummalı bir telaşa düşmek gerek. Rüyanın hayata, hayatın rüyaya akıp karıştığını bir kez daha ve yeniden hatırlamak gerek. Hayat denilen o güvenilmez zorba yıka devire işletiyor zamanını Efendim. Zaman üstümüze üstümüze geliyor. Kâh tren camlarından sarkıp bakarkenki gibi silikleşip uçuşuyor hayat, kâh kirpiklerimizin ucundan baktığımızdaki gibi kırpıştıkça netleşiyor. Hep böyle mi olur Efendim? Hayat şöyle bir durup düzeltmez mi omurgasını? Ve insan elbet. Dağların kabul etmediğini nasıl kabullenir insan? Bu yüke, bu hatıraya rağmen nasıl gaflet içinde yaşar? İnsan hep başkayla, başkalarıyla mı yaşar, peki kendini nasıl yaşatır bu kalabalıkta? Efendim! Takılsak neyden yayılan sesin, soluğun peşine, / âh bir ince inleyiş bu / alın varır değil mi secdeye? Ki; mezarımızdır seccade. Ruh orada kendi üzerine kıvrılır da kıvrılır. Kainatın yaratıldığı zamanki derin sessizlik, kıyametin gürültüsüyle birlikte duyulur. Kalbimize dokunup dokunup geri çekilen şeyin ne olduğu bilinir. Zavallılık son bulup orada, içimiz yeniden katmer katmer açılır. Kalp kabını dua ile doldurur. Göklerin yolu açılıp yer ile gök arasındaki herşeyin duaya durduğu bu mübarek zamanda, kalp titreyişlerin, dil duanın ritmini yakasın, şaşırıp yanıldığımızda bağışlanalım diye, siz bize dua edin Efendim. Åh Efendim!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |