|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Dizilerin dizleri dibinde
Yeni yayın dönemine, bir taraftan doğunun mistisizmini çarpık şekilde işleyen "ağa dizileri", diğer taraftan korunaklı orta sınıf salonlarında geçen "komik dizilerle" birlikte girdik. Bir kış daha böyle geçecek yani.
Popüler kültürün sunumunu belirleyenin talep değil arz süreci olduğunu TV'lerin evlerin baş köşesine arz-ı endam ettiğinden beri görüyoruz. Ekonomik krize endeksli TV dizileri, yeni yayın dönemde güçlü bir ivme ile yaşamımıza hücum etmeye başladı. TV'ler meşhur ekonomik krizi atlatmış olacaklar ki, bir yarıştan çok misillemeli bir mantıkla "dizi dizi" dizileri ekranlara sunmaya başladılar. İki yıl önce krize kurban olan "Birinci dizi furyası"nda delikanlılığın kitapları ve "yüreklerin deliliğinin", bir türlü becerilemeyen polisiyelerin aksine, bugünlerde diziler sit-comlarla yaratılan salon komedilerinin rüzgarını arkasına alan başka mekanlara ve olaylara yönlendirildi. Doğu-Batı ikileminde seyirlik zevkimiz Birileri popüler beğenilerimizi ölçmüş olacak ki, bunlar iki şekilde gruplanmış. Bir taraftan ağalık olgusunu yansıtan dizileri, diğer taraftan orta sınıfın korunaklı salonlarındaki "mizah düzeyi yüksek" ancak birşey "duymayan çocukların" ve "dadıların" hayatlarını anlatan dizileri ekrana taşıdılar. Şimdi TV'lerimiz bu iki grup dizilerin taarruzu altında. Dizinin yarısının cep telefonları konuşmalarıyla geçtiği, atlara ciplerin eşlik ettiği, Demirci Hasan Efe'nin torunlarının dedelerinin izinde modern intikamlar sergilediği, aşiret ve doğu hikayelerini konu eden dizileri izliyoruz. Hem de İstanbul'dan doğuya oryantalist bir seyirlik hazzı içinde... 'Uzakta bir köy' nostaljisi Kent hikayelerinin inandırıcılığını yitirdiği anlaşılmış olacak ki, öykünmeci "uzakta bir köy var" nostaljisi var şimdi ekranda. 'Bizde ağa kalmadı' diyen Nevşehirlilerin sesine rağmen, elde silahlar, yüzlerde puşilerle Mardin görüntüleri içinde bir dizi karambolu içindeyiz. Biz neye güleriz? Bunların karşısında ise "7'den 70'e" herkesi ekranların başına çeken ve ana haber bültenlerine konu olan amerikan dizilerinin versiyonları olan kome-diler yerini almış durumda. Korunaklı orta sınıf salonlarında geçen dizileri, hiçbir zaman olmayan dadılarımızın komik diyalogları süslüyor. Bu dizilerde çocuklara duyurulmayan ve mutfaklara taşınan sorunlar yumağında Türkiye'nin gündemindeki konular masalara yatırılıyor. Ancak çocuklar televizyonlarda bu dizilerin masalarında yenen yemeklerin isimlerini ezberlemekle uğraşıyorlar. Birileri mizah duygularımızın sınırlarını mı belirliyor, yoksa bizler mi beyinsel üretimimizin en parlak ürünü olan mizah duygumuzu bunlarda köreltiyoruz? Bu soru popüler kültürün tüketici alanı için cevabını hemen buluyor. Bu bir furya. Birileri bizleri aşiret dünyasına taşıyor, birileri bizleri temiz salonlarda kahkahalara boğuyor. Başka bir ekonomik krize kadar bizler değişik televizyonlarda birbirine benzeyen bu dizilerin dizlerinin dibinde hem ağlayacağız hem de güleceğiz.
|
|
|
|
|
|
|
|