T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyasî arınma mevsimindeyiz

Halil Cibran'ın Ermiş'ini üniversite yıllarında tanımıştım. Meğer Ömer Rıza Doğrul yarım yüzyıl kadar önce bu küçük kitapçığı Nebi başlığıyla Türkçeleştirmiş (Yeni baskısı, Pınar Yayınları, 2001. İngilizce özgün başlığı: The Prophet.) Batı dünyasında 80 yıldır yüzlerce baskısı yapılan kitap, aşk, dostluk, evlilik, çocuklar ve daha birçok konuya bilgece bakışlardan örülü bir kaneviçe. Çalışmaya dair bölümde şu sözler yer alıyor:

"Siz toprağa ve toprağın ruhuna ayak uydurmak için çalışırsınız. Çünkü tembel olmak, yeryüzünün mevsimlerine yabancı kalmak, muhteşem ve mağrur bir teslimiyet içinde sonsuzluğa ilerleyen hayat kervanının dışına çıkmaktır. Çalıştığınız zaman, saatların fısıltılarını kalbin içinde nağme ahengine çeviren bir ney'siniz. Kendinizi işe vermekle, hayata karşı sevginizi belirtiyorsunuz. Hayatı iş başararak sevmekse, onun en gizli sırlarına aşina olmak demektir."

Sevmek ve çalışmak. Severek çalışmak! Bu ülkenin insanları için ne kadar anlaşılması zor şeyler, Allahım! İster kamu ister özel sektörde olsun, çalışanların büyük bölümü mesailerinin öğleden sonraki kısmını sürekli saatlerine bakarak geçirmiyorlar mı? Paydos saati bir an önce gelse de, şu işkencehaneden kurtulsalar! Ya her sabah erkenden yollara düşmek? Dolmuş ve otobüslerin arkasından koşturmak? Off, offf!!! Cibran devam ediyor:

Sevgisiz çalışma kısırdır

"Hayat hakikaten karanlıktır, hızdan mahrum olursa! Ve her hız kördür, bilgi ile aydınlanmazsa! Ve her bilgi boştur, çalışma ile verimlileşmezse! Ve her çalışma kısırdır, sevgi ile bereketlenmezse! Seve seve çalıştığınız zaman kendinizi kendinize, birbirinize ve Tanrıya bağlamış olursunuz." Peki, seve seve çalışmak ve başarmak ne demektir? Halil Cibran'ın bu soruya cevabını da kısaca kaydedip asıl konumuza geçelim:

"Dokuduğunuz kumaş parçasını, sevgiliniz giyecekmiş gibi yüreğinizden çektiğiniz ipliklerle dokumak. Yükselttiğiniz binayı, içinde sevgiliniz oturacakmış gibi ruhunuzun hızıyla yükseltmek. Tohumları şefkatle dikmek, ekini sevinerek toplamak. Bütün bu verimler, sevgilinize sunulacak bir hediye imiş gibi! Yaptığınız her işi, ruhunuzun nefesiyle yüklemek. Ve çalıştığınız sırada bütün kutlu ölülerin sizi çevreleyerek gözettiklerini hissetmek!" Beni romantik bulmazsanız, size geçen hafta tartıştığımız konunun çözüm yolunun böylesi bir çalışmadan geçtiğini söyleyeceğim. Ülkeyi yönetenler, orada kendi sevgilileri oturuyormuş gibi çalışmazlarsa, yüreklerinden çektikleri ipliklerle yönetim kumaşını dokumazlarsa, hiçbir meseleyi hâl yoluna koyamazlar. "Başka Türkiye yok!" gibi sahte sloganların arkasına sığınan ucuz yöneticiler, Türkiyeyi sever gibi yapsalar da, gerçekte "Türkler'i" sevmiyorlar. Halil Cibran yukarıdaki ilk cümlede "toprağın ruhuna ayak uydurmak"tan söz ediyordu. Türklük, herhangi bir müphem kan ilişkisi değil, üzerinde "bin yıldır" yaşadığımız bu toprakların ruhuna ayak uydurmakla oluşmuş bir gerçekliktir. Bu insanları gerçekten sevgiliniz gibi görmedikçe, başka gerçekliklere kanat açmanız, başka topraklara sığınmanız kaçınılmazdır.

İktisadi çözüm zor değil

Kafamızda çözemediğimiz hiçbir meseleyi, gerçek hayatta çözemeyiz. Yukarıdaki temel duruş üzerinde anlaşmışsak, ekonomik dar boğazın fazla vakit almadan çözüldüğünü göreceğiz. Nitekim, bunun tam tersini son beş yılda en canlı biçimde yaşadık. Toprağın ruhuna ayak uydurma kaygısı olmayanlar, devletin iç borçlarını beş yılda 25 milyar dolardan 125 milyar dolara; dış borçlarını da 60 milyar dolardan 120 milyar dolara çıkardılar. Oysa, toprağın ruhuna biraz olsun hassasiyet gösteren o günkü hükümet denk bütçe anlayışıyla ve kapsamlı bir kaynak paketi sayesinde iç borçları bir yılda 10 milyar doların altına indirmeyi hedeflemişti. Ve bunu başarmak gerçekten çok kolaydı. Hükümeti iktidardan uzaklaştıranlar, beş yılda ülkeyi harabeye çevirdiler.

Biraz hafızamızı yoklayalım. Refahyol hükümetinin kaynak paketinde neler vardı? Bankaların yurtdışı muhabir bankalarda tuttukları mevduatın, yükümlülükleri dışındaki bölümünü yurda getirmek (yaklaşık 3.5 milyar dolar); dövize endeksli tahviller, süper döviz hesapları, bedelsiz ithalat (3.5 milyar dolar); kamu şirketleri için tek ortak hesaptan sağlanacak tasarruf (1 milyar dolar); özelleştirme geliri (1 milyar dolar), vs. Diğer bir takım gelirlerle beraber minimum 10 milyar dolarlık bir ek kaynak oluşturulacak gibiydi. Bu gerçekleşseydi, iç borçlar hemen sıfırlanamazsa bile, Hazinenin yüksek reel faizle borçlanmasını gerektirmeyecek seviyelere indirilmiş olurdu.

Kriz ekonomik değil siyasi

Fakat olmadı; oldurmadılar! Hükümet, 1997 için 6.2 katrilyon liralık gelir ve gidere dayalı denk bir bütçe öngörmüştü. Oysa daha önceki Mesut Yılmaz hükümetinin hazırladığı ve galiba DYP kurmaylarının da sıcak baktığı bütçe taslağında 7.5 katrilyonluk gider öngörülmekteydi. İki bütçe arasında, faiz ödemeleri bakımından büyük bir fark vardı: İlk taslakta 97 yılında toplam 3.5 katrilyonluk faiz ödemesi öngörülürken, ikinci taslakta bu miktar 1.8 katrilyona çekiliyordu. Bunun anlamı şuydu: Hükümet, faizci azınlığa yaklaşık %50 daha az faiz ödeme niyetindedir! Saygın (!) iş ve medya çevrelerinin nasıl kıyameti koparmaya başladıklarını ve dört koldan ideolojik (!) saldırıya geçtiklerini hatırlıyorsunuzdur.

Peki, şimdi geçmişe bir sünger daha çekelim ve geleceği konuşalım. Mevcut ekonomik kriz nasıl aşılacaktır? Geçen haftaki ve bu haftaki yazılarımıza binaen iki husus üzerinde anlaştık: Bir, kriz esasta ekonomik değil, siyasi (ideolojik) dir ve topyekün bir siyasi yenilenmeyi, daha doğrusu siyasi arınmayı gerektirmektedir. İki, bu toprakların ruhuna ayak uydurma sancısı çekmeden böyle bir siyasi arınma mümkün değildir. Bu hususlarda hemfikir isek, çözümün pratik ayrıntılarını konuşmaya başlayabiliriz. Bir hafta daha sabır diliyorum.


8 Eylül 2002
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED