|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye Aralık ayının başında 1999'da Helsinki'de yapılan Avrupa Zirvesi'nde oybirliğiyle AB'ne aday ülke kabul edildi. Böylece Türkiye'nin diğer aday ülkelerle eşit konumda olacağı açık bir biçimde ilan edilmiş oldu. Artık kimsenin "Avrupa ülkeleri Türkiye'yi AB'ye almazlar" demesi mümkün değil. Giriş sürecinin hızlanması için Türkiye'nin Meclis'ten geçirdiği AB'ne uyum yasalarını hızla uygulamaya koyması gerekir. Türkiye'nin AB'ye tam üye olmasının iki tarafın da yararına olacağı kesindir. Hiçbir işbirliğinde kazançlar tek yönlü olmaz. Yalnızca bir tarafın kazançlı olduğu işbirliği ticaret değil sömürüdür. Ayrıca Avrupa için Türkiye oldukça büyük önem taşıyor. Avrupa'nın Türkiye'den sağlayacağı kazançları ortaya koymadan, Türkiye'nin elde edeceklerinin envanterini çıkarmak sağlıklı olmaz. Türkiye siyasi ve ekonomik sistemini Avrupa ülkeleri standartlarına çıkarırsa, Türk ve İslam dünyası için model alınması gereken örnek bir ülke olacaktır. Bunun için de, Türkiye en kısa zamanda üretim gücünü Portekiz, Yunanistan ve İspanya seviyesine ulaştırmalıdır. Sözkonusu ülkelerin kişi başına ürettikleri ürün ve hizmetlerin değeri, bugün Türkiye'nin üretiminden altı ya da yedi kat daha büyüktür. AB, Türkiye'ye bütün Avrupa'nın kapılarını açarken, Türkiye de Avrupa ülkelerine Türk ve İslam dünyasının kapılarını açıyor. Avrupa ülkeleri Türkiye'nin yardımıyla Tataristan'dan Kazakistan'a, Fas'tan Malezya'ya kadar Türk ve İslam dünyasına açılma gücü ve imkanı kazanacaklar. Türkiye de AB'de Türk ve İslam dünyasının sözcüsü ve haklarının savunucusu olduğu ölçüde güç ve saygınlık kazanacaktır. Hong Kong ve Macau'nun Çin'e devredilmesiyle Avrupalılar'ın Asya'da yüzyıllarca süren varlığı bütünüyle sona erdi. Bugün Avrupalılar'ın Asya ülkelerinde bir dönüm toprağı yok. Avrupa Asya topraklarından bütünüyle çekildi. Artık Avrupalılar'ın Asya topraklarına Türkiye'nin desteği olmadan ayak basması oldukça zordur. Yirmibirinci Yüzyıl'da çatışma Avrupa ile İslam dünyasından daha çok Batı ve İslam dünyasıyla Çin ve Hindistan eksenine doğru kayıyor. Bundan böyle dünyada "Tek Tanrılı" dinlerle "Çok Tanrılı" dinler savaşacak medeniyetler arasındaki savaşta bir tarafta Kutsal Kitap'lara dayanan aşkın kültür diğer tarafta da Mitoloji'ye dayanan seküler kültür olacaktır. Doğu Türkistan ve Keşmir'de savaşların arka planında "Moneteist" dinlerle "Politeist" dinlerin olduğu açıkça görülür. Başka bir sınıflamayla söylersek, Asya'da "özgürlükçü" dünyayla "dayatmacı" dünya çatışıyor. Bu savaşta İbrahimi dinlerin dayanışma ve yardımlaşma içinde olması çok önemlidir. Seküler kültürün aşkın kültür tarafından içselleştirilebilmesi için Avrupa kültüründe İbrahimi boyutun öne çıkarılması gerekir. Dünyada aşkın kültürün en büyük ve en son temsilcisi Müslümanlar'dır. İslam İbrahimî dinlerin en sonda geleni olmakla birlikte, aynı zamanda en başta da olanıdır. Bu yüzden, İslam Hrıstiyanlık ve Museviliği bir bütünlük içinde ele alır. Üniversite eğitiminin lise öğretimini doğal olarak içerdiği gibi, İslam da diğer iki İbrahimî dini içerir. Aşkın gelenek bütün insanlığın atası Adem'le başlar. AB'nin bütün dünyaya örnek olabilecek, yeni bir açılım yapabilmesi için, Eski Yunan ve Roma'dan daha çok İbrahimî dinlerin evrensel etik ve hukuk değerlerine ihtiyacı var.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |