T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Sadece seçimi değil, sistemi de sorgulamalıyız

Milletvekili aday listelerinin YSK'ya verileceği son gün olan 11 Eylül yaklaştıkça Ankara'daki seçim senaryoları da renkleniyor. Seçimlerin ertelenmesine varıncaya kadar abuk subuk senaryoların hâlâ konuşuluyor olması Meclis'in ve doğaldır ki sistemin üzerinde şüphe uyandıran soruları beraberinde getiriyor.

Önce seçimler için 3 Kasım'ı telaffuz eden ve sandalye sayısı itibariyle Meclis'in en büyük partisi olan MHP'nin seçim konusundaki tutarlı tavrını takdir etmek gerekir.

Ne var ki, siyasi partiler ve seçim yasası değişmeden yapılan seçimlerin -ister 3 Kasım'da, ister başka bir tarihte yapılsın- arzulanan istikrarı temin edemeyeceği de gün gibi âşikâr!

Aday oluncaya kadar büyük oranda kişilik kaybına uğratılan milletvekillerinin istikrarlı bir Meclis oluşturmaları bence çok şüpheli!

Dahasını söyleyeyim, sürekli Meclis denetiminde ve hemen her fırsatta gensorularla muhatap bir hükümetin istikrarlı bir hizmet getirmesi de bence çok zor.

Onun için de her seçim döneminde ülke barajının düşürülmesi gibi seçim kanunu ile ilgili tartışmalar yerine mevcut parlamenter sistemi sorgulamamız gerektiğine inanıyorum.

Sistemi sorgulamamız gerektiğine inanıyorum. Çünkü demokrasinin sağlıklı biçimde işleyebilmesi için gerekli olan "kuvvetler ayrılığı" ilkesi bizim ülkemizde tersine işlemektedir.

Kuvvetler ayrılığı ilkesine göre yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız olması gerekir. Oysa yürütme, yasamanın yargı da yürütmenin tehdidi altındadır. Hükümetin yasama organı üyelerinden oluştuğu ve yasama organının güvenoyuna bağlı bulunduğu bir sistemde kuvvetler ayrılığından söz etmek kendimizi kandırmaktan başka neye yarar ki?!

Yürütmenin insafına bırakılmış yargının bağımsızlığından söz etmek de kendimizi kandırmak değil midir? Hukukun siyasallaşması gibi son derece tehlikeli bir sürece girilmesi kuvvetler ayrılığı ilkesinin eksikliğinden kaynaklanmıyor mu?

Evet bence seçim barajı aday belirleme yöntemi gibi detayları tartışmak yerine "yönetimde istikrar" ve "temsilde adalet"i temin için radikal çözümleri tartışmak daha faydalı olur.

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin gerçek anlamda hayata geçebilmesi için en radikal çözüm başkanlık sistemine geçilmesidir.

Bugün belediyelerimizde geçerli olan sistem gibi halkın başkanını doğrudan seçtiği, Meclis'in güvenoyu ya da gensoru tehdidinin olmadığı gerçek anlamda yürütme erkine sahip başkanlık sistemi.

Bence 4 Kasım'dan sonra Meclis bunu tartışmalı ve yeni hükümet, yasama organından tamamen bağımsız olarak 4-5 yıl tıpkı belediyelerde olduğu gibi işine bakmalıdır. Meclis'te hükümetin attığı her adımı sorgulayan bir organ olmak yerine bağımsız olarak yasamayla ilgilenmeli ve taşlar yerine oturmalıdır.

Başımıza taş yağmasından beter olduk hâlâ detaylarda boğuluyoruz. Demokrasinin sağlıklı işlemesi için kuvvetler ayrılığını gerçekleştirecek en pratik çözümün başkanlık sisteminde olduğunu hatırlatmak istedim.

Hatırlatmakta fayda vardır!


8 Eylül 2002
Pazar
 
Resul Tosun
RESUL TOSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED