T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Adaylar ve partiler...

Yeni bir "yüz yıl" için neler söylenmişti. Artık eskiye itibar olmayacaktı. Dünyadaki değişimler kadar, Türkiye de değişime ayak uydurup, "yeni Bir Dünya Düzeni" içinde yerini almış olacaktı.

Bunu, ancak "Türk Millî Futbol Takımı" gerçekleştirmiş ve "dünya üçüncüsü" olmuştu.

Şimdi, bu sosyal ve siyasal değişimi isbatlayacak olan ve bunu Türkiye'nin geleceği için kuvveden fiile sokacak olan "partileriniz" olacaktır.

Üç Kasım seçimleri, bunun için ilk adım...

Anayasa doğrultusunda ve Türkiye'nin acil çözüm bekleyen hayatî meseleleri karşısında, kim en iyi plan ve program ile yönetici kadroyu TBMM'ye taşıyacak, onun üzerinde durmak gerekir.

Çünkü geçmişte, partilerimizin birtakım "sosyal ve kültürel içerikli politik görüşleri" vardı ve onların etrafında politikalar üretmiş olurlardı. Artık bugün onlardan eser kalmadı. (Sadece SP'nin, "Millî Görüş" söylemine sil baştan, diyerek atılım içine girdiğini görüyoruz.)

CHP'nin "ortanın solu" veya DSP'nin "Köy-kent hayalperestliği"nin bir "umut istismarı"ndan başka bir şey olmadığı görüldü.

O, "sağcı, muhafazakâr" tekerlemelerine bile yüz veren kalmadı.

Amma, ortaya bir sürü karmaşık ve bulaşık beyan ve ifadelerle Türkiye'deki sosyal ve siyasal yapı, çarpıtılıp, alık hale getirildi.

Değil mi ki, "Avrupa Birliği" içinde bir "yıldız" olma özelliğine kırk yıldır koşan bir Türkiye'nin, şaşkın bakışlar içinde, sosyal ve siyasal bünyesi, bir değişim/transformasyon aldatmacası içinde çalkalanıp duruyor.

Demokrasi, insan hakları, düşünce ve ifade özgürlüğü, dengeli kalkınma, Sosyalist Enternasyonal ve ırkçı söylemlerden eser kalmadı ki, bir açmaz ve iflâh olmaz fikir ve eylem bunalımında Türkiye yalpa vurup duruyor.

Bunun niçin böyle bir dengesizliğe ve buhrana Türkiye'yi sürüklediğini araştırmak için zaman az ve gereken veriler de elde mevcut değil...

Bunun çok çeşitli ve çetrefilli sebepleri var olduğunu kimse inkar edemez; aksine, partiler ve siyasal ortam, yön ve yöntemini bulmuş, her şey tabii seyri içinde işlerlik kazanmış olurdu.

O zaman ne yapmalıdır?

Partiler ve onların vücut bulmasına sebep olan "lider ve beyin takımı"na dikkat etmeli veya lider kadroları Türkiye'yi yönetecek ehil ve yetenekli "adayları" seçmeli ki Türkiye'nin başı hiçbir gâile ve beladan kurtulmuş olsun!

Adaylık konusunda, adaylarda aranması gereken en önemli husus, kültür birikimi ve yetenek!..

Veya Türkiye'yi, dünya üzerinde çağdaş ve mutlu bir hayata ulaştırmada gereken hilm, feraset ve sadakat ile, sevgi ve paylaşım özelliğine sahip olmak...

Ve ardından, dürüst, hakkâniyet ile ihsaniyet üzere, halka hizmeti, hakka hizmet olarak görenleri, bulup halkın önüne çıkarmak...

Menfaatperest, çıkarcı, vurguncu, talan ve yalancı kimselerden uzak durup, halkı iğfal ve idlâl etmesine mani olmakla, sakat ve sakar düzenin çıkarcı çevrelerine "umut" vermemek...

Kadınların mazisine, erkeklerin de atisine gereken teşhisi koyarak, sağlıklı ve kaynaşmacı bir "toplumsal aile"yi genel ahlâk kuralları içinde, "yeni bir nesil" için çile ve meşakkate katlanmak "test"inden geçirerek "örnek aile" özleminin nüvesini teşkil etmek...

Topluma ifsat ve idlâl yolunda, her türlü maddî ve manevî değerleri "istismar" yolunda, her türlü entrika ve desîseyi meslek edinmiş olanlara dikkat ederek; fire vermemek için, imbikten geçirmek ve partinin koyduğu veya dayandığı toplumsal değerlerin kıstasına vurup, şaşmaz ilkelerin karşısında çıkarcı ve talancıları, kardan adam gibi eritip, parti teşkilatı içinden soyutlamak, tecrid etmek...

Veya "parti kapısı"ndan geri çevirecek tepkiyi, toplumsal olarak seçmene yansıtmak, ihanet ve cebaneti meslek edinenleri, "profesyonel politikacı" menajerliğinden, tutup yelesinden halkın önünde teşhir etmek...

Dünkü varlığı ile, bugünkü malî gücünü ilânla, gelecekte de aynı sosyal ve kültürel seviyeyi koruyup, dengeli kalkınma ve seviyeli politikanın çizgisinde seyrini tescil ettirmek başta gelen miyar ve mihenk olmalıdır.

Statükocu ve komplocu olduğu kadar, "safsata ve hortlak zihniyet"temsilcilerine gerçeğin şamarını vurmak; dışa bağımlı ve mandacı tüm fikir ve akımlara eteğini kaptırmış veya beynini satmış olanlara, asla ve kat'a yüz vermemek, üretici makrobik fikirlerini ve hayat tarzlarını ifna ve ifşa için, devlet yönetiminde olması gereken, celâdet ve hamaseti gösterip çıkarcı yaklaşımlarını kaynağında boğmak.

Kaşarlanmış, yozlaşmış ve palyatif tedbirlerle şekillenmiş kimseler varsa, tümünün karşısına, genç, dinamik ve yapıcı eylemleri ile Türkiye'yi geleceğe sevk ve heyecanla olduğu kadar, dünyayı bilen ve geleceği gören atik ve dinamik genç beyinlere Türkiye'nin önünü açmak için, listelere yerleştirip, halkın önüne çıkmak gerekir ki 3 Kasım seçimleri'ni kazanmak, 11 Eylül'de YSK'ya verilecek listelerdeki "adaylar"la mümkün olacaktır!

Bekleyelim ve görelim, partileri ve adaylarını... Sonra da, ya paylarız veya aklarız...


www.sadikalbayrak.com

8 Eylül 2002
Pazar
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED