T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Irak'tan Ak Parti'ye; dünden bugüne...

Hem Türkiye, hem bölge (Ortadoğu) ve hem de dünya için başdöndürücü gelişmelerin hüküm süreceği günlere girmiş durumdayız. Bir gün önceki hesaplar, ertesi günkü bir hamle ile iptal oluveriyor; bir gün önce biçimlenen 'gündem', ertesi gün değişiveriyor.

Örneğin, Irak... Amerika'nın askeri harekat tarihi bile –en erken Kasım 2002 ortası-en geç Ocak 2003 sonu gibi- belirlenmişken, Saddam Hüseyin, Amerikalıların ve müttefiklerinin kendisinden hiç beklemediği 'dramatik' bir adım attı ve 'BM silah denetçilerinin Irak'a kayıtsız şartsız kabul edileceğini' Genel Sekreter Kofi Annan'a bildirildi.

Saddam'ın bu kararının, Irak'a saldırı planları üzerinde çalışmakta olan Amerikalılar ve müttefiklerini sıkıntıya sokacağına kuşku yok. Beyaz Saray'ın ilk tepkisi, bunun bir 'taktik manevra' olduğu şeklinde. Beyaz Saray sözcüsü, 'Mesele, BM denetçileri değil, Irak'a kitle imha silahlarını imhasıdır' dedi.

Bunun bir 'taktik manevra' olduğunu kuşku yok. Elbette, bir 'taktik manevra' ama tam da bu 'taktik manevra', konuyla ilgili gelişmeleri 'askeri alan'dan 'diplomasi kulvarları'na taşımayı ve Bağdat'ın bu adımla 'zaman kazanması'nı ifade ediyor. Politika, zaten bu demek.

Bu Bağdat hamlesinden sonra, Amerika'nın 'saldırı niyeti' ortadan kalkmasa ve nihai olarak değişmeyecek olsa bile; 'saldırı gerekçeleri' daha 'inandırıcı' olmak zorunda.

Bu hamlenin kendisini ittiği 'açmaz'la karşı karşıya olan Washington, ya 'unilateralizm'e (tek yanlılığa) iyiden iyiye sapacak ve atacağı adımlar 'BM sistemi'ni anlamsız bırakacak ve 'uluslarası meşruiyet' kavramı aşındırılacak veya ABD, Irak'ın Mısır ve S.Arabistan'la 'eşgüdüm' halinde attığı anlaşılan bu adımla bağlanan elini kolunu çözmek için terleyecek. Rusya'nın, Bağdat'ın bu adımından sonra, Washington'a bir gün önceki kadar yakın durmadığı, AB'nin de ABD'ye ilişkin 'manevra alanı'nı genişletebileceği görülüyor.

Türkiye'de de günlük gelişmeler, bir önceki günün 'gündemi'ni iptal edecek süratte ve iniş çıkışlarla cereyan ediyor. Önceki gün ve dün, YTP'nin 'seçim barajını indirme' hamlesiyle 'seçimlerin ertelenmesi' ihtimali bir nebze yükselmişti. Ancak, dün, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 'seçim barajını indirmek, seçimi erteletme amaçlıdır' diyerek, kurulduğu günden beri 'ilkesiz bir siyasi acemiler taburu'nu andıran YTP'yi sipsivri ortada bıraktı. 'Seçimlerin ertelenmesi' ihtimali, bugünden düne oranla çok daha zayıf. Keza, seçim barajının indirilmesi de.

Ne var ki, seçimlerin ertelenmesi girişimlerinin ardında yer alan Mesut Yılmaz-Hüsamettin Özkan kumpanyasının hamleleri duracağa benzemiyor. Ne de olsa söz konusu olan, 20 yıldır oluşmuş ve özellikle son 5 yıl içinde dalbudak sarmış ve bu şekilde 'kurumlaşmış' büyük çıkarların 'kendini koruma refleksi'. 'Baraj altı' kalması kuvvetle muhtemel, ayrıca dokunulmazlıklarının kalkması ve siyaseten bitkin duruma düşmeleri halinde 'yasal süreçle yüzyüze gelmeleri' ihtimali bulunanların, ellerinde hala korudukları gücü son demlerine kadar kullanmaları beklenmelidir.

Türk siyasetinin dağınık ve parçalanmış hali, AB dahil iç politika için heder edilmemesi gereken hiçbir 'tabu'yu, iç politika bataklığının içine çekmekten alıkoyamayacağa benziyor. Önümüzdeki günlerde, Türk siyaset gündeminin 'kaotik' görüntüsünün dağılabileceği pek kuşkuludur.

Bunlarla hem irtibatlı hem de tümünden daha önemlisi, Tayyip Erdoğan'a yönelik 'hukuki durum'la ilgili. Aslında, Tayyip Erdoğan ismi çevresindeki 'hukuki durum' pekala 'siyasi durum'la, 'toplum ve siyaset mühendisliği' ile ilgili.

Görünen o ki, 'Olympus Dağı'nın Tanrıları', Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlık ihtimalini ve giderek Ak Parti'nin seçimlerden hükümet kuracak güçte çıkmasını önlemek istiyorlar. Tayyip Erdoğan'ın milletvekilliği şansı, -YSK son sözü henüz söylememiş olsa da- bugün düne oranla daha zayıf.

Peki, bu Ak Parti'nin seçimlerden sonra hükümet kurmasını engelleyecek bir sonuç doğurur mu? Yani, milletvekili sıfatını taşıyamayacak Tayyip Erdoğan'sız bir Ak Parti'nin seçmen yitirmesi ve seçimlerden birinci parti çıkmaması mukadder midir?

İşte bu da pekala kuşkuludur. 'Robin Hood' veya 'Köroğlu' haline getirilmiş bir Tayyip Erdoğan'ın sürükleyeceği seçim kampanyası sonucunda, kendisi milletvekili olmasa dahi, Ak Parti'nin bugünkünden daha da fazla 'seçmen desteği'yle birinci parti çıkması yabana atılmayacak bir ihtimal haline bugün düne oranla daha kuvvetle gelmiştir.

Elbette, Ak Parti üst yönetiminin, 'ikinci adam' saptamasında, seçim öncesi taktiklerinde ve seçim sonrası projelerinde 'hata yapmaması' ve 'parçalanmamaları' kaydıyla.

Bu konudaki gelişmeler, Amerika-Irak eksenindeki gelişmeler kadar, bölgenin yakın ve orta geleceğini etkileme gücüne sahip.

Bütün bu değerlendirmeler, bugün dün ile kıyaslandığı zaman söz konusu. Unutmayın: Yarın, bugünü iptal edebilir. Türkiye, bölge (Ortadoğu) ve dünya (ABD-AB ilişkileri bağlamında da) başdöndürücü gelişmelerin hüküm süreceği günlere girdik...


18 Eylül 2002
Çarşamba
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED