|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İyi, sonunda bunu da başardık... Şöyleydi böyleydi derken "Hukuk"u da kendimize benzettik... Ne kadar sevinsek azdır; "Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti"nde yaşamanın keyfi de bir başka oluyor canım! Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin Tayyip Erdoğan hakkında Diyarbakır 4 No.'lu DGM'nin verdiği kararı "boş" kılan kararının açıklandığı akşam bir televizyon kanalında (CNN Türk) bir gazetenin (Hürriyet) dört yazarı durumu gözden geçiriyorlar. Gazetenin reisi diğerlerine kıyasla çok daha "tolerans"lı; irili ufaklı dalgalar üzerinde "surf" yapanların birinin altından tahtayı çekmenin hiç yakışık almadığını söylüyor. Yalan değil, çok haklı. Diğer üç gazeteci "reis"e inat bambaşka havalardan çalıyorlar. Şair olanı fırsat bu fırsat diyerek kısa bir demokrasi dersi veriyor; dediklerinin bir önemi yok, hep o bildik "şarkı"... Ankara'da ikamet edeni tuhaf bir yasa-hukuk ilişkisi analizi yapıyor; bir dönem yasak olan bazı söz ve eylemlerin daha sonra yasak olmaktan çıkmalarını kafa karıştırıcı buluyor... Dördüncü konuk zaten tek başına bir "otorite"; Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'nın ilgili maddelerinde değişiklik yapılmadıkça, "Bu işin mümkünü yoktur!" diyor... İşin şaşırtıcı yanı, benzer bir görüşü aynı kanalda bir saat kadar önce bir anayasa profesörü de savunuyordu... Ve bütün bu "komedi", artık suç olmaktan çıkmış bir fiil nedeniyle zamanında mahkûm olup cezasını çekmiş bir siyasetçi hakkında oynanıyor. Düşünebiliyor musunuz, bir fiil artık suç olmaktan çıkmış (basbayağı, pozitif hukuka göre) çıkmasına ama "medya mütefekkirleri" artık suç olmayan bir fiilden ceza yemiş birisinin bugün masum sayılıp sayılmayacağını tartışmaya devam ediyor. Öyle bir manzarayla karşı karşıyayız ki, bunun altından ne DGM, ne Anayasa Mahkemesi, ne de Yüksek Seçim Kurulu kalkabilir; bu problemin çözülebileceği tek bir merci var, o da sadece ve sadece "Mantık Mahkemesi"dir! İsterseniz bir kez daha toparlayalım: Bir zamanlar (özellikle böyle "masal" diliyle anlatıyorum ki daha bir hoş olsun!) bir ceza yasasının suç saydığı bir fiil varmış ve günün birinde birisi bu suçu işleyerek mahkûm olup cezasını çekmiş. Sonra gel zaman git zaman, bu yasada gerekli değişiklikler yapılarak bir zamanlar suç olan fiil artık suç olmaktan çıkmış. Fakat o da ne? O masal ülkesinin mütefekkirleri başlamışlar eski mahkûma söylenmeye: İyi güzel de sen bir biçimde affa uğradığın için, bazı suçlardan mahkûm olanların affa uğrasalar dahi üstlenemeyecekleri bazı görevler sana yine kapalı! Ama bu "af" filan değil ki; zamanında suç olan fiil artık suç olmaktan çıkmış, olmayan suçun affı olur mu? Hayır olsun, madem ki bir zamanlar bu fiil suç teşkil ediyor ve bu suçu işleyenler affa uğrasalar dahi bazı görevlere gelemiyorlardı, sen de aynı rejime tâbisin. Üzgünüz ama bizde hukuk böyle... Görüyorsunuz değil mi? Vazgeçtik hukukun evrensel normlarından filan, "mantık" da rafa kaldırılmış. Yargıtay Başsavcısı'nın itirazının ve bu itirazı yerinde bulup dosyayı karara bağlayan Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin "usul yönünden" yanlış yapıp yapmadıklarının sorgulanmasından vazgeçtik; karşımızdaki manzara herşeyden önce herkeste müşterek olduğu söylenen sağduyu açısından bir skandal niteliğinde. 8. Ceza Dairesi'nin kararını duyunca, ister istemez aynı Daire'nin zamanında Tayyip Erdoğan'ın artık çekmiş olduğu mahkûmiyete ilişkin gerekçeli kararını da hatırladım. Hatta üşenmeyip bu gerekçeli karar üzerine o zaman yazdığım bir yazıyı da bulup çıkardım. İnsan kendi yazısını gülümseyerek okur mu? Demek ki okuyormuş; bu yazımda gerekçeli karardan alıntıladığım bölümler bende yine aynı etkiyi yarattı. Anlaşıldığı kadarıyla bu 8. Ceza Dairesi gerçekten bambaşka bir daire... Bu gerekçeli kararda bakın ne ilginç bölümler varmış: 8. Ceza Dairesi 312. maddenin antidemokratik olduğu görüşünü paylaşarak bakın şöyle buyurmuş: "Hâkim, iyi yasa kötü yasa ayrımı yapmaz, yasayı uygular, yasayı değiştirme TBMM'nin işidir." (Ama bugün görüyoruz ki, TBMM yasayı (312) değiştirip, "kötü yasa"yı "iyi yasa" yapmış olmasına rağmen, 8. Daire'nin aklı hâlâ "kötü yasa"da! Madem ki "Hâkim" sadece "yasayı uygular"dı, 312'nin yeni halini gözönüne alsanıza!) Gerekçeli kararda o zaman çok şaşırtıcı bulduğum şöyle bir cümle daha varmış: "Sanık (Erdoğan) 'minareler süngü, kubbeler miğfer, camiler kışlamız, müminler asker' şiirinin, ilk kıtasını gizleyip, soyutlayarak ikinci kıtayı okumaya başlamıştır. Bu şiir, Malazgirt Savaşı yıldönümünde bir öğrenci tarafından okunsa, ancak tamamının okunması kaydıyla kabul edilebilir." (!) (Bu karara ne denir? Hani kötü niyetli olsak, 8. Ceza Dairesi'nin milleti o tehlikeli 'şiir"in tamamını okumaya teşvik ederek, millete tuzak kurduğuna inanacağız!) Peki ya şuna, gerekçeli kararda yer almış olan şu "hatırlatma"ya ne diyeceksiniz: "Allah nezdinde kimin daha Müslüman olduğu sanığın (Erdoğan) takdiri değildir. Kur'an'ın El Hucurat suresinin 8. ayetinde (müminlerden iki taraf vuruşacak olursa aralarını bulup, barıştırın) denmektedir. Sanık bir kesimi diğeri aleyhine kapalı da olsa kışkırtmaktadır." (!) Ne diyorsunuz, Yargıtay 8. Dairesi haberimiz olmadan epeydir "hocaefendiler"in eline mi geçti yoksa? Yazıyı noktalamadan her zamanki dileğimizi tekrarlayalım: Büyük yaratıcı ülkemize bilimden, teknikten, yükselen borsadan, düşen dövizden, AB'den, petrolden... ve tabii hukuktan önce akıl fikir ihsan eylesin... Herşeyin başı akıl fikir değil mi?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |