|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Seçimleri erteletmek ahlaksızlıktır, terbiyesizliktir, vatana ihanettir, şudur budur... Ama seçim de "seçim" gibi olmalıdır. Necmettin Erbakan'ın, Tayyip Erdoğan'ın, Murat Bozlak'ın, Akın Birdal'ın katılamadığı bir seçime "bağımsız ve demokratik seçim" diyebilir miyiz? Üstelik, bazı partilerin ittifak girişimi "derin müdahaleyle" akamete uğramış, "istenmeyen" adaylar "devre dışı" bırakılmıştı. Siyasete müdahale etmeyi alışkanlık haline getirmiş irade, anlaşılan, seçim sonuçları üzerinde de söz sahibi olmak istiyor. Bu konuda derin hazırlıklar var. İlki, etnik özellikler gösteren bir partiyi, HADEP'i Meclis'e taşıyacak ittifak formülasyonunu bozmaktı. Bu gerçekleşti. HADEP'e, kala kala, marjinalin de marjinali iki sol partiyle birleşmek kaldı; bu ittifakın da Meclis'e girmesi beklenmiyor. İkincisi, Recep Tayyip Erdoğan'ı devre dışı bırakmak... Erdoğan'sız AKP'nin ise yüzde 5 oy kaybedeceği hesaplanıyor. AKP'nin kaybını CHP'nin kazanç hanesine yazanlar, böylece "olası felaket senaryosu"nun önleneceğini, hatta CHP'nin tek başına hükümeti kuracak çoğunluğu yakalayacağını düşünüyorlar. İnce, oldukça ince bir hesap... Kısacası, iş dünyasından medyaya, medyadan bürokrasiye, belli bir "azınlık" CHP'yi iktidara hazırlıyor. Derviş'in YTP'den koparılması bu hazırlığın bir ürünüydü. Recep Tayyip Erdoğan'ın mevcut olmayan bir dosya üzerinden yasaklanması da, kararda imzası olanlar bunu amaçlamasalar da, sanki bu hazırlığa hizmet ediyor. Bu hesabın tutması, seçimin 3 Kasım'da yapılmasına bağlı. Yoksa bütün hazırlıklar berhava olabilir. Baştan beri, seçimi gündeme getiren iradenin gayrısamimi olduğunu savundum. Hâlâ aynı görüşteyim. Çünkü, milletvekili çoğunluğu (buna anlı şanlı iki genel başkan da dahil) "Ne halt ettik de seçim kararı aldık" görüşünde. Kimi büyük bir medeni cesaretle bu düşüncesini seslendiriyor, kimi seçimden yanaymış görünüp el altından "küskünler hareketi"ni örgütlüyor, kimi de parlamentodaki ömrünü uzatmak için Avrupa Birliği bahanesine sığınıyor. Hasılı, kimse seçim istemiyor. Gerçi, görüp göreceğimiz bu berbat seçim yasası, mecbur kaldığımız bu sefil siyasi partiler kanunuyla yapılacak bir erken, normal ve geç seçimin ülkeye yararı yok, ama ne pahasına olursa olsun, 3 Kasım tarihinden dönülmemelidir. Meclis, "seçimin ertelenmesi" yönünde bir karar alırsa, buna da saygı göstermelidir. Bu hukuken mümkün. Cumhurbaşkanı'nın "Seçimler ertelenirse Meclis'i feshederim" diye gözdağı vermesine bakmayın. Böyle bir yetkisi yok. Meclis'ten çıkacak karar onu da bağlar çünkü...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |