T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Taraflı Cumhurbaşkanı!

Siyasal sistemimiz, kağıt üzerinde farklı görünse de pratikte yukarıdan aşağıya yapılandırıldığı için hiçbir üst pozisyon, gücünü bir alttakinden almaksınız bağımsızlaşabilir, hatta giderek demokratik baskıdan arınarak, sorumsuzlaşabilir.

Seçenin, seçtiğini denetleyemediği bu sistemin en başında bir "denge" unsuru konuşlandırılmıştır. Adı da Cumhurbaşkanı'dır. Sivil-demokratik sistemin en üst protokolü olan Cumhurbaşkanları da pratikte; demokrasi, sanki sivil ve asker şeklinde iki ayrı güç odağının çatışmasından doğarmış gibi, bu iki unsurun arasında abartılı bir denge rolünü oynarlar. Cesaretlerinin elverdiği ve zihinlerinin emrettiği kadar terazinin bazen sivil, bazen de askerden yana olan kefesine oturup kendilerince bir uzlaşma tesis ederler.

Dolayısıyla, Türkiye'de özellikle demokrasiyi doğrudan ilgilendiren konularda sivil ve asker refleksleri çatışma durumuna geldiğinde Cumhurbaşkanları'nın rey'leri son derece büyük bir önem arz eder. Tabii, ihsas-ı rey'leri de.

Cumhurbaşkanı, demokrasinin gelişmesinin önünü açan, bu konuda gösterdiği cesaretle ülkenin bir hukuk devleti olmasını sağlayan ya da tersine bir tutum takınıp aynı alanlarda temel hakları daraltan bir faktör olabilir. Tavrına ilişkin işaret veren her söz, her imza ya da her hareket bu yüzden önemlidir.

Öte yandan bugün, "adaylık sorunu" çözümlenecek olan Tayyip Erdoğan'ın milletvekili olup olamaması "demokrasiyi doğrudan ilgilendiren" bir konudur. Adaylardan bir aday olarak değerlendirilemez, hakkında geçmişte verilen karar da kararlardan bir karar olarak görülemez. Erdoğan, demokratik olmadığı için Meclis tarafından değiştirilen 312. Madde'den yargılanmış ve çok tartışmalı bir hükümle hapis yatırılmıştır. Hem Meclis'teki yasa değişikliği, hem de erteleme yasasının çıkmasıyla birlikte suçu ortadan kalkmıştır. Buna rağmen Yargıtay, süreci tanımadan onu yeniden "suçlu" konumuna oturtmuş ve milletvekilliğini engelleyecek bir kararı alelacele yetiştirmiştir. Değil böyle zorlama bir karar vermek, Erdoğan (ya da Erbakan) konumunda bir politikacı için 312. Madde, hatta Anayasa'nın adaylığı engelleyen 76. Maddesi'nin bile değiştirilmesi düşünülmeliyken, tersine demokratik hak ihlali yapılmaktadır.

Denge noktasında bulunan Cumhurbaşkanı da reyini bu ihlalden yana kullanmaktadır. Cumhurbaşkanı Sezer, Erdoğan hakkında verilen son hüküm için, "Yargı o konuda kesin karar verdi" diyor. "Kesin!" yani değiştirilemez, yani Yüksek Seçim Kurulu'nun da mutlaka uyması gereken bir karar. Cumhurbaşkanı ya söylediği sözün nereye gittiğinin farkında değil; ya da daha kötüsü, o sözün nereye gittiğini çok iyi biliyor.

Yetmiyor, "Erdoğan, 312. maddede yapılan değişiklikten yararlanamadı. Buna yönelik eleştiriler de var" diyenleri de "onu Yargıtay değerlendirdi, ona göre karar verdi" cevaplıyor. Yani, "Meclis AB için yasa çıkarır ama bunlar uygulanmasa da olur" demeye getiriyor. Ya da "bazıları için uygulanmayabilir" demeye!

Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak Refah Partisi'ni kapatan ve Erbakan'la arkadaşlarını yasaklayan kararın altına imza atan hakim kimliğinin baskısı altında bulunuyor. Kariyerindeki "yasak" kararları, onu bugün de aynı çizgiye hapsediyor.

Ama, Cumhurbaşkanlığı makamının sorumluluklarını yerine getirmeye çalışırken de çelişki içine düşüyor. Bir yandan, Meclis içindeki küskünler ya da benzeri girişimlere tepkisini "Amaç seçimi erteleme... Bunun amacı, barajı düşürmenin ona dönüşeceğine kaygılanıyorum" sözleriyle ortaya koyacak kadar politikanın içinde, diğer tarafta ülkenin en büyük partilerinden birinin genel başkanının siyasi yasaklılığı konusunda topu yargıya atacak kadar hukukun uzağında.

Bu, bir "tarafsız Cumhurbaşkanı profili" değil, hukuk ve demokrasi karşıtlığı bağlamında taraftarlıktır. Sezer, kendisinden hukukçu kimliği münasebetiyle beklenen, özgürlükçü yaklaşımla bağdaşmayan tavırlar sergilemektedir.

Oysa, "hem hukukçu, hem de Cumhurbaşkanı" şapkasıyla zor olanı, farklı olanı ve yeni olanı dile getirmek gibi bir ödevle yükümlüdür. Bunu yapmıyor, belki de yapmak istemiyor.

O'nun tavrıyla, aynı konuda, "Yargının işini, yargıya bırakmak lazım. Kararı saygıyla karşılıyoruz" diyen Tansu Çiller arasında hiçbir fark görünmemektedir. Tek fark Çiller'in 3 Kasım'da Erdoğan'ın rakipleri arasında bulunmasıdır. Çiller için bu tablo sorun değil bilakis avantaj bile sayılabilir ama; Sezer'ın pozisyonu farklıdır. O, Erdoğan'ın rakibi gibi davranmamalı. Dahası, siyasi liderlerinin "yasaklı" olduğu bir ülkenin Cumhurbaşkanı olmayı içine sindirememeli...


18 Eylül 2002
Çarşamba
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED