T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Adam Olmak

Çok eski zamanlardan beri "makbul adam" diye "bilgi ve ahlâk sahibi" insanlar gösterilir. Bilgi burada tamamlayıcı bir unsurdur; önemli olan ahlâktır.

Ünlü tarihçi-şair Gelibolulu Mustafa Âli Osmanlı yönetimindeki başarının "liyakat"a bağlı olduğunu söyler. Bu esasen umumî bir kaidedir. Aynı zat kendi memuriyet hayatını da örnek göstererek, Osmanlı bürokrasisinde liyakat esasının bozulmasının Kanuni Sultan Süleyman devrinin sonlarında yaygınlaştığını belirtir.

Yine de yakın zamanlara kadar bilgi, ahlâk ve liyakat sahibi insanların makbul sayıldığı, bir makam ve mevkiye atanacak kimselerde bu meziyetlerin arandığını biliyoruz. Toplumda müşterek bir nokta arayacak olsak hâlâ bu umdeleri öne sürdüğümüz görülür.

Kanaat ekonomisinden tüketim ekonomisine geçtiğimizden bu yana, makbul adam daha ziyade güçlü-paralı-iktidar sahibi olarak anlaşılmaya başlandı.

Zenginliğin güç ve iktidar için her devirde geçer akçe olduğunu inkâr etmiyoruz. Lakin ahlâkın egemenliği bunu her zaman toplum yararına (ve de ferdin çıkarına) dengede tutmuştur.

Ana-babalar çocuklarını mektebe gönderirken esasen "okusun, adam olsun" diye göndermiştir. Burada adam olmaktan murat, hem bir meslek-mevki kazansın (bilgi ve hüner sahibi olsun) hem de ahlâk ve görgü edinsin mânasınadır.

Okumuş lakin adam olamamış kişide ahlâk ve görgü eksikliği olduğuna işaret vardır.

Bu tabloya zaman içinde para kazanmak, ele-güne muhtaç olmamak da eklenir ve bu eğilim giderek güçlenir.

İş hayatının zayıf olduğu, köylülüğün-mahsulün para etmediği devirde memuriyet (devlet kapısı) bir kurtuluş hedefidir. Ana-babalar evlatlarına bir memuriyet kazandırmak için çırpınırlar. Devlet kapısında kâtipliğin saltanatı uzun yıllar sürer. Tâ ki, devlet imkânları bol keseden dağıtılmaya, liyakat esası ayaklar altında çiğnenmeye, bilgi ve ahlâkın bir köşeye atılmasına kadar.

Artık "Hayat Mektebi" öne geçmiştir ve tahsilin ticarette yeri yoktur. İşi bilmek-köşeyi dönmek için iltimas, ihtikâr, her türden üçkağıt geçerli hale gelmiştir.

Gayrı meşru kazancı ile patron, tahsil terbiye görmediğini, ancak"işbitirici" hünerleri ile bu noktaya ulaştığını, yanında yüzlerce diplomalı adam çalıştırdığını şişine şişine anlatır, keh-keh güler.

Memlekette nasıl bir düzen kurulmuştur ki; başlar ayak, ayaklar baş olmuştur? İşler bir kez şirazesinden çıkmaya görsün, düzeltmek artık tüpten fışkıran diş macununu yerine tıkmak kadar muhal hale gelir. İşte buna "dibe vurma" denmektedir. Gariptir ki "dibe vurma" dahi bazı ekonomik gösterge ve uygulamaların tatbiki için elzem addediliyor.

İşte size bir dibe vurma göstergesi:

Kayseri'nin Kocasinan Belediyesi'ne bağlı İmar A.Ş.'de gece temizlik işlerinde asgari ücretle çalışmak için 200 üniversite mezunu başvurmuş.

Ülkedeki ekonomik göstergeleri, işsizliği, eğitim sistemini ve topyekun sürüp giden politikaları değerlendirmek; "Nereye gidiyoruz?" sorusuna cevap vermek için net, açık, anlaşılır bir haber bu.

Mânâsı şu:

"Oğlum okuyacak, çöpçü olacak."

Osmanlı döneminde kötü gidişe dur demek için padişaha sunulan layihalarda özet olarak "Kanun-ı Kadim'e dönelim" denirdi. Ben de asırlar sonra aynı şeyi tekrarlıyor ve Kanun-ı Kadim'e dönelim diyorum. Yani: Bilgiye, ahlâka ve liyakata.

Adalet ancak bu unsurlar ile gerçekleşir ve ayakta durur.


18 Eylül 2002
Çarşamba
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED