|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugünkü yazıda Kemal Tahir'in Yol Ayrımı başlıklı romanından uzunca bir pasajı sadece alıntılamakla yetineceğim. Bu pasaj, bizim yeni gibi görünen sorunlarımızın aslında ne kadar köklü olduğunu gösteren nefis saptamalarla dolu. Şu günlerde yaşadığımız sorunları, handikapları, çıkmaz sokakları anlamlandırabilmek için Kemal Tahir üstadımızın roman kahramanları aracılığıyla yaptığı gözlemleri dikkatle okumanızı öneriyor ve sizi bu uzun ve silkeleyici pasajla başbaşa bırakıyorum. [Köşeli parantezler ve boldlamalar bana ait]. "...Nermin hanım, Kadir'i damatlığa istememektedir. Kadir'e güvenememektedir. Kadir hakkındaki fikirlerini, Ayşe'nin babasına ulaştırmasını, Murat'tan rica eder. Murat da bu işi, Doktor Münir Bey'e havale eder. Sonra, Serbest partinin [Serbest Fırka'nın] açılmasıyla ne kadar üzüldüğünü, inkılaplardan vazgeçiliyormuş gibi geldiğini, halbuki kapandığı zaman da sevinemediğini anlatır. 'Galiba farkına varmadan gelip bir çıkmaza girdik' diye ekler. Kapanma kararının verildiği o son toplantıyı düşünür: - Halk Partisi, o toplantıda, iktidarda olduğu halde, çoktan yenik düşmüştü. İşte bunu anlayamıyorum o günden beri... -Anlayamazsın! Uzun zaman kimse de anlayamadı. Düşündün mü hiç, bir dünya imparatorluğu nasıl tasfiye edilir? Bir dünya imparatorluğu yüzyıllar boyu, yüzlerce nesillerin birleşik gayretiyle, kanları, canları, malları pahasına doğmuş, kökleşmiş, gelişmiş, yaşatılmıştır. Tarihin bir döneminde, herhangi bir nesil, tek başına bu tasfiyeye karar verebilir mi? 'Veririm' derse, bu kararın meşruluğu hangi vesikalarla ispatlanır? 1908'in padişahçı ittihatçıları imparatorluğu yıktılar; 1923'ün Kuvay-ı Milliyecileri bir dünya imparatorluğunun miras hesaplarını tasfiyeye oturdular. Peki, neydi tasfiye edilecek miras? 700 yıllık bir imparatorluk... 1908'de ittihatçıların ele geçirip on yılda yıktığı imparatorluk tam dört milyon üçyüz seksen üç bin kilometre kare toprağa sahipti. Nüfusumuz kırk üç milyonu aşkındı. Bu toprak üzerinde malımız olan yedi bin kilometre demiryolu döşeliydi. Buna, dört yüz yıllık hilâfetin bütün dünya İslâmları üzerindeki manevi haklarını katmıyorum. Tasfiye edilen miras Osmanlı'nın sırf kılıç gücüyle aldığı, tarih boyu vuruşarak savunduğu mirastı. Evet, oturuldu masaya... Karşımızda yirmi iki devlet... Tasfiye beş buçuk ayda tamamlandı. Mahzenler dolusu arşivleri düşün... Delegelerimiz incelediler mi bunları? Kılı kırk yardılar mı? Hayır! Çünkü İstanbul hükümeti delegeleri, yani asıl uzmanlar bizim isteğimizle sokulmadı bu konuşmalara... Bu iyiliğimize karşı İngiliz generali Harrington'un teşekkürünü hatırlarım. Demek, dört milyon küsur kilometre karelik bir imparatorluğun yedi yüz yıllık hesapları tasfiye edildi beş ay içinde. Buna tasfiye denmez, mirası reddettik. Kurtuluş iki türlü olur: Ya bütün haklarını en son zerresine kadar koruyarak kurtulursun, ki gerçek kurtuluş budur. Ya da haklarından birçoklarını vererek kurtulursun! Bu da kurtuluştur ama öyle pek öğünülecek, kasınılacak çeşitten sayılmaz. Hele rejim değişmelerinin tarihsel haklardan vazgeçmekle hiçbir ilintisi olamaz. Sözgelimi, Bolşevikler, Çarlık İmparatorluğu'na pekâla sahip çıktılar. Nitekim, Fransa cumhuriyetçileri de kendilerinden önce, çeşitli krallarının kurmuş oldukları imparatorluğu rejim değiştirdik bahanesiyle hiç kimseye bağışlamadılar. Dünyada çok az milletin eline geçmiştir bizimki kadar büyük tarih birikimi... Eğer her millet ilk zorlukta, yüzyıllar boyu biriktirdiği haklarını kaldırıp atarsa, dünyada tarih diye bir şey kalmaz. Neden sana yenik düşmüş gibi geldi, bir tek adam karşısında koca bir iktidar?... Hem de askeri bir zafer kazanarak gelmiş bir iktidar? Çünkü Anadolu-Yunan savaşı belletilmek istendiği gibi, bin yıllık tarihimizden ayrı bir Milli Kurtuluş Savaşı değildir. Bin yıldır süren Doğu-Batı boğuşmasının yüzlerce savaşlarından biri, hem de küçüklerinden biridir. Böyle bir savaşı kazanmak, bin yıllık tarihin biriktirdiği hesabı kapatmaya yetmez ki, iktidarı gerçek iktidar olsun. Bu savaşa, İstiklal savaşı da, hâşâ, denemez! Çünkü biz, hiçbir zaman milli devletimizi yitirmedik. Siz Cumhuriyet çocukları 'gözümüzü zaferde açtık' avuntusundasınız. Şimdi umulmaz yerlerde beklenmez yenilgilerle karşılaşınca apışmayın!.. Biz, er geç, Batıyla ister istemez hesaplaşmak zorundayız. Bunu gerçekten yapmadıkça batıya hizmet teklif etmekle belâyı başımızdan defleyemeyiz..."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |