T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ
Bir Millet Uyanıyor Ama Maça!..

Biz ülke olarak tüm dünyaya "Olimpiyatları biz yapalım, Allah sizi inandırsın ki süper yaparız, hem bir kereden de bişey olmaz" dediysek de oralı bile olmadılar. Bari araya adam sokup şu dünya kupası finallerini biz alsaydık, hiç olmazsa futbola milletçe aşinayız. Hem bildiğimiz bişey yani hata şansımız da az. Ama tutturmuşlar ille de olimpiyatlar diye. Sanki çok anlarız 100 metre engelli koşmadan, kelebek stili yüzmeden, eskrimden, sırıkla atlamadan, artistik patinajdan… Dünya kupası bu kadar da karmaşık değil üstelik, herkes biliyor işte. Annem- Oktay hangisi bizim. Ben- şu kırmızı olanlar. Bitti, olay bu kadar basit işte. Neyse asıl konum bu değildi.

Biliyorsunuz dünya kupası maçları Türkiye saati ile sabah 8:00 ila 12:00 arasında yapılacak. Demem o ki, maçları izlemek isteyenlerin büyük çoğunluğu evde olacaklar ve büyük bir ihtimalle de bizim ve sizin evlerde şu tür olaylar yaşanacak: (Ben kendimden yola çıkarak yazıyorum siz kendinize uyarlarsınız artık.)

Ben sabah erken kalkıp yüzümü bile yıkamadan televizyonun olduğu odaya gidip televizyonu açıcam. Açar açmaz da sesi açık olduğunda müthiş bir gürültü kopacak ve ardından odadakiler sabah sabah kafayı yediğimi sanıp şoka girecek. Kız kardeşim güya beni kendime getirtmek için tokat atmaya çalışırken yumruğu yiyecek. Kardeşimin ağlama sesine annem uyanacak, önce erken kalktığım için şaşıracak sonra kardeşimi dövüp televizyonu açıp odayı gasp ettiğim için söylenecek. Maç başlayalı 10 dakika olacak ve Milli takımımız Ergün'le sol kanattan atak hazırlığı içerisinde olduğu sırada annem kahvaltı için ekmek almamı söyleyecek. Ben "kardeşim alsın" diyecem, annem "sen evdesin sen al" diyecek. Ben "sepeti salın bir çocuk alsın" diyecem, annem yine söylenecek…

Tam bu ilk krizi aştık derken maçın şöyle 35. dakikasında falan hiçbir şey yokmuş gibi annem televizyonun fişini çekip elektrikli süpürgenin fişini takaca. Ben "yaa git başka odayı süpür illa bu odadan mı başlıyacan?" diyecem, annem "beğenmediysen git, kendine ev tut, orda izle maçını" diyecek, ben süpürmesini bekliyecem. Annem fişi çıkarmadan kabloları uzatarak başka odaları da süpürecek ve ilk yarı bitecek.

İkinci yarı başlamadan -devre arasında- anneme gidip "alınacak bişey varsa şimdi söyle hemen alayım bak sonra alamam" diyecem, annem de "yok, bişey lazım değil" diyecek. İkinci yarının başlama vuruşuyla birlikte kardeşim gelip ağır hareketlerle televizyonun tozunu alacak. Ben "çıksana şurdan, çık çabuk" diyecem, kardeşim de yüksek sesle "iş yapıyoruz herhalde, patlamadın ya" diyecek. Annem mutfaktan bana bağıracak, ben de oturduğum yerden uzanarak kardeşime tekme atmaya çalışacam. Maçın temposu da evin temposu da giderek artacak. Kırmızı kartlar, direkten dönen toplar, kemik sesleri ve tekmeler havada uçuşacak…

Maçın son yarım saatini rahat izlerim düşüncesi bende hasıl olur olmaz kapının zili çalacak. Evinin işini erkenden bitiren komşulardan biri içeri süzülecek ve annemle televizyonun bulunduğu odaya kurulacaklar. Komşumuz daha oturmadan beni göstererek "a aa bunun ne işi var bu saatte evde, işin gücün yok mu senin?" diyecek, ben de uyyuz olmuş bir biçimde "yok, maç var da ona bakıyorum" diyecem. O da "maç karın doyurmuyor bu devirde, onlar oynasınlar sana ne faydası var ki, sen en iyisi kendi işine bak, iyi bir iş bul kendine de hemen evlen" diyecek, ben de "sana ne" dememek için kendimi zor tutacam.

Yediği tekmenin intikamını almak isteyen kardeşim sırf bana gıcıklık olsun diye bir tas eriği kulağımın dibinde yemeğe kalkacak. Her ısırdığında beynimde şimşekler çakacak ve televizyona boş boş bakıp dişlerimi gıcırdatacam. Tabii ki sonunda dayanamayıp kardeşimi odadan kovacam. Ve odadaki telefon çalacak… Telefona annem bakacak, köyden anneannem aramıştır ve hani köyden aramışlardır ya, yani uzak bir yer diye annem odanın içinde bağıra bağıra konuşacak, tabii ki televizyonun sesini de kısmamı isteyecek. Annem konuşmanın bir yerinde "he Oktay mı, evde, dur veriyim de konuşun" diyecek. Film burada kopacak anneannem , teyzem, dedem derken beş kişiyle konuşacam. Her biri iki dakikadan 10 dakika eder ki, maçın bitimine de uzatmalarla birlikte 12-13 dakika kalmış olacak. Gözlerim ve kulağım maçta ama ahize kulağımda kiminle konuştuğumu çokta bilmeden "h hı, iyidir, siz, şey ne oldu, iyi iyi…" gibi geçiştirme sözlerle ve bazen de Milli takımın yaptığı atağa dikkat kesilerek karşıdaki sorunun cevabını bekletip atağı sonuçlandıracam sonrada saçmalayarak bir telefon görüşmesi yapıyor olucam. Gözlerim televizyona dikilmiş, bir elimde ahize bir elimde kumanda ve baş parmağım volume düğmesinin artı tuşunda iken, "herkese çok çok selam söyleyin, kesin bu yaz geliyorum, hadi çok konuştuk size fazla yazmasın" diyerek telefonu kimin suratına olduğunu bilmeden kapatıcam. Ve kapatmamla birlikte maçın hakemi de 90. dakikayı ilan eden son düdüğünü çalacak. Zehir olan maçtan bişey anlamadığım gibi kötü çocuk olarak da evdeki konumumu sağlamlaştırmış olacam.

Evli arkadaşlara sesleniyorum; siz maçları eşinizin hazırladığı kahvaltı sofrasında huzur içinde seyretmeyi mi hayal ediyorsunuz? Aloo… uyanın bu gaflet uykusundan. Özellikle İstanbul'da evli kadın erken kalkacakta işe giden kocasına kahvaltı sofrası hazırlayacak, ooo oo geçti o devirler, şimdiki erkekler yatağından usulca kalkıp evden sessizce çıkıyor, iki poğaça ve bir markalık çayla işyerinde kahvaltısını ayaküstü zor yapıyor. Öğle tatili olduğunda evdeki karısı yatağından, o da baygın olarak yeni kalkıyor. Hiç olmazsa bu dünya kupasında şöyle bir ellerinizi başınızın arasına alıp düşünün ve titreyip kendinize gelin.


Sayı 12
 
AHMET OKTAY BERBER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED