|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Situation Comedy, Türkçesi durum komedisi. Hâlâ gülmeye mecali bulunan vatandaşın diline vurursak 'durduk yere komedi'. İyi ama, gülünecek bir 'durum' mu var? Situation Comedy nam-ı diğer sit-com, motamot çeviriyle 'durum komedisi'... Memleketin şu hali pür melaline baktıkça, evlerin oturma odalarında yükselen bu kahkahaların asıl tarifi, 'durduk yere komedi'. İşlediği kabahatin arkasında duramadığı gibi, etraftan gelen bıyıkaltı gülüşlere karşı da fevrileşip 'gülünecek bir şey mi var şimdi?' durumundaki Türkiye'nin manidar çehresi... Halimize karınlarını tuta tuta gülen komediler, aslında hiç de durduk yere gülmüyor zannımca... Hafızanın lüzumsuz şeyler çöplüğüne atılan, pabuç dilli bir hizmetçinin, kafayı evin beyine takmış edep yoksunu bir dadının gülünç repliklerinden ibaret değil dizilerin esrarı. Değil yani... Bu sit-com mevzusunun altının bu kadar kazılması ve ellerin bomboş çıkması sahici değil... Çünkü... Can yakmayan bir şeyler
Sit-com'larla, ne döndürülmekten kopma derecesine gelmiş Kemal Sunal filmleri ne çoktan suları çıkmış da iflahları kesilmiş mağazin-eğlenceler ne de kabak tadı vermeye başlayan yarışmalarla yakaladıkları 'ikbal'e kavuştu televizyon kanalları. Daha fazla... Ucuz, basit ve en önemlisi 'can yakmayan' bir şeydi bu sit-comlar. Bizimkiler bu 'ballı' damarı böyle keşfetti... Hem, sıradan bir papaza rating rekorları kıran bir talk show yaptırmayı başarmış, Başkan Clinton'ı medya maskaralığı statüsüyle kremleyerek 'komik Clinton' haline getirmiş, yani kutsal statüsündeki siyaset din gibi mefhumların bile eğlencenin sakil kalıbına dökülebileceğini böbürlene böbürlene kanıtlamış ABD'nin cevval televizyoncuları, ratinge tahvil etmişlerse güldürme işini. 'Biz bu işi biliriz' cakalarıyla sit-com'lara sardırdılarsa vardı bir iş, bu işte. Şöyle ki... Bir çocukluk taklidi...
Eğlenmenin neredeyse tek müsebbibi olan gülmek eylemi, insanı tutar başka yerlere götürür çünkü. Gülmekten azade bir ruh hayatla, ödenmesi gereken faturalarla, "Nasıl eder de ay sonuna çıkabilirim?" istifhamlarıyla kıyasıya çarpışır. Oyun bahçesinde ip atlarken, çitlerden ötesini görmeyen çocuklara dönüştürür insanı. Haydi çekinmeden söyleyelim, alıklık tohumları yerleştirir zihinlere. Gülmek oyalanmak demektir, lay lay lom manasizlığında bir enerji patlaması bir başka açılımda. 'Yapılması gerekliler listesi'nin fasılası, 'emniyetli alanlar'a sığınma zamanıdır. En çok eğlenen, en çok mutluluk şarkıları söyleyen, en çok pozitif olan, en çok uzlaşan olma oyununda elle tutulur tek vasıta. Kötü değil iyi çocuk olma temrinlerinin komikliğiyle acılaşan fotoğrafı. Suni bir çocuk taklidi... Gülme eyleminin üzerinde bıraktığı "unutuş"ları elinin tersiyle ittiğinde, kulaklarında tek kalacak olan, hakikatin ağır müziğidir ama. İyi beslenmişlere has o sonu gelmez kahkahalar
Dünyaya uyum sağlamamakta ayak direyenleri, içinde yaşadığı aleme kesip biçip uyduran bir terzi makaslarının, üretim tarihi yeni olanı. Mevcut ortamdan şöyle iki adım geri çekilenlerin, ayrıkotu gibi duranların, durumun ciddiyetini anlamış bulunanların, 'hakikatler'den bahsetmeye niyetlenenlerin 'azınlık' olmanın çaresizliğiyle cılızlaşan seslerinin, ahenksiz gürültülerle bastırılması eylemi... "Böyle olmaz arkadaş" ağırlığında konuşmaların üstüne çekiliveren bir hafiflik örtüsüdür gülmek. "Haksızlık bu" çığlıklarını kör kuyuya itekleyip, üstlerine anahtarları denizin dibinde kilitlerle örtülmüş kapaklar sürmektir. Dostoyevski'nin Ölüler Evinden Hatıralar'ındaki sarsıcı tesbitiyle, "Sonu gelmez kahkahalar, iyi beslenmiş insanlara yaraşır" çünkü... Belini doğrultamayanlardan müteşekil, acı yüzlü insanların memleketine değil. Ve bu işte gülünecek hiç bir 'durum' olmadığını anlamışlara değil. Bir de güldürmek yerine Biri Bizi Gözetliyor gibi sinir uçlarına kısa devre yaptırmak suretiyle düşünme yetinizin üzerine balyoz indiren program türleri var ki, o ayrı bir mevzu. Apayrı...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |