T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

C U M A R T E S İ

Ne var?...
Komanteri Pozişın

Homeros büyük eseri "İlyada ve Odysseia"da Truva savaşını kaybedenlerin öyküsünü anlatmıştır.

Bu destanları savaşı yaşadıktan sonra yazamamış, kaçtığı Mısır'da ve İsa'nın doğumundan dokuz yüz yıl önce kaleme alabilmiştir.

Önce hayatta kalabilmek için Mısır Kralı I. Seti'nin oğlu II. Ramses'in yanına sığınmış ve orada hurmadan şarabını yudumlarken, kendisini severek papirüs üstüne yazabilmiştir.

24 bölüm destan 16.000'den fazla dize üstüne kurulmuştur.

Demem o ki, şeker hastası ve siyatik çeken Homeros kendini sağlama aldıktan ve sanatsever bir hükümdara sığındıktan sonra doğru bildiğini yazabilmiştir.

Şimdi anlatacağım olayın birebir ve tek yaşayanı olduğum için benimle tarih olsun istemedim.

Yanlış anlaşılmasın, henüz ne kendimi sağlama alabildim, ne de sığınacak bir hükümdarım var. Ama siyatik başladı, üstelik kedim bile yok...

Yıl 1976...

Trabzon'dayız...

Ortalığı kasıp kavuran Trabzonspor, o zamanki adıyla Şampiyon Kulüpler Kupası'nda ikinci tura geçmiş.

İlk turda da ben tarihe geçmişim...

İzlanda'nın Akranes takımıyla eşleşen Trabzonspor Avrupa Kupası'nın en doğudaki şampiyonu. Akranes ise Atlantik Okyanusu'nun ortalarında bir ada olan İzlanda'nın şampiyonu, yani Avrupa Kupaları'nın en batıdaki takımı.

Avrupa Kupaları'nın o ana kadarki tarihinde ilk kez bir İzlanda takımı bir Türk takımı ile eşleşiyor ve üstelik eşleştiği Türk takımı da Türkiye'nin en doğusundaki takım. Yani Trabzonspor...

Anlattığım ilk maç, Avrupa Kupaları'nın en uzak iki ülkesinin en uzak mesafeli naklen yayını olarak Guiness Rekorlar Kitabı'nda yer almıştır efendim.

İkinci turdaki rakibimiz ise Liverpool. Avrupa'yı kasıp kavuran bu ekibin Kevin Keegan, Graeme Souness, Steve Heighway, Terry Mc Dermott, Ray Clemence, John Hueghs ile donatılmış kadrosu ise İngiltere liginin çifte kupalı şampiyonu. Kimse yenemiyor onları.

Bu takım Trabzon'a indiğinden itibaren bu kadar çok yabancı gazeteci ve televizyoncuyu ilk defa bir arada gören yöre halkına ek olarak, dünyaca ünlü isimleri ilk defa gören Trabzonlu futbol tutkunları ile hayatında ilk defa yabancı gören bazı karadenizli kardeşler Özgür Otel'in önünde birikmişler. Salı gecesini ise otelin önünde sabaha kadar davul çalmak üzere çok önceden organize etmişler zaten. Çünkü biri onlara demiş ki, "Ha bu inciluzlar uykuya çok tüşkündür, onları uyutmazsak maçı alduk daa".

Pazartesi Trabzon TRT Bölge Müdürlüğü haber merkezine çağrıldım ve görev bana tebliğ edildi: "Maçı BBC Televizyonu ancak özet olarak, BBC Radyosu naklen veriyor. Trabzon'dan ilk defa bir yabancı ülkeye naklen maç yayını yapılacak. Spikerlerin taleplerini karşılamak üzere yazılı emir aldık. PTT kramportör hizmetleri ayarlandı. Stad içi organizasyon ellerinden öper..." kabilinden görev üstüme yıkıldı.

Tahmin edersiniz ki ben görevi tebellüğ ettikten sonra bir tek sorumlu kalmadı etrafımda.

"Yahu ben garip bir âdemim. Sıradan bir devlet memuruyum. Yetkim yok, etkim sınırlı. Yaktınız beni," şeklinde içimden, "Emredersiniz efendim," şeklinde dışımdan söylenerek kendimi dar attım Şehir Kulübü'ne.

Şehir Kulübü dediğiniz, bir ara sokak apartmanının ikinci katında daracık bir meyhane. Ama maç öncesi günlerde herkesin orada olduğu bir yer ve ben bunu biliyorum.

Masalarda yerel ve misafir basının önde gelen temsilcileri çeşitli kadeh sayıları arasında boğulmuş ve iki gün sonraki maçı çoktan oynamış bile. Solbek Takoz Cemil, Keegan'ı ilerde karşılamazsa yanmıştan, orta sahanın dibindeki Bekçi Bekir, Souness'i gizlice tekmelerse mutlaka oyundan attırırmış'a; Kadir ve Necati kornerde nerede durmalıymışdan, Necmi ve Ali Kemal frikik atışında küs gibi yapmalıymışa kadar çeşitli taktik varyasyonlar meze yapılıyordu kadehlere. Kadeh sayısıyla doğru orantılı olarak sistem sayısı vardı Şehir Kulübü'nde!..

Bölge müdür yardımcısını gördüm. Masaya seğirttim. Tam 26 maçtır üst üste, içerde ve dışarda Trabzonspor yenilgisi anlatmamış olduğumdan bana yatır muamelesi yapan ve "Tamam uşağum, sen geldin ya maçı aldık artık," diyenlerin öpücüklerinin arasından hedef masaya ulaştım.

Bölge müdür yardımcısı tarafından da birkaç kez öpüldükten sonra derdimi anlatabildim. 'Bir anlatım yeri' sağlamamız, mümkün olmaz ise TRT anlatım kulübesini İngiliz'e vermemiz, ama yine de bir kulübe inşa etmemiz, belki de pratik bir çözüm olarak portatif bir düzenek edinmemiz gerektiğini bolca "hamsi kuş" ve "karalahana" yemek şartıyla anlatabildim.

"Kolay daa..." dedi bölge müdür yardımcısı. Seslendi meyhaneciye. "Bizim 'kusursuz'u bulsana da."

Yarım saat sonra ufak tefek, çelimsiz ama cin gibi gözleri felfecir okuyan "kusursuz" ile tanıştım. Bir ara kusursuzluğu nereden gelir diye düşünmedim de değil ama gelen arkadaş baştan aşağı kusurdu. Konuşurken de, doğumu ile hata işlemiş de dünyadan özür diler gibi bir tavır içindeydi.

Bir ara bölge müdür yardımcısına sordum: "Arkadaşın kusursuzluğu neredendir?" diye.

"Yaptığı her şeyi kusursuz yapar. Hiç kusur çıkartmaz bu uşak. Ama temiz iş yapar haa." dedi.

Haydaaa!..

Her işi kusursuz ama temiz yapan bir uşak haa... İş kusursuz olursa zaten temiz sayılır diye düşünmedim değil hani!..

Sonradan yerel eşrafın İstanbul Türkçesi konuşan bir ferdi bana tuvalette açıkladı meseleyi.

"Ümit Bey, o arkadaş marangozdur. Marangoz Cevat'tır. Lakabı da Küsursuzdur. Aldığı ölçü de, istediği ücret de hep tam sayı iledir. Onun için küsursuz derler. 2 metre 10 santimlik dolap yapmaz mesela. O ancak 2 metre ya da 1,5 metre yapar. 10 milyon alır. 11 milyon beş yüz bin ver, almaz."

Görev, Küsursuz Cevat nam marangoza verildi. O da "tamam" dedi.

Ben de gönül rahatlığıyla şehir kulübünden çıkıp Horon Otel'e, Trabzonspor'un Avrupa'nın en güçlü takımına karşı kamp yaptığı tesise(!) yollandım. Saat 23.30'du ve Necati, Cemil, Kadir; Ahmet Suat Özyazıcı hocayla birlikte "altmışaltı" oynuyor, Turgay ve Şenol seyrediyordu. Biraz izledim ve santrfor Necmi Perekli aşağı indi belini tuta tuta...

"Hocam" dedi. "Bu yataklar çok yumuşak daa... Belim ariyy. Ben eve gideyrum."

Ahmet Suat masadan başını kaldırmadan cevapladı:

"Git oğlum... Maç yemeği Kuyu Restoran'da. Unutmayasun daa."

Yahu!.. Bu Trabzonspor'un bildikdışı yapısı beni oldum olası şaşırtmıştı ama daha ne kadar şaşırtacak diye kendi kendime sual ederken izin aldım ve yattım.

Kara haber erken geldi.

Bölge müdürü telefondaydı:

"Ümit Bey, stad için talep ettiğiniz kulübeyi yapacak arkadaş vazgeçtiğini bildirdi az önce. Efendim, kulübenin bir İngiliz tarafından kullanılacağını öğrenince vazgeçmiş. Düşmana kulübe yapmazmış.

Yıkıldım... Ben bu gerekçeyi Ankara'ya nasıl açıklarım diye düşünürken, devam etti bölge müdürü; "Korkmayın Ümit Bey. Yarın stada kulübe konacak. Portatif bir nakil yoluyla halledecek arkadaşlar. Siz yalnız stada biraz erken gelin de bir kontrol ediverin, eksik var mı, yok mu diye?.."

Ertesi günü zor ettim. Maç saatinden 4,5 saat önce stada girdim ve hayatım boyunca unutamayacağım şeyi gördüm.

İngiliz'in maç anlatacağı kulübe mükemmel bir açıda ve olağanüstü temizlikte pırıl parlıyordu. Ancak küçük bir sorunumuz vardı. Burada maç anlatmak mümkün değildi.

Çünkü maç anlatmak için istenen kulübe için şehirde "kulübe" kelimesinin kullanıldığı tek nesne getirilip oraya konmuştu. Bu, raylı ve katlanır kapısı olan, kırmızı, ankesörü sökülmüş bir kulübeydi.

Bu bir telefon kulübesiydi!..


Sayı 12
 
ÜMİT AKTAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED