T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Bir elinde cımbız

Japonya galibiyetinden sonra durum öyle bir hal aldı ki, Orhan Veli'nin: "Bir elinde cımbız/Bir elinde ayna/Umurunda mı dünya" şeklindeki dizeleri ısmarlama elbise gibi tıpa-tıp bizlere uydu. Enflasyon, işsizlik, daha acı -tablo çizmede- demeliyiz ki, bütün güçlükler unutuldu, bayram yaptık, daha da yapacağız. Milli birlik ve beraberliğe giden en kestirme yollardan biri "spor"dur.

Bütün dünyada birkaç günden beri Türkiye konuşuluyor. Güney Amerika siyasi modelinde en önemli "afyon" olarak "futbol" kullanılırdı. Franko İspanya'yı "3 f ile yönetiyorum" derdi ki, bu "f"lerden biri futboldu.

Herşey boş, gerçek olan şu ki: Fransa, İtalya, Arjantin gibi bu tür mücadele dalının en önemli temsilcileri Kupa'ya veda ettiler. Şu Haluk Ulusoy, ne sarsılmaz, ne amacından döndürülmez kişiymiş! Saffet Ulusoy'un oğlu, Yılmaz Ulusoy'un da yeğeni olduğuna göre önce O'nun kutlanması gerek diye düşünüyorum. "Ben devletim" diyenler, sporun ne olduğunu bilmeyenler Haluk Ulusoy'la az mı uğraştılar. Hele hele biri var ki, her yenilgiyi, her acı neticeyi "manevi değerlere hürmet"e bağlayıp, "taassup kol geziyor" sedalarıyla ortalığı karıştırmayı hüner sanıyor.

Tıpkı, Sydney Olimpiyad'larında olduğu gibi. Orada da bütün akibet, namaza-niyaza bağlandı ve "irtica" lafı ortaya atılarak daha önce Avrupa ve Dünya Şampiyonlukları kazanmış olan Harun Doğan'ın sırtına koca Olimpiyad'ın ağırlığı yüklendi. Harun Doğan daha sonra aklandı ama atı alan beyefendi Üsküdar'ı geçti ve emsalsiz şampiyonlardan biri olmağa aday Harun minderlerden silindi.

İnsan yapısının yüzde ellisi fizik ise, yüzde ellisi de maneviyattır. Kupa maçları dolayısıyla tv'lerde sık sık Budist, Hristiyan, hangi inançta olursa olsun, dua etmeden maça çıkmayan ekiplerin olduğunu gördük. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 10. maddesi de T.C. vatandaşı kimliğini taşıyan bütün insanlara inanç özgürlüğü tanır. Bu yüzdendir ki atlet Nora, ay-yıldızlı formasının üstüne "ıstavroz" iliştirerek yarışmalara giriyor. Kimi kişiler "laik"liğin, dinden uzaklaşmakn olduğunu sanıp, namaza-niyaza gerekli hürmeti gösterenleri burada belirtmek istemediğim bir tanımlama ile küçültmeğe çalışıyorlar. Birkaç kez yazdım, bir kere daha belirtmeliyim ki, maneviyat olmadan, sadece fizikle başarıya ulaşılamaz!

İtalya Milli Takımı, Vatikan'dan kutsal suyu Kore ve Japonya'ya taşıdı, bu davranış, manevi yönden güçlenmekten ibaretti ama, Kore karşısında yerle bir oldular, çünki Koreliler de "dua" etti. Bir defa kimi kişiler duanın, manevi yönden güçlenmeğe çalışmanın, motivazyonun sakıncalı olduğunu akıllarından (elbette varsa) çıkarmaları gerekir. Bir koltuğa hasbelkader yerleşen kimi kişiler "Ben, devletim" deyip, zararlı icraatlarda bulunuyorlar. Tarih bunları kaydedecek. Evet, öylesine keyifli, öylesine mutluyuz ki, "Bir elimizde cımbız/Bir elimizde ayna/Umurumuzda mı dünya" Yaradan.

Bizleri böylesine mutlu edenleri korusun.

Amin.

JAPON VELİAHTI İLE

1990 yılında Tokyo'daki Şinigawa Otel'lerinden birinde davet vardı. Çok yorgundum ama içimden gelen sese uyup oraya gittim. Yaklaşık bin kişinin yer aldığı salonda "çıt" çıkmıyordu. Gazeteciliğin temeli gözlemdir. Baktım, Japonya İmparatorluk Tahtı'nın varisi yemekte olduğundan kimse sesini çıkartamıyormuş. Şinto dini inançlarına göre İmparator ailesi müstesna yaratıklar sayılıyor. Öylesine bir gece yakalamıştım ki ama fotoğraf makinam yoktu. Antrenör Yakup Topuz'a baktım, elinde "ciklet kutusu" gibi kırmızı renkte bir kamera duruyordu. Hamle yapıp aldım, "İçinde film var mı?" dedim, "Şimdi taktım" cevabını verdi ama inanamadım, Yakup bu. Makineyi açtım, en fazla beş kare yanar diye düşündüm ve Veliaht İmparatorun yanına giderek "20 bin kilometre uzaklardan geldim, sizinle biraz konuşmak istiyorum, mümkün mü?" dedim. Ricamı kırmadı, oturup konuştuk, birlikte fotoğraflar çektirdik ama hemen akabinde davetin hiç tadı-tuzu kalmadı, bundan cesaret alan hemen herkes Veliaht'la konuşmağa çalıştı ve gece çorbaya döndüydü. Nerde eski günler ara ki bulasın. Türkiyemizin tanıtımında en önemli pay sahibi olan Ay-Yıldızlı onbirimizi şevkle, muhabbetle, gururla kucaklıyorum. Yaşasın Milli Takım, yaşasın federasyon ve yaşasın tüm emekleri geçenler. Dua etmenin, Yaradan'a yakarmanın suç olduğunu sanan ve iddia edenler de nasiplerine düşen payı elbette alacaklar.


4 Haziran 2002
Salı
 
ALİ GÜMÜŞ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED