T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

İntihal mi, ilham mı?

Edebiyatta neyin esinlenme, neyin "yürütme" olduğu yönündeki tartışmalar gibi, Orhan Pamuk'un Beyaz Kale romanının esinlenme mi, yoksa intihal mi olduğu tartışmalarının da sonu gelmiyor. Son olarak Murat Bardakçı'nın Pamuk'un "Beyaz Kale" romanının intihal olduğunu açıklamasıyla tazelenen ve açıklamanın kendisinin de intihal olduğunun; bunu ilk defa 1995'de Yeni Şafak gazetesinde İbrahim Kiras'ın yayınladığının ortaya çıkmasıyla başlayan tartışmalar durulmuyor. Romanın intihal olduğu / olabileceği yönündeki tezlerin yanısıra burada sözkonusu olanın, intihal değil ilham olduğu yönünde de tezler bulunuyor. Artısı eksisi ile, Türkiye'nin dünyaya açılan yazarlarından biri olan Orhan Pamuk etrafındaki tartışmaları aktarmaya devam ediyor, kararı da sizlere bırakıyoruz.

Orhan Pamuk edebiyat dünyasında daha önceden hiç görülmemiş astronomik bir ücretle bir yayınevine transfer olmasıyla bir vakitler gündemi epey meşgul etmişti. Geçtiğimiz günlerde, son romanı Kar için yaptığı reklam ve promosyonlardan dolayı da eleştirildi. Ardından "Beyaz Kale" adlı romanının bir seyehatnameden çalındığı iddiası geldi gündeme ve çokça tartışıldı.

Don Pedro'nun seyahatnamesi

Kendisinden çalındığı iddia edilen eser "İstanbul'a Zorunlu Seyehat" adlı bir seyahatname. Türkçe'mize Fuat Carım tarafından kazandırılan bu eserin yazarı ise Cervantes'le aynı asırda yaşamış Don Pedro adında bir İspanyol. Türklere esir düşen bu adam, kitabında esaretinin başlangından sonuna kadar serencamını anlatmış. Bununla yetinmeyip gördüğü örf ve adetleri de yazmış. Kitabını da bu şekilde ayırmış. İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümde Yazar'ın tutsak oluşundan kurtuluşuna kadar geçen üç yıl içinde başından geçenler, ikinci bölümde ise Türklerin örf ve adetleri anlatılıyor. Eserde, diğer seyehatname ve anı kitaplarında pek görülmeyen bir usül izlenmiş. Yazar ve iki arkadaşının konuşmaları şeklinde geçiyor.

Bu eser 1 Mart 1557'de Türkleri daha iyi tanısın diye Şarlken'in oğlu Kral Filip'e sunulmuş. İçinde hrıstiyanları eleştiren, zaman zaman da aşağılayan cümlelerinden olsa gerek çok uzun yıllar kütüphane raflarında beklemiş. Nihayet yüzyılımızın başında bir İspanyol profesörün himmetiyle kütüphanenin tozlu raflarından kurtulup gün ışığına çıkabilmiş.

16. asır Osmanlı hayatını bir yabancının gözüyle bizlere sunan bu değerli eserin şanssızlığı Türkçe baskıya hazırlayanların Osmanlı örf ve adetlerini bilmemesi ve normalde beş yaşındaki çocuğun bile bildiği ilmihal bilgilerinden bihaber olması. Çok çarpıcı olması bakımından bir örnek verelim. Ezanın 'eşhedü' diye başladığını söylemek. (s.77) salat yerine sala kullanmak (s.76) gibi. Başka bölümlerde Yazar'ın yanlışlarını düzelten çevirmen ya da yayına hazırlayan, buralarda bir eksiklik görmemiş olacak ki açıklama koyma lüzumunu hissetmemiş. Tashih hatalarının fazlalığı okuyucuyu rahatsız edecek boyutlara ulaşması bu baskının bir diğer eksik yönü. Bir diğer ilginç yönü ise bugün kullanmadığımız bazı kelimleri kullanması; yestehlemek, bezeklemek, yor, çırakmak vs.. gibi.

Bu kitabı bitirip Beyaz Kale'ye başlayan her okuyucu ilk otuz sahifeyi okuduğunda ilk kitaptan çalıntı olduğunu mutlaka düşünecektir. Bizde de öyle oldu. Fakat sayfalar ilerledikçe olayın farklılaştığı, romanın bambaşka bir mecraya aktığı görülecek ve sonunda yukarıda adı geçen kitapla ilgisi olduğu düşüncesi zayıflayacaktır.

Roman, farklı bir yöne akıyor

Aradaki fark, ikisinin de yabancı olduğunu bildiğiniz halde ikincisinin anlatımının bize daha yakın olduğunu hissetmeniz. İstemeden o satırları yazanın bizden birisi olduğunu düşünüyorsunuz. İlkinde esir üç yıl sonra kurtulurken ikincisinde kendisine bir ikiz kardeş kadar benzeyen bir Hoca'ya veriliyor. Hoca'yla yaşadığı uzun bir süre zarfında aralarında geçen olaylar uzun uzun anlatılıyor. Bir yerde Osmanlılarda bilim tarihi özetleniyor. Tartışmaları, birbirlerinden bir şeyler öğrenmeleri ayrıntılı olarak ifade ediliyor. Hoca ile esir birbirlerini o kadar iyi tanıyor ki sonunda esir Hoca'nın yerine geçiyor, Hoca ise Esir'in yerine İtalya'ya dönüyor. Hayatlarının geri kalan kısımlarını birbirlerinin yerine geçmiş bir şekilde yaşıyorlar. Bu başkalaşma ve yer değiştirme ise kitabın ana konusunu oluşturuyor.

Peki, Pamuk neden susuyor?

Romanda dramatize edilen olay kendisine benzeyen bir esirle yer değiştirebilecek kadar başkalaşan bir Hoca'dır. Esir'in tutsak oluşu konuya bir girişden ibarettir. Ve bu giriş belli ki, "İstanbul'a Zorunlu Seyahat" adlı seyehat kitabından esinlenilerek yazılmıştır.

Pamuk esinlendiği kitabı, romanın sonraki baskılarında gizlememesine ve İtalyan esiri Hoca'nın kölesi yapabilmek için Türklere esir düşen adsız bir İspanyol'un II. Filip'e sunduğu eserden yararlandığını söylese de; şimdi susuyor. Dünya yazın tarihinde sık görülen intihal tartışmalarının bu son, yerli ve ünlü örneğinin sağlıklı bir şekilde ve yazarın katılımıyla yürütülmesi bundan sonrası için de ufuk açıcı olmaz mı?

  • İSMAİL HAKKI TERZİOĞLU

  •  
    Ud'un üstadına 50. yıl vefası
    Türk müziğinin değerli emektarı, udi-bestekar ve müzikolog Cinucen Tanrıkorur, besteciliğinin 50. yılı ve vefatının ikinci yılı münasebetiyle Ankara'da anılıyor.
    "Harflerin Ülkesi"nde şiirler de yas tutuyor
    Erzurum'da bir ay önce hayatını kaybeden Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi Türkçe Bölümü Araştırma Görevlisi Hüseyin Alacatlı'nın, şiir kitabı yayımlandı. Fakülte arkadaşları tarafından hazırlanarak "Harflerin Ülkesi'' adıyla yayımlanan kitapta, Alacatlı'nın değişik dergilerde yayınlanmış 64 şiiri bulunuyor. Alacatlı, şiir kitabında, Yunus'tan Galib'e, Necip Fazıl'dan Nazım'a ve Cemal Süreyya'ya kadar etkilendiği şairleri anlatıyor. Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi'nin görev yaptığı Türkçe Bölümü'nde "Türk Hikayesi Yapı ve Tema Hususiyetleri'' üzerine doktora çalışması yapan ve bu çalışmayı tamamlayan Alacatlı, 23 Mayıs 2002 tarihinde evindeki banyoda zehirlenerek vefat etmişti. Evli ve bir çocuk babası olan Alacatlı, yaşasaydı bir hafta önce doktora savunmasına girecekti.
    'Müzik Günü'nüz kutlu olsun!
    Herşeyin artık bir günü olduğu gibi 'müzik'in de var. 20 yıldır dünyanın her yerinde konserlerle kutlanan 21 Haziran Dünya Müzik Günü, Avrupa ayağına bağlı olarak son 4 yıldır ülkemizde de kutlanıyor. Bu yıl 20 ile 22 Haziran tarihlerinde düzenlenecek olan Avrupa Müzik Şenliği'nde, müzikseverler kentin çeşitli alanlarında ücretsiz konserler izleyebilecek. Şenliğin amacı Avrupalılık fikrinin yerleşerek yaygınlaşması. İtalyan Rosso Fiorentino Quartet'i konserlerinin yanısıra yarın pek çok sanatçı ve grubu, kapılarını bir günlüğüne ücretsiz açacak olan mekanlarda müziklerini yapıp, şarkılarını söyleyecek. Detaylı bilgi için tel: 0 212 237 18 86
    Gençler piyano başında
    Ahmet Kaya'nın kızı Melis Kaya, Sabancı ailesinden Melis Sabancı ve Bilkent Üniversitesi Müzik Fakültesinde öğrenim gören genç yetenek Yiğit Başeğmez, altı arkadaşıyla piyano hocaları Sermin Tugel Özkoku adına düzenlenen bir konserde birlikte sahne alıyorlar. 21 Haziran'da Swisshotel gerçekleşecek piyano konseri, saat 18: 30'da başlayacak. Yetenekli genç sanatçılar, konserde J. S Bach, C. Saint Seans ve F. Chopin'den eserler yorumlayacaklar.
    20 Haziran 2002
    Perşembe
     
    Künye
    Temsilcilikler
    ReklamTarifesi
    AboneFormu
    MesajFormu
    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED