T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Türkiye'de yaşamaktan memnun musunuz?

Son yıllarda yapılan anketlerde deneklere sorulan sorular arasında birbirini tamamlayan şöyle iki soru var; Biri Türkiye'de yaşamaktan memnun musunuz?, diğeri de Fırsat bulsanız başka bir ülkeye gider misiniz?

Bu sorulara verilen cevaplar bu ülkede yaşayan insanların tatmin ve geleceğe yönelik beklentilerini ortaya koyması bakımından önemlidir.

Normal şartlarda bir insanın üzerinde yaşadığı ülkesini sevmesi, geleceğini orada görmesi ve bundan mutluluk duyması beklenir. Eğer insanlar yüzyıllardır üzerinde yaşadıkları ülkelerinde mutlu olmadıklarını beyan ediyor, fırsat bulsalar başka ülkelere gideceklerini söylüyorlarsa bu ciddi bir sorundur.

Geçenlerde yayınlanan gençler üzerinde yapılmış bir araştırma gençlerin yüzde yetmiş dördünün (74) fırsat bulsalar başka ülkeye gitmek istediklerini ortaya koymuştu.

Önceki gün yayınlanan bir başka anket de benzer bir eğilimi ortaya koymaktadır. Buna göre Türkiye'de yaşayanların yaklaşık yüzde yetmişi (70) kendini bu ülkede yaşamaktan mutlu görmüyor ve bunun yarısı kadarı da fırsat bulması durumunda başka ülkeye gidebileceğini beyan ediyor.

Sözünü ettiğim bu ankette bu ülkede yaşamaktan memnun olduğunu beyan edenler sadece yüzde yirmi gibi beşte birlik bir kitleye tekabül ediyor.

Bu sayılar bazılarına abartılı gelebilir. Hiç önemli değil; sayılar üç aşağı beş yukarı olabilir. Önemli olan burada bunların bir eğilimi ifade etmeleri ve bu eğilimin ülke insanının geleceği açısından son derece vahim bir duruma işaret etmesidir.

Ülkemizi seviyoruz ama...

Biz ülke olarak öğünmeyi seven bir milletiz. Her zaman ülkemizin nasıl bir cennet olduğunu, aynı anda dört mevsimin birlikte yaşandığını, Osmanlı Devleti gibi biri cihan devletinin mirasçısı olduğumuzu, herkese parmak ısırtan İstiklal Savaşını yaptığımızı, Cumhuriyet döneminde büyük başarılar kazandığımızı vs. söyler dururuz. Bunlarda elbette gerçeklik payı var. İnsan sahip olduklarıyla gurur duymak, öğünmek ister. Burası güzel, ama bir ülke düşünün ki nüfusun dörtte üçü orada yaşamaktan mutsuz olduğunu ve bir fırsat bulması durumunda başka ülkeye gitmek istediğini beyan ediyorsa bu son derece dramatik bir durumdur.

Bir yandan durum bu kadar dramatik ve hatta trajik iken diğer yandan televizyonlara, büyük gazetelere ve bazı ayrıcalıklı mekanlara baktığınızda bambaşka bir ülkeyle yüz yüze gelmemiz söz konusu. Televizyonlarda sabahtan akşama kadar eğlence programları yayınlanıyor, vur patlasın çal oynasın havası egemen. Eğlencenin, magazin yarışmalarının, düzeysizliğin alıp başını gittiği bir sanal dünya var karşımızda. Büyük gazetelere bakın aynı durum buruda da karşımızda.

TV ve gazetelerde kriz diye bir şey yok

Televizyon ve gazetelere bakarak Türkiye'nin durumu hakkında kanaate varan biri bu ülkede ekonomik krizin, ciddi sıkıntıların, çözümlenmemiş önemli kamusal sorunların, hayati tartışmaların olduğunu asla düşünemez. Burada başka bir dünya, başka bir Türkiye, başka bir ülke var. Hani hatırlarsınız, zaman zaman Gerçek Türkiye, Öteki Türkiye tartışmaları yapılıyor. Televizyonlardaki, gazetelerdeki Türkiye'nin gerçek Türkiye olmadığı kesin. Ama olmayan bir şey de değil, Türkiye'nin bir kesitini anlattığı kesin. Muhtemelen bu ülkede yaşamaktan memnun olduğunu söyleyen yüzde yirmilik kesin buradan çıkıyor.

Yüzde yirmilik kesim mevcut yapının olduğu gibi devamından yana gayret içinde. Bunlar için bir hükümet problemi yok. Başbakanın hastalığı sorunların ne kaynağı, ne de çözümsüzlüğün sebebi. Bunlara göre Türkiye hiç alışık olmadığı bir istikrar yaşıyor, ekonomi iyileşme sinyalleri veriyor, işler düzemiyor. Başbakan da yakında iyileşecek ve mevcut istikrarlı yapı 2004 nisanına kadar devam edecektir.

Nüfusun dörtte üçünün bu ülkede yaşamaktan memnun olmadığı, bununu önemli bir kısmının fırsat bulsa başka ülkeye gitmek istediği, bu ülkede yaşamaktan memnun olanların oranının sadece beşte birlik bir büyüklük ifade ettiği bir Türkiye'de yaşıyoruz. İçine girilen bu karanlık tünelden çıkmak için Avrupa Birliği bir fırsat olabilir mi diye düşünürken bunun da giderek seraba dönüşmekte olduğunu acıyla seyrediyoruz.

İşte tam bu karanlık ortamda Milli Futbol Takımının beklenmeyen, inanılması imkansız başarısı geldi. Heyecanı, coşkuyu, başarıyı ve gururlanmayı ne kadar da özlemişiz! Candan teşekkürler bunu bize yaşatanlara.

Futbolculara en çok teşekkür etmesi gerekenler, herhalde hükümet ve hükümet partileri olmalıdırlar. Ekonomi ve siyaset tepetakla giderken bu kimsenin umurunda değil, herkes Japonya'daki başarının sarhoşluğu içinde.


20 Haziran 2002
Perşembe
 
DAVUT DURSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED