T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Çöl ve vaha

Türk milli futbol takımının çeyrek finale çıkış başarısıyla ilgili yorumlara kulak verenler, gazetelerdeki değerlendirmeleri okuyanlar, neredeyse herkesin aynı soruya cevap aradığını fark etmişlerdir. Hürriyet'ten Bekir Coşkun, kendine özgü üslubuyla, soruyu şöyle formüle etmiş: "İtiraf etmeliyim, kıskanıyorum... / Bu ülkenin binbir yetenek-başarı-galibiyet-güç-kazanç içinde, bir tek futbolda yüzünün gülmesini kıskanıyorum... / Diyelim ki ekonomide niye futbolda olduğu gibi üretemediğimizi kıskanıyorum... / Niçin döküldüğümüzü..."

Futbolda, dünyanın öndegelen ülkelerini geride bırakmayı, 'ilk sekiz' arasına girmeyi başaran Türkiye, acaba diğer alanlarda neden aynı başarıyı tekrarlayamıyor? Ekonomide neden mucize gerçekleştiremiyor? Nobel ödüllü iktisatçılar, bilimadamları, edebiyatçılar çıkaramıyor? Neden fakiriz?

Türkiye'nin hemen her alanda neden başarısız olduğuna dair verilen geleneksel bir cevap var: "Cumhuriyet'in kuruluş ideolojisinden sapıldığı için..."

Bu cevabı yabana atmayın. Türkiye'de 1960'tan bugüne gerçekleşen ikisi doğrudan, biri dolaylı, sonuncusu post-modern dört müdahalenin gerekçesi de, "Cumhuriyet'in kuruluş ideolojisinden sapma" olarak özetlenebilir. Son beş yıldır, Cumhuriyet'in bütün kurumlarına, aynı gerekçeyle, sürekli bir müdahale söz konusu. Kurucu ideolojiye 'aykırı' olduğuna inanılan kişiler devlet içerisinden (ve siyasetten) tasfiye ediliyor, eğitimden yargıya bütün kurumlara belli bir anlayış egemen kılınıyor...

Sporu da ihmal etmeyen bu anlayışın hükmünü sürdüremediği müstesna alanlardan biri futbol. Bunun en önemli sebebi, futbolun uluslararası rekabete açık profesyonel yapısı; tasfiye etmeye kalkıştığınız kişi, bir değerse, yurtdışında ilgi görüyor. Bir başka sebep, çok geniş kitlelerin ilgilendiği 'seyirlik' bir alan olması futbolun; 'gerçek bir değeri' gözlerden nasıl saklayacaksınız, maçlar herkesin gözü önünde cereyan ediyor. Dar çıkarlarıyla 'devlet ideolojisi' arasında köprü oluşturmayı ve mevcut sistemden yararlanmayı bilen 'taraflı' yorumcular, Dünya Kupası sırasında yaşandığı gibi, dengeyi kaçırırlarsa bu taraflı tutumları yüzünden kendilerini rezil edebiliyorlar...

İş dünyası, eğitim, bürokrasi gibi devletin belirleyici olduğu alanın dışına çıkıldıkça, sözgelimi futbolda, haksız rekabetin yerini uluslararası iddia ve kişisel beceriler alıyor. İş başına geldiği günden beri izlediği yöntemle Türk milli takımını 'dünyanın en iyileri' arasına sokmayı başaran Şenol Güneş'in değerini, içerideki çok bilmişler, hâlâ küçümseme çabasındalar; Japonya zaferine rağmen... Ancak, onlar bastırmaya çalıştıkça, uluslararası arenadaki başarısı, Güneş'in ziyasını daha da parlatıyor.

Türkiye'nin genelinden, ülkede egemen olan sistemden en az etkilenen alan olduğu için, futbol, herkesin yüzünü güldürüyor. Rekabeti engelleyen şartlar önünden kaldırıldığında, Anadolu sermayesinin de, tıpkı futbol gibi, nasıl gürbüzleşip uluslararası alanda yüz güldüren bir performans sergilediğini 28 Şubat öncesinde hep beraber izlemiyor muyduk? Üniversiteyi ideolojik tasalluttan, medyayı tekellerin elinden kurtarın, fikir hayatımızın nasıl gürbüzleştiğini göreceksiniz...

Sonuncusuna dün el konulan bankalarla birlikte ülkenin yaklaşık 30 milyar doları finans sistemi içerisinde buharlaştı. Başbakanın sağlık sorununun ülke ekonomisine mâliyeti 10 katrilyon TL'yi buldu. İşbaşındaki hükümet yüzünden AB trenini kaçırabiliriz; onun da bir ekonomik faturası var. Bütün bunların sebebi, siyasi hayatın baskılarla, rekabetten uzak tutulmasıdır. "Neden ekonomide futboldaki gibi üretken değiliz?" sorusunun üç sözcüklük bir cevabı var: "İdeolojik cendere yüzünden..."

Türkiye, bütün aksine iddialara rağmen, 1940'lardan beri hep aynı anlayışın elinde; 1950-1960 arasında ve AP iktidarının ilk döneminde (1965-1971) görülen 'yaklaşım farklılığı' müdahalelerle bertaraf edildi. Turgut Özal'ın sağladığı açılım 28 Şubat'la ters yüz edildi. Fukaralığımızın, başarısızlığımızın, güvensizliğimizin sebebi süregiden o anlayış. Futbol başarısı, kavurucu çöl ikliminin, ondan etkilenmeyen tek vahası...

Her alanda –futbolda olduğu gibi- başarılara imza atmak istiyorsak, haksız rekabeti ortadan kaldıran adaletli bir sistemin şartlarını oluşturmak zorundayız. "Neden?" diye soranlar bu amaç için çaba göstermeliler...


20 Haziran 2002
Perşembe
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED