|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye uzun bir süredir –hadi komada demeyelim- krizde... IMF'nin, Dünya Bankası'nın ve bu örgütlerin arkasındaki asıl güç olan ABD'nin yardım ve desteği ile ayakta durabiliyor. Bunun karşılığında ekonomisini ve mali yönetimini bu güçlerin denetim ve yönetimine bırakmış bulunuyor. Bunu bilmeyen kalmadı artık. TÜSİAD (Büyük patronların klübü) şimdi yeniden felaket sinyalleri veriyor. Bunun nedeni olarak da siyasi belirsizliği gösteriyor. Bir süredir ülkenin aklı başında kalemlerinin satır aralarında, yeni ve öncekilerden çok daha yıkıcı bir krizin gelmekte olduğuna ilişkin endişeleri taşıyan ifadeler okuyoruz. Bunlardan biri geçenlerde, Ecevit'in hastalığı nedeniyle Türkiye'nin sadece kur farklarından 6 milyar dolar kadar zarara uğradığını yazmıştı. TÜSİAD'ın uyarısı topyekün bir çöküşle, toparlanamayacak bir krizle ilgili... Böyle bir krizin sonuçları yanında 6 milyar doların lafı dahi edilemez. Son zamanlarda iyimser tablolar çizerek moralleri yükseltmeye çalışan Kemal Derviş bile işlerin yolunda gitmediğini söylemeye başladı. IMF, programda sapmalar olduğunu ileri sürerek endişelerini dile getiriyor. Faiz yükseliyor, dolar sürekli artıyor. Yabancı yatırımcılar borsadan çıkmak için alesta bekliyor. Makamına gelemeyecek kadar hasta olan Ecevit'in görüntüsünü 'istikrar' diye yutturarak kendilerine uygun bir zamanda seçimlere gitme hesapları yapan iktidar ortakları, hâlâ olup biteni anlamış görünmüyor. Aynı partiler ve arkasındaki güç odakları, Türkiye'nin bir anlamda kurtuluşu sayılabilecek Avrupa Birliği'ne tam üyelik süreci için hâlâ ayak diriyorlar. İş dünyası hasta Ecevit'i, istikrar değil, istikrarsızlık ve belirsizlik unsuru olarak görüyor. Ecevit çekilebilse, bir erken seçim kararı alınabilse, Türkiye AB üyeliği yolunda üzerine düşen adımları atabilse istikar dedikleri şey belki sağlanabilecek Umutlar artacak. İnsanların iyi kötü bir beklentisi, bir hedefi olacak. 28 Şubat krizinin işbaşına getirdiği MHP, ANAP ve DSP'nin bütün düşüncesi, yeni bir krize doğru gitmekte olan ülkenin enkazını dahi oya tahvil ederek seçimlere gitmek ve barajı geçebilmekten ibaret. Avrupa Birliği üyeliği, ülkenin yakıcı ekonomik sorunları, Kıbrıs meselesi ve bekletilen diğer hayati konular bu zevatın umurunda değil. Bu durum onları işbaşına getiren odakları da fazlaca ilgilendirmiyor. O nedenle, işbaşına getirdikleri ve yönlendirdikleri iktidar partilerinin bu belirsizlik sürecini uzatmaları işlerine geliyor. Bütün hesaplar, bu belirsizlik ortamında AB'ye tam üyelik trenine binişi belirsiz bir süre için erteletmek, Kıbrıs'ta anlaşmayı engelleyerek bu sonuca ulaşmayı hızlandırmak ve Türkiye'nin daha bir süre değişmesini geciktirmek... Böyle bir senaryoda Türkiye'nin iç istikrarını koruması mümkün görünmüyor Türkiye'ye kredi açarak ayakta kalmasını sağlamaya çalışır görünen IMF ve Dünya Bankası gibi örgütler ve onların arkasındaki asıl güç ABD yönetimi ise, dünyanın bu önemli bölgesinde yeni bir belirsizlik kaynağı istemiyor. Bu nedenle bunu önleyecek kadar değişim yapılmasından yanalar. Mali konularda bunu büyük ölçüde gerçekleştirdiler. Türkiye'ye borçlarını döndürecek, yani ödemelerini aksatmayacak kadar da yeni kredi verdiler. Şimdi devletin ve işbaşındaki partilerin direndiği diğer konulara sıra gelmiş olmalı. Kıbrıs sorunu, Kürt sorunu, Kürtçe yayın ve eğitim hakkı, siyasi istikrarı nispeten sağlayacak temel yasaların çıkartılması, halkın biraz nefes alıp, ekonominin Türkiye'nin borçlarını ödeyecek kadar hareketlenmesi, üretimin ve tüketimin artması istenen şeyler. Siyasi istikrar olmadan mali istikrar olmuyor. Siyasi iktidar olmazsa borçlar kolay ödenmiyor. TÜSİAD özellikle iç borçların ve devlet hazinesine yüklenen faiz yükünün süratle artmakta olduğuna dikkati çekiyor. Dış borçlar ise almış başını gidiyor. Bu gidişle milli gelirdeki azalışın önümüzdeki yıl da devam etmesi kaçınılmaz olacak. TÜSİAD'a göre böyle bir gelişme nedeniyle ortaya çıkacak yeni bir işsizlik dalgasını Türkiye'nin sosyal olarak taşıyabilmesi mümkün değil. Bu cümlenin tercümesi, Türkiye'nin büyük bir iç istikrarsızlığa ve çalkantıya sürüklenmekte olduğunun ifadesidir. Kuşkusuz iktidar ortakları ve Türkiye'yi yöneten odaklar, Türkiye'nin bir krizde olduğunu bir türlü kabullenmek istemiyor. Turizm gelirlerindeki nısbi artışla, ufak tefek olumlu gelişmelerle, milli takımın Dünya Kupası'nda çeyrek finale kalması gibi başarılarla avunarak durumu idare etmeye çalışıyorlar. Ama olmuyor işte… Şimdiye kadar devletten nemalanan, iktidarla ilişkilerini devamlı iyi bir çizgide tutmaya çalışan ve siyasi iktidarları hep desteklemiş olan büyük patronların klübü de isyanları oynuyor. İstikrarsızlık ve sosyal patlama kimin işine gelir ki?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |