T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Ceketinizi düğmelemeyebilirsiniz

Çeteler tarafından ortadan kaldırıldığında, çok ilgili olanlar dışında kamuoyunun adını pek bilmediği biriydi Ömer Lütfü Topal; ölünce 'kumarhaneler kralı' lâkabıyla anıldığı ve müthiş zengin olduğu öğrenildi. Kayıtsız çok para kazananlar servetlerini karanlıkta harcar ve büyütürler; onun kolunun da hemen her alana uzandığı sonradan ortaya çıktı.

'Kumarhaneler kralı' pek çok politikacıyı, üst düzey bürokratı, yargıcı, emniyet ve istihbarat mensubunu tanıyordu; onları ağırlamış, sorunlarını çözmüştü... Sorunları çözülenlerin, zamanı geldiğinde, kendi sorununu da çözmek için seferber olacağı beklentisiyle tabii...

"Bu da nereden çıktı, Ömer Lütfü Topal da nereden aklına geldi?" demeyin... Şu sırada Milliyet gazetesi, Topal'ın avukatı Ekrem Marakoğlu'nun anılarını tefrika ediyor... 'Kırmızı Kadife' adıyla kitap halinde de çıkacak olan anılarda çok ilginç bilgiler, bugüne kadar pek bilinmeyen ayrıntılar yer alıyor...

"Sorun çözmek" dedim ya, işte kitaptan size bunun bir örneği...

Kumarhanecilik bir kadro işi; Topal'ın yükselişinde en önemli rollerden birini Bülent Fırat oynamıştı. Ekrem Marakoğlu yakından gözlediği Topal'ın iş prensiplerini anlatırken, birini, "Hızlı ilerlemek için üstünden geçtiğin köprüleri yıkacaksın" biçiminde özetliyor ve yıktığı bir köprüye Bülent Fırat'ı örnek veriyor... Kulağından tuttuğu gibi sokağa atmış adamı, "Kenarda, köşede bir iş ver" tekliflerine kulak asmamış... Bir gün, kumarhanesi Topal tarafından işletilen Akgün Otel otoparkında cesedi bulunmuş Fırat'ın...

Avukatı Marakoğlu'nu derhal Polat Otel'e çağırmış Topal; Fırat cinayetinin kendisine bulaştırılacağından endişeliymiş... "Otoparkta tatsız bir olay yaşandı, Fırat kulübe içinde öldürüldü" diyormuş... Cinayetle kendisinin ilgisi bulunmadığını da söylemiş Ekrem Marakoğlu'na... Başbaşa konuşurlarken, "Hüseyin Kocadağ geldi" haberi ulaşmış Topal'a... Susurluk'ta kaza yapan Mercedes'te hayatını kaybeden polis müdürü Kocadağ, o zaman (1994 sonu) İstanbul emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapıyormuş... Ekrem Bey, bir süre oturduktan sonra, ikisini başbaşa bırakmış...

Sonra? Sonrası şu: Avukat Marakoğlu odaya döndüğünde Topal'ı kahkahalarla gülerken bulmuş... "Ekrem Abi, ölü kaçmış" diyormuş... Cinayet masası ekibi olay yerine gitmiş, ama cesedi bulamamış... Ne hoş, değil mi? Birileri (yoksa "Birisi" mi demem gerekirdi?) Ömer Lütfü Topal'ı derin derin düşündüren büyük bir 'sorun'dan böylece kurtarmış...

Sorun bir değil ki, bin; özellikle kumarhane işletiyorsan... Bülent Fırat'ın cesedinin 'kaçtığı' gün, Topal, Polat Otel'deki yazıhanesinde Hüseyin Kocadağ ile sohbet ederken, polis, Akgün Otel'in kumarhanesinde arama yapmış ve salon sorumlusuyla koruma müdürünün üzerlerinde birer ruhsatsız tabanca, ayrıca kilitli bir çekmecede de iki tabanca bulmuş. Çekmeceden Fırat'a sıkılan kurşunların kovanları da çıkmış...

Avukat Ekrem Marakoğlu olayın 'hukuki' ve 'bürokratik' yönlerini bakın nasıl anlatıyor: "Eğer bu tabancalar, bu adam öldürmede kullanılan mermilerin boş kovanları ve suçtan elde edilen bu özel eşyalar kanarya sevenler derneğinde yakalanmış olsaydı derhal yaptırım uygulanırdı. Ancak bu kanunsuzlukları tespit ede Emniyet Müdürlüğü Ömer Lütfü Topal'ın casinosuna yönelik hiçbir yasal işlem yapmadı. İstanbul Valiliği de bu konuda sessiz ve hareketsiz kaldı. Diğer taraftan bir talih oyunu salonunda büyük çapta potansiyel tehlike teşkil eden bu silâhlar ve suç delilleri her nedense Turizm Bakanlığı'nı da hareket geçirmedi. O dönemdeki Turizm Bakanlığı'nın bu konudaki çalışması olayı örtbas etmekten öteye gitmedi."

Neden acaba?

Mahmut Tezcan adını hatırlayanlarınız mutlaka çıkacaktır. Bir zamanların 'dershaneler kralı' idi Mahmut Bey ve bir gün kumar borcu yüzünden uğradığı baskılar sonucu kameralar karşısında intihar etmeye kalkıştı. Mahmur Tezcan'ı intihar girişimine sürükleyen Topal'ın kumarhaneleriydi. Elinden çek alınmış ve üzerine gelinmişti. Dershaneci Mahmut Bey'in şikâyeti üzerine kumarhane sorumluları önce savcılığa, oradan da mahkemeye sevk edildiler.

Mahkemede, yılların avukatını bile şaşkınlığa sürükleyen bir telefon olayı yaşanmış... Sanıklarla ilgili kararını vermek üzere olan bayan yargıca, bir görevli, "Efendim, Ankara'dan, adalet bakanlığından sizi arıyorlar" demiş... Çok kızmış yargıç, ama cüppesini çıkarıp odasına gitmeden de edememiş... Döndüğünde, beş sanıktan ikisini tutuklamış, diğer üçünü serbest bırakmış; bütün bunları yaparken de, sanıkların avukatı Ekrem Marakoğlu'na dik dik bakıyormuş yargıç...

Bu olayın anlatıldığı 'Kırmızı Kadife' kitabında şu satırları da okuyacak ve olaylar arasında irtibat kurabilen bir zekâya sahipseniz 'ünlü sanayicimiz' diye sözü edilen kişinin kim ve hangi politikacının akrabası olduğunu da çıkartacaksınız: "Daha sonra olayı araştırdım. Ünlü sanayicimiz, Ömer Lütfi Topal'a jest olsun diye ve ondan da habersiz olarak Adalet Bakanlığı'na telefon açarak, sanıkların tevkiflerini önlemeye yönelik bir teşebbüste bulunmuş. Bu teşebbüsü biraz geç kaldığı için sonuçları duruşma salonuna da yansımıştı."

Önünde mutlaka ceket düğmelememiz gereken kaç kişi var acaba Türkiye'de?


20 Haziran 2002
Perşembe
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED