|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önce, şu "türban" ve "başörtüsü" ayrımına kısaca temas etmek istiyorum. Aslında "başörtülü" bayanların tercih ettiği ifade "başörtüsü"dür. "Türban"ın devreye girişinin taa Evren-Özal-Doğramacıoğlu ilişkisine dayanan ilginç bir hikayesi vardır. Doğramacıoğlu YÖK Başkanı'dır. Özal ondan, üniversitelerde başörtüsü yasağını uygulamamasını istemektedir. Evren ise bu yasağın sürmesinden yanadır. Doğramacıoğlu, Evren ile Özal arasında kalmıştır. Bu arada Doğramacıoğlu'nun Başbakan Özal'la, Bilkent'e arsa tahsisi konusunda bitirilmesi gereken bir işi vardır, yani Özal'a eli mahkumdur. Sonunda Doğramacıoğlu Özal'a şöyle bir formülden bahseder: -Gelin biz buna "başörtüsü" demeyelim. Asker "Batılı imajımızı yaralıyor" diye buna tepki gösteriyor. Biz de Batılı bir ifade bulalım. Mesela "türban" diyebiliriz. "Türban"ı "çağdaş kıyafet" içinde sayabiliriz. Asker de tepki göstermez. İşte bundan sonra "türban"la "başörtüsü" kargaşası başlıyor. Hatta öyle bir dönem geliyor ki bu defa "Asker aslında başörtüsüne karşı değil, başörtüsü halkımızın giysisi. Asker siyasal bir simge olan türbana karşı" söylemi tedavüle giriyor. Dünkü Milliyet'in başlığı "MGK türbanı konuşacak" şeklindeydi. Spotlarda da "Askeri kanadın 'resmi yerde nasıl şort, mayo giyilemezse, türban da takılamaz. Cumhurbaşkanı'nın görev gereği bulunduğu yer resmi ve kamusaldır" mesajı verileceği ifade ediliyordu. Bu yaklaşımın tartışılması mümkün. Çok sağlam karşıt kanıtlar ortaya konabilir. Ama ben daha başka bir şeyi değerlendirmek istiyorum burada. Askerin "başörtüsüne karşı tavır koyması"nın gene "askerin halkla ilişkileri"ne nasıl yansıdığını... Hiç kuşkusuz, MGK'da asker adına ortaya konacak Milliyet'in manşetine yansıyan biçimdeki bir tavır halk tarafından "Asker başörtüsüne karşı" biçiminde algılanacaktır. Verilmek istenen mesaj bu ise, yerine ulaşacaktır. Ondan sonrası, bu mesajın halkta nasıl bir yankı bulacağını değerlendirmekle ilgilidir. Ben bir askerin, halkın tepkisine sebep olacak bir tavrı benimsemeyeceğini düşünürüm. Çünkü ordu milli ordudur ve halk desteği bir ordu için ekmekle sudan daha önemlidir. Öyleyse asker "başörtüsüne karşı" dururken, halkın, bu tavrı benimsediğine de inanmış olmalıdır. Acaba inanıyor mu? Belki şu tahmin edilebilir: "Asker başörtüsüne değil, onun siyasal simge olarak kullanılmasına karşıdır ve bu ayrımı iyi yaptığı için de tavrı halk tarafından onaylanmaktadır." Acaba öyle midir? Bence değil. Belki küçük, fanatik kemalist bir grup böyle bir görüşü paylaşıyor olabilir ve eğer askere sadece bu kesimin duygusu yansıyorsa, asker de oradan hareketle, kendi çizgisinin tüm halk tarafından paylaşıldığını sanabilir. Oysa toplum gerçeği çok farklıdır, diye düşünüyorum. Bir kere toplum, "Siyasal İslam simgesi" olarak bakılan "başörtüsü"nü böyle bir simge olarak algılamıyor. Sonra onu tehlike olarak görmüyor, sonra da yasak olmasını onaylamıyor. Bu, asla "İslami" niteliği bulunmayan, hele "siyasi islami" niteliği hiç bulunmayan, hatta "laik" niteliği çok baskın bilim adamları ve araştırma kurumları tarafından da ortaya konan bir gerçektir. TESEV'in Boğaziçi Ünv. Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Binnaz Toprak ve Doç. Dr. Ali Çarkoğlu'na yaptırdığı araştırma, toplumun yüzde 74 kadarının hem başörtülü eğitime hem de başörtülü kamu görevi yapmaya karşı olmadığını ortaya koymuştur. Peki "Asker adına" yapılmış, toplumun o çizgiyi onayladığını gösteren bir kamuoyu araştırması var mı? Aksine, bana göre yapılacak bir kamuoyu araştırması, kimi askeri kurumlara, başörtülü asker annelerinin alınmamasının, eşi başörtülü subaylarla ilgili uygulamanın toplumda ciddi rahatsızlık uyandırdığı bilgisini verecektir. Şunu söylemek istiyorum: "Başörtüsüne karşı" bir görüntü, askerin toplumla ilişkisine zarar veriyor. Bu sonucu asker kabul etse bile, ben bu ülkenin bir insanı olarak doğru bulmam. Bir ülkenin askeri ile toplumu arasında kalbi kopukluklar olmamalıdır, diye düşünürüm. Halk, "korktuğu için demek istemem, çünkü askerin halkını korkutuyor olmasını da doğru bulmam, belki "askeri üzmemek için" sesini yükseltmez, ama ben, adım gibi biliyorum ki, halk "başörtüsüne karşıt" tavrı onaylamıyor. Askerden de gelse, Cumhurbaşkanı'ndan da gelse... Evet, onaylamıyor. Kaldı ki bakınız, bu işin içinden çıkmak mümkün değil. Halk seçti gönderdi, gene Boğaziçili, gene "İslamcı olmayan", "laik" bir bilim adamının tesbitlerine göre şu an halkın en sevdiği lider olarak görülen Tayyip Erdoğan'ın eşi başörtülü... Başbakan'ın eşi başörtülü... (İlginç olan şu ki, Yılmaz Esmer'in araştırmasına göre Tayyip Erdoğan'ın seçmen tarafından beğenilme oranı 10 üzerinden 9.42, Yani eşi başörtülü olan Erdoğan'la halkın bir sorunu yok. Milliyet, 15 Kasım 2002) Kimi bakanların, Ak Parti milletvekillerinin önemli bir kısmının eşi başörtülü. Eğer çıngar çıkmayacağı bilinse de aday gösterilseydi, hiç şüphesiz birçok başörtülü bayan milletvekili de girecekti Meclis'e... Ne yapmalı bunları? Halk seçti bunları... Biz gerçekte halka mı kızıyoruz? Çok partili hayata geçildiğinden bu yana bir türlü oy vermeyi öğrenemedi bu halk mı diyoruz içimizden? Meclis Başkanı'nın eşi vesilesiyle bunca tartışma çıktı... Tayyip Erdoğan ne yapsın? Abdullah Gül ne yapsın? Boşansınlar mı? Başlarını mı açsınlar? Peruk mu taksınlar? Sokağa mı çıkarmasınlar? Asla bir arada görünmesinler mi? Seçimleri mi iptal edelim? "Bundan sonra başörtülüler gibi eşi başörtülü olanlar da seçimlere giremez" diye bir kanun mu çıkaralım? Yoksa Serdar Turgut'un bir süre önce Hürriyet'te önerdiği gibi "halkın dinini mi değiştirelim?" Kırk katır mı kırk satır mı cenderesine mi sokulsun ülke? Ve niçin yapılsın bu? Nasıl bir demokrasi için? -Efendim germeyin, kaşımayın... Neden hep birileri gerilir de, "başörtülü insanlar"ın, onların yakınlarının gerilme hakkı yoktur bu ülkede? Bakınız, bunlar hep soruluyor, konuşuluyor bu ülkede... Asker şu tavrı koydu. Koyabilir. Ama toplum duygularıyla buluşmayan bir tavrın toplumsal bir bedelinin olduğu unutulmamalıdır. Ve bence, "Akser'in manevi kişiliği"ne bu bedel ödetilmemelidir. İnsanlar, komuta heyetleri gelip gidiyor, bu ülkede ordu ve halk kalıyor. Bu ikili arasındaki muhabbeti kimse yaralamamalıdır. Dilerim Milliyet'in manşeti yanlış çıkar, dilerim bugünkü MGK'dan, "Asker başörtüsü konusunda uyardı" gibi bir manşet yansımaz kamuoyuna... Bu, toplum duygularını çok yaralayıcı olacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |