|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer ve eşi Semra Sezer'i uğurlama merasimine, eşi Münevver Arınç ile birlikte gelmesi kafası karışık laikçilerin konumunun bir kez daha çok açık bir şekilde gözler önüne serilmesine vesile oldu. Protokol gereği eşi ile birlikte gelen TBMM Başkanı eşini getirmemiş olsaydı nezaket kurallarını ihlal etmiş olacaktı. O zaman tartışmalar "dinci"ler eşlerini evlere kapatmak adına protokol nezaketini ihlal ettiği şeklinde cereyan edecekti. Arınç eşiyle birlikte katıldığı için ana muhalefet başkanının çok şaşırtıcı bir şekilde "Oldu bittiye getiriyorlar" şeklindeki eleştirilerine maruz kaldı. Kusur bulmak için pusuda bekleyen köşe yazarları devlet protokolündeki Münevver Arınç portresi için ateş açmaya başladılar. Gazetelerde yer alan haberler devlet protokolünde ilk defa türban olduğu yolunda birbirini tekrar eden yanlışlarla dolu. Türban "türban" olarak Mustafa Kemal'in eşi Latife Hanım'ı dışarıda tutacak olursak, devlet protokolünde ilk defa Özal hükümetinin devlet bakanı olan Karaevli'nin eşinin şahsında yer aldı. Karaevli'nin eşinin saçının bir tek telini göstermeyen fakat boynunu açıkta bırakan türban YÖK tarafından da tesettürlü kız öğrencilere model olarak empoze edilmeye çalışılmıştı. Münevver Arınç'ın şahsında başörtüsü devlet protokolünde kamusal alanın nezaket dilinin ihlal edilmeden yer bulması bakımından "ilk"tir. Nezaket dilini koruyan ve bu dilin kamuoyuna sunulmasında öncülük etmiş olan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve eşi Semra Sezer'in davranışları, Cumhurbaşkanı'nın Öğretmenler Günü açıklamasına kadar çok sevindirici bir gelişme olarak görüldü. Hatırlanacaktır. Refah-Yol hükümetinde Başbakan eşi olarak törene katılmış olan Nermin Erbakan Anayasa Başkanı Yekta Güngör Özden'in hakaretlerine maruz kalmış, Yekta Güngör Özden tavrını izah etmek üzere "isteyenin başını evde örtebileceğine" dair bir açıklama yapmıştı. Devlet protokolü söz konusu olduğunda, başörtüsünün kurallara uymadığını savunanların devlet protokolündeki nezaketsiz tutumları hiç görmemeleri ayrımcı zihniyetin "adamına göre yasak" tutumunu çok iyi ifade ediyor. Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda Rahşat Ecevit'in Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in elini sıkmamış olması bu zihniyet açısından haber değeri taşımadı bile. Aynı hareket/hakaret bir başka ülkede olsa idi nezaket dilini ihlal eden tavır olarak kriz nedeni sayılırdı. Toplumsal uzlaşma söylemi, söylem olarak laik/laikçilerden geliyor fakat, uzlaşma adına bedel ödeyen ve hareket eden dindar kesim oluyor. Mesela dindar kimliği ile çok da bağdaşamayan bir durum olarak Münevver Arınç, takvaya uygun bir davranış olmamasına, üstelik Ramazan ayı içinde bulunulmasına rağmen; "toplumsal uzlaşma" adına Allah indinde tövbe etmeyi göze alarak, törendeki herkesin elini sıkmıştır. Dindarların kamusal alanın nezaket dilini korumak için "takva"dan vazgeçmeyi göze alacak kadar uzlaşma içinde hareket etmiş olmalarına karşın, Recep Peker'li yıllardan miras olarak CHP zihniyeti "katı bir kütle olarak" yerinde durmayı tercih etmektedir. Cumhurbaşkanı ve eşi kamusal alanda eşitlik ve nezaketi önceleyen tavırlarıyla ilk günden itibaren dikkat çekti. Kırmızı ışıkta durmaktan alışveriş kuyruğuna girmeye kadar Sezer ailesi kamusal alanda cumhurun başı olarak hiyerarşiyi temsil etmekten ziyade, kendilerini bütün vatandaşlarla eşitleyen bir konumda tutmaya itina gösterdiler. Bu itinalı tavırdan yola çıkarak, Cumhurbaşkanı'nın kamu alanı ile kamusal alan arasındaki farkı netleştirmesi gerekmektedir. Batı ülkeleri söz konusu olduğunda bu ayrım çok önemli olmayabilir, fakat kamu alanı ile kamusal alan arasındaki haklar ve özgürlükler siyaset bilimciler ve sosyologlar tarafından tartışılmadan başörtü yasağı ile ilgili olarak bir mesafe kaydedilmesi mümkün görünmüyor. Kamusal alanın bir eşitlenme alanı olduğu ve dolayısıyla hiç kimsenin kıyafetinden (kıyafetsizliğinden dolayı değil) dolayı kamusal alan dışında tutulamayacağının bir an önce açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Batı'da kamusallığın çöktüğü, özel alanın kamusallığı ortadan kaldıracak kadar yayıldığı yolundaki analizler göz önüne alınarak; özel alanın sadece mahrem alan demek olmadığına dair, devlet adamlarının, akademisyenlerden brifing almaları gerekiyor. Dünyanın kabul ettiği özel alan ile Türkiye'deki devlet adamlarının savunduğu özel alan tanımında da önemli farklılıklar var. Bizde özel alan mahrem alan olarak kabul ediliyor. Bu tanımı kabul ettiğimizde; İslam dini özel alanda kadınların başlarını örtmeyi farz kılmadığına göre kadınların başlarını özel alanda örtebileceklerine dair getirilen açıklama da lüzumsuz bir açıklamaya dönüşüyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Ramazan | Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |