T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İslâmî kesim ve milli meseleler

Türkiye'nin iç-dış meseleleri yoğunlaşıp, ülke güvenliğine ilişkin tartışmalar derinleştikçe, fikri ve sosyal grupların tavırları, buluşmalar ve ayrışmalar da önem kazanmaya başlıyor. "Milli meselelerde islâmî kesim nerede duruyor?" sorusu da bu çerçevede önem kazanan hususlar arasında... "Acaba islâmî kesim, yaşanan özgürlük daralmaları ve onun ortaya çıkardığı kızgınlık sebebiyle milli meselelerdeki hassasiyetini kaybetti mi? Bu konuda hiçbir milli hassasiyeti bulunmayan çevrelerle ve dış güçlerle işbirliğini olağan karşılamaya mı başladı?" Bu soruyu çok daha keskin ifadelerle Gerçek Hayat dergisi sordu bana. Şöyle:

"Türkiye'de Müslümanların, bilhassa İslâmcı siyasetçilerin; Türkiye'yi yöneten üst düzeydeki kadroların yanlış uygulamalarını giderebilmek için, Türkiye ile ilgili çıkar hesapları olan harici/Batılı odaklarla işbirliği yaptıkları, onlardan medet umdukları gözleniyor [AİHM'e başvurmak, Kopenhag Kriterlerini desteklemek, Kürtçe eğitimden yana olmak...] İslâmcılar'ın, kendi amaçlarıyla, Batılı/yabancı güçlerin amaçlarını birleştirecek/kaynaştıracak bir yaklaşım sergiler durumuna düşmeleri sizce nasıl değerlendirilmeli? Olup bitenlere itiraz etme çabası, devlet düşmanlığına benzer görüntülerin ortaya çıkmasına yol açıyor; size göre bu çapraşıklık nasıl giderilebilir?"

Soru, en azından, bir çevrenin "islâmî kesim"e "dindarlar"a bakışını yansıtma ihtimali açısından önemli. En azından sağlıklı değerlendirmelere kapı aralaması açısından kendi bakışımı belirtme gereğini duyduğum bu konuda, Gerçek Hayat'a verdiğim cevabı, burada, okuyucularımla da paylaşmak istiyorum.

"-Öncelikle sorunun kuruluş biçimini sağlıklı bulmadığımı, ihtiva ettiği "işbirliği yaptıkları, medet umdukları, kendi amaçlarıyla yabancı güçlerin amaçlarını birleştirecek-kaynaştıracak yaklaşım sergileme, devlet düşmanlığına benzer görüntüler" gibi yargıları olumlu ve doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. Bu yargıların kimi çevrelerde varolduğunu dikkate almak gerekirse, burada da sağlıklı bir değerlendirme için şu hususların dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum:

-Türkiye'de sağlıklı bir sistem yapılanması mevcut değildir.

-Hukuk devleti noktasında çok ciddi sancılar söz konusudur.

-Bu ülkenin insanları özgürlükler, insan hakları alanlarında çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadırlar.

-Hukuk devleti talebi çok temel bir taleptir.

-Türkiye'nin gerçek bir hukuk devleti olması çoğu zaman ülke güvenliği gerekçe gösterilerek engellenmektedir.

-Bu mantık, ülke insanlarını, belki daha çok da İslâm'ı ana ölçülerine uygun olarak yaşamak isteyenleri sıkıntıya sokmaktadır. Bu insanlar, eğitim-öğretim, yasama, kimliğini ortaya koyma gibi alanlarda çok ciddi bir hayat alanı daralması hissetmektedirler.

-Dindar kesimler, bu ülkede hep, vatan savunmasını, ülke bütünlüğünü öne almışlardır. Bu yönüyle de Batı ülkeleriyle işbirliğine hep endişe ile yaklaşmışlardır. Devletin Osmanlı'dan bu yana stratejik hedef olarak Batılılaşmayı seçtiği zamanlarda bile dindar insanların bu yönelişe en azından kalbî bir rezervleri olmuştur. Onların bu hassasiyeti, devlet yöneticileri tarafindan "gericilik, medeniyet düşmanlığı" gibi telakki edildiği zamanlarda bile onlar, kendi inançları, bu ülkenin müslüman kimliği ile bu ülkenin savunması arasında kopmaz bir bağ olduğunu düşünmüşlerdir. Zaten vatan savunması denildiğinde de, yola yine bu insanların şehadet duygularından çıkılır. Ben gene de bu ülkenin Müslümanlığı ile bu ülkenin savunma zarureti arasında kopmaz bir bağ bulunduğuna inanırım.

-Bu iş dindar insanlar açısından böyledir de, devleti yönlendiren zihniyet açısından da böyle midir, asıl soru buradadır. Ya da devlet, ana zeminde bu ülke insanlarının Müslümanlığı ile bu ülkenin savunması arasında çok hayati ilişkiler bulunduğunu düşünse bile, bunu sürekli diri bir idrak halinde yaşatıyor mu sorusu cevabı araştırılması gereken önemli bir sorudur.

-AB ile bütünleşme hedefi, bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin stratejik hedefleri arasındadır. AB'nin standartları veya kurumları bilinerek onunla bütünleşme tercihi yapılmış olmalıdır. Türkiye'yi böyle bir stratejik hedefe Müslümanlar veya İslâmcılar getirmemiştir. Bugün AB ile ilişkiler sebebiyle karşılaşılan ülke güvenliği ile ilgili sorunlar, (ki bunların içinde İslâm'ın Avrupa standartlarındaki dini anlayış çerçevesine indirgenmesi hesabı da vardır) vaktiyle islâmî kesimlerin uyardığı ve uyardıkları için de kınandıkları sorunlardır. Demek istiyorum ki, AB'yi ideolojik bir hedef olarak benimseyen ve "Batıcılar" diye gelen asker-sivil her çevreden kesimlerin ülke güvenliği konusunda islâmî kesimlere söyleyecekleri hiçbir şey bulunamayacağını düşünüyorum.

-Islâmî kesimler, ülkede hayat alanları daraldığı için, Türkiye'yi yönetenler üzerinde insan hakları planında bir baskı oluşturabilir mi ümidiyle, AB kurumlarına başvurmak, bazı AB kriterlerinin ülkede hayata geçmesi yolunda gayret sarfetmek gibi eğilimler içine girmişlerdir. Sonuç itibariyle de "Hukuk Devleti" hedefi bu ülkede her insan için hayati bir zarurettir. İşkencenin önlenmesi, siyasetin gerçek bir özgürlük içinde yapılabilmesi, sivil iradenin belirleyiciliği.. bunlar islâmî kesim için de gereklidir başka kesimler için de...

-Sorun nerede çıkıyor? Avrupa'nın insan haklarının yanına Türkiye'nin güvenliği için tehlike arzedecek başka hedefleri eklemlemesinde...

-Burada Türkiye'nin güvenliğinin insan hakları ile çelişir duruma gelmesinin çok çarpık bir denklem olduğunun da altı çizilmelidir. Türkiye, insan haklarıyla çelişen bir güvenlik konseptini zaten götüremez. Yani insan hakları ve hukuk devleti ile ülke güvenliğinin üstüste çakıştığı bir sistem yapılanmasını gerçekleştirmek zorundaydık, zorundayız, bana göre Türkiye tarihinde böyle bir tecrübeye de sahiptir. Eğer böyle bir açı farkı varsa, dünyada, bu farkı güvenlik zaafı olarak ülke aleyhine kullanacak çevreler de her zaman bulunacaktır.

-Şunu da belirtmek lâzım: İslâmî kesimlerin, bu ülkede karşı karşıya kaldıklarına inandıkları bir insan hakları ihlalini uluslararası kuruluşlara götürmekten çok memnun oldukları söylenemez. İki, bu müracatlardan çok ümitli oldukları da söylenemez. En azından ben bu konuda AB'de bir çifte standart olabileceği kaygısını taşıyorum, bunu zaman zaman da dile getirdim. Başörtüsü ve RP davalarında AİHM'nin çok iyi sınavlar vermediği biliniyor. Aynı AİHM'nin Kürt meselesinde ve Kıbrıslı Rumlar konusunda çok daha farklı tavırlar sergilediği de biliniyor. AB ve ülke güvenliği konusunda kimi zeminlerde bir kaygı oluşuyorsa şu çifte standart görüntüsünün de değerlendirilmesi gerekir. Ama olmuyor. Bazı çevreler bir yandan AB'cilik yapıyor, bir yandan ülke güvenliği konusunda hassasiyet sergiliyor, bir yandan ülkenin en temel insan unsurunu rahatsız edecek insan hakları ihlalini kalıcı bir devlet politikası haline getiriyor, bir yandan da daralan, bunalan insanlar, özgürlük alanını genişletmek için ona buna başvurduğunda "Ne oluyoruz? Bu ülke güvenliği konusunda duyarsızlık değil mi?" gibi sorular ortaya çıkıyor.

-Şunu söyleyebilirim: Keşke insan hakları konusunda Avrupa'dan çerçeve, ölçü istemeyecek, hatta onlara ölçü ihraç edecek bir standardımız olsa. Keşke insanlarımız, bu ülkede yaşamaktan sonsuz bir mutluluk duysalar. Keşke ülke güvenliği için hep kimi özgürlüklerimizden vazgeçmek zorunda kalmasak... Keşke vatan için hep özgürce fedakarlıkta bulunsak. Keşke Avrupa ile ilişkilerimiz bir öğretmen-öğrenci edasından çıksa... Keşke Avrupa ile eşit-eşite görüşebileceğimiz bir güven duygusuna ulaşsak...

-Ben şuna inanıyorum: İslâm bu ülkenin en temel değeridir. Ülke güvenliği için de, insanımızın Müslümanlığı olmazsa olmaz bir stratejik güç alanıdır. Ülke güvenliğinde asıl zaaf, bu ülke insanının Müslümanlığı ile oynamak, özellikle de insanların devletle ilişkilerini zaafa uğratacak biçimde devlet adına oynamaktır. Türkiye'de kimi kadrolar bunu yaptıkları için, devlet-toplum ilişkilerinde ciddi yaralanmalar oluşuyor. Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik bir hesabı varsa, sanırım öncelikle bu alan için olacaktır. Ben konunun bu çevrçevede değerlendirilmesini de sağlıklı bulurum."


5 Mart 2002
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED