|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Şubat ayı enflasyon rakamlarının "beklenenden düşük" çıkması, başta ekonomi bürokratları ve Kemal Derviş olmak üzere herkesi sevindirdi. Bir "zil takıp oynamadıkları" kaldı. Bu rakamlar bu kadar sevinmeyi öngören rakamlar mı acaba? Şubat ayında, Ocak ayına göre fiyatlar toptan eşya fiyatlarında yüzde 2.6, tüketici fiyatlarında yüzde 1.8 arttı. Aslında bu rakamlar daha yüksek bekleniyordu, bir "sürpriz" yaparak düşük çıktılar. Kemal Derviş, rakamları yorumlarken "2002 yılı için yüzde 35'lik enflasyon hedefinin, yüzde 3'lük büyüme hedefi ile bir arada gerçekleştirilebilmesi için, ekonomik politikaların program çerçevesinde kararlılıkla ve artan bir eşgüdüm içinde uygulanması gerekmektedir" dedi. Kemal Derviş'e göre 2002 yılında "hem enflasyonun hızlı bir düşüş sürecine girmesi, hem de ekonomik büyümenin ivme kazanması" mümkün olabilecek. İnşaallah diyelim. Ben Kemal Derviş kadar "umutlu" değilim. Çünkü Arjantin ekonomisi batmadan önce, Arjantin'de yıllık enflasyon yüzde 2 gibi, bizim bir aylık enflasyona bedeldi. Sonuç ne oldu? Arjantin ekonomisi batıp yeniden "IMF tutsağı" olma aşamasına geldi. Yani sadece "düşük enflasyon" ülke ekonomisini kurtaramaz ve ülke halkını "mutlu" edemez. Arjantin'in son hatası kendi parasını dolara eşit yapması, yani "olduğundan daha değerli" tutması idi. Aynı hatayı şu an biz de "dalgalı kur" nedeniyle yaşıyoruz. Paramız dolara karşı bugün bile yüzde 26 daha değerli tutuluyor. Dolar kurundaki düşüş Ocak ayı enflasyonuna yansımayınca, Şubat ayı enflasyonu doğal olarak "düşük" çıkıyor. Çünkü piyasa dolar kurundaki düşüşü Ocak ayında değil Şubat ayında fiyatlara yansıttı. İthal girdilerde de bu düşüş fiyat avantajı sağladığından rakamlar düşük çıktı. Keşke bu fiyat düşüşleri "üretim artışı" nedeniyle gerçekleşse. Büyüyen ekonomi nedeniyle fiyatlar düşse biz de sevinebilirdik ama gerçek öyle değil. "IMF politikaları" nedeniyle, talep ağır bir baskı altında. IMF'nin isteğiyle "ekonomiyi küçültmek" için, vatandaşlarımız ağır külfetlere katlanmaya başladı. Fabrikalar, işyerleri kapandı. Birçok insanımız işsiz, aşsız kaldı. Esnaf "siftah etmeden" dükkan kapamaya başladı. Halkın geliri olmadığı için "harcaması" da olmadı. Piyasaya yeterli miktarda "Türk Lirası" verilmedi. Yani "piyasalar durdurulup" ekonominin hızı kesildi. Piyasalar bu kadar "durgun", bu kadar "hareketsiz" iken çıkan bu rakamlara sevinmek yanlış. Çünkü, "batan ekonominin" yası tutulması gerekiyor. Piyasalara bu kadar "baskı" yapılmasına rağmen özellikle toptan eşya fiyatlarında görülen yüzde 2.6 fiyat artışı çok fazladır. Bunu iyi değerlendirmek gerekir. Eğer "enflasyonu düşürüyoruz" mantığı ile bu "büyümeyi engelleyen sakat uygulamada" ısrar edilir, yatırımların ve istihdamın önü kesilirse, inanın "Arjantin'den daha beter" hale geliriz. Bizim "mutlaka ve mutlaka" büyüyen bir ekonomiye sahip olmamız gerekiyor. Ekonomi büyümeden hiçbir sorunumuzu çözemeyiz. Sık sık tekrarlıyorum ama birilerinin mutlaka kafasına girmesi için sık sık tekrarlamaktan başka çare yok. Tüketimi baskı altına alırsanız ekonominin büyümesini önlersiniz. İhracat yapmasını önlersiniz. Üretken olmayan ekonomi istihdam yaratıp işsizlere iş bulamaz. İşsizlere iş bulamadığı için katma değer yaratamaz. Yani ekonomi büyüyemezse, felaketler büyüyecek demektir. Bizim yöneticilere ve ekonomi bürokratlarına bakarsanız her şey "tıkır tıkır" işliyor. Kalkınma hızı eksi 10'muş, 1 Nisan'da uygulamaya konulacak olan yeni SSK primleri nedeniyle 1 milyon kişi işsiz kalacakmış, insanlarda "gelecekte bir iyileşme olacak" umudu yokmuş bunlar onların umurunda değil. "Şubat ayında enflasyon rakamları düşük çıktı" diye "zil takıp" oynuyorlar. Beyler gözlerinizi açıp bir piyasalara bakın, insanlarımıza bakın. "Kurtarıcı" Kemal Derviş, doğalgaz faturasında rakamları görünce "halkımızın patlamayacağına şimdi daha çok inandım" demişti. Bir de Esenler'de "3 milyon lira alacak" için çıkan "meydan muharebesini" görsün. İnsanlarımızın sabrı "bilgisayar ekranlarında" pek ortaya çıkmaz. Siz ekonomiyi daha sıkıp sadece IMF'den borç alarak ekonomimizi "işler" halde tutamazsınız. Yabancı bankaların borçları ödensin diye IMF'den alınan borçlar, bu ülkenin gelecek kuşaklarını ağır borç yükü altına sokacak bir tutumdur. Türkiye'nin iç ve dış borçlarını ödeyebilmesi için mutlaka ekonomisini üretken kılıp büyümeye geçmesi şarttır. Eğer ekonomi büyümeye başlamazsa "3- 5 milyon alacak" için daha çok kavgalar çıkar bunu unutmayın.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |