T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bizim elimiz kanlı değil Ertuğrul Özkök!

Aşağıdaki cümle, bugün başını yastığa koyduğunda rahatça uyuduğunu söyleyen Ertuğrul Özkök'e ait:

"Ne yani, Türkiye'nin geleceği hukuktan mı ibarettir?"

Elbette...

Böyle bir Türkiye'nin geleceği "hukuk"tan ibaret olamaz...

Hukuk, ona ihtiyaç duyanlar, ona "paye" verenler için bir anlam ifade eder. Varlıklarını, konumlarını, zenginliklerini hukuk dışı siyasi gelişmelere borçlu kişiler/kurumlar için hukuk, olsa olsa "ayak bağı"dır.

Maksadım, "artık kaşarlandım" diyen Özkök'e meram anlatmak değil.

Cevap yetiştirmek, hiç değil.

Ona acıdığımı bildirmek...

Artık acıdığımı...

Sadece acıdığımı...

Hele, dünkü "28 Şubat güzellemesi"ni okuduktan sonra bu duygularım iyice pekişti.

28 Şubat'ın yıldönümünde yurtdışında olduğu için, Türkiye'de estirilen "anti 28 Şubat terörü"ne geç muttali olmuş; "Neyse ki bu marjinal yaygarayı artık kimse yutmuyor" diyor.

Belağatiyle ünlü arkadaşımız, yazısında, nedense (neden acaba?) ağzını bozma gereği duymuş. 28 Şubat'ın, siyaset alanını daraltıp tahakküm geleneğini meşrulaştırdığını söyleyenlere, kendisine pek yakışır bir nezahatle verip veriştiriyor.

"Vız gelir tırıs giderler..."
"Marjinal yaygaracılar..."
"Dünyanın en sahtekar yaratıkları..."
"Demokrasi şaklabanları..."
"Siyamlı Taliban ikizleri..."

Bir insan hem "suçlu", hem bu kadar "cüretkar" olabilir mi?

Oluyormuş...

Karşımızda, Türkiye'yi "Siyamlı Taliban'ın tahakkümünden" kurtaran üniformalıları, irade-i milliyeye karşı "gerekirse silah bile kullanabilecek" laik önderler olarak alkışlayan bir fenomen var.

Ki, Türkiye'yi "Siyamlı Taliban'ın tahakkümünden" kurtaran önderlerden biri emekli olur olmaz Cavit Çağlar'ın sonradan içi boşaltılan "Interbank"ına kapağı atmış, diğeri "Türkbank yolsuzluğu"nun bir numaralı sanığı Korkmaz Yiğit'in danışmanlığına atanmıştı.

İrtica gitmiş, yerini IMF'ye bırakmıştı.

Özkök'ün alkışladığı bu darbe, görünüşte, "istenmeyeni engelleme"ye yönelik bir "operasyon"du.

Ama, Türkiye'de gerçekleşmesine engel olunan şey "sosyalizm" (proletarya diktatörlüğü) ya da "İslamiyet" (edille-i şer'iyye'ye dayalı toplum düzeni) değildi; gerçekleşmesine engel olunan şey, sadece, "irade-i milliye"nin tecellisine imkan sağlayacak demokrasi ve iktisadî bağımsızlığımızdı.

Ertuğrul Özkök, işte bu yüzden başını yastığa koyduğunda bu kadar rahat uyuyabiliyor.

O uyuyadursun, gelecek kuşaklar "gazeteci yazar aydın" triosuyla, kendisinden "anayasa"ya bağlı kalması istenen "tarafsız" Cumhurbaşkanı'nın malum süreçte üstlendiği rolü tartışacak; "eli kanlı müntesipler" karanlıkta ıslık çalma yöntemini benimseseler de, bu tartışma sürecek.

Çünkü, refikimiz, bir "tüccar general"in direktifiyle hazırlanan düzmece bir "belge"ye dayanarak iki meslektaşını (Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand) suç örgütlerine hedef göstermiş, bir insan hakları savunucusunun (Akın Birdal'ın) kurşunlanmasına neden olmuştu.

Dünyanın en sahtekarları, demokrasi şaklabanları, marjinal yaygaracılar, yani bizler, Ertuğrul Özkök "özür borcu"nu hatırlayıncaya kadar, bu "yaygara"da ısrar edecek.


5 Mart 2002
Salı
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED