T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Yeşilden kırmızıya

Yeşil sahaların rengi, o içimizi aydınlatan çimen yeşili kızarmaya başladı. Belki de bundan böyle önce mor, ardından da laciverde dönecek.

Belki de büsbütün kararacak. Tuncay Özkan'ın dünki Radikal'de Neşe Düzel ile yaptığı konuşmanın kapsamı o kadar geniş ki, "ahtapotun kolları" gibi ülkenin hemen bütün müesseselerine uzanıyor. İşte bazı satırbaşları:

o Futboldaki rant bir milyar dolar. Spor basını da bu rantı üleşiyor.

o Polisin, askerin, MİT'çinin futbol kulüplerinde ne işi var?

o Spor dünyası rezaleti biliyor, yazmıyor.

o Üç büyükler kirliliğin içinde.

Ben ve benim gibi futbolseverler, saf kişiler sanırdık ki; bankacılık-ticaret-siyaset-gümrükler-vesaire gibi yerlerde, işte öteden beri medyada yer alan pek çoğu adliyeye intikal eden hortumculuk-yolsuzluk-vurgun yoğunluğu futbol dünyasına bu kadar bulaşmamıştır.

Evet "şike" söylentileri her zaman olagelmiştir, lakin meselenin boyutları bu denli geniş değildi. Demek ki, bir yerde dönen paranın miktarı ne kadar artıyorsa, o yere dikkat etmeli imiş. Herhalde bu iddialara muhatap olan kişiler, kurumlar gereken cevabı verecektir.

Veya vermeyecek meselenin üzeri küllenecektir.

Onbir as oyuncusunu kaybetmiş, pek çok futbolcusu sakatlanmış, sahaya sürecek kadro bulamayan Galatasaray; Lucescu'nun tabiri ile bir mucize gerçekleştirerek Liverpol karşısında ayakta kalmayı, puan almayı becerdi.

Öyle ki sadece Oven'e biçilen yüz milyon dolar Galatasaray'ın tüm futbolcularının toplam fiyatını geçiyor dediler.

Yani denk olmayan güçlerin karşılaşmasından olmayacak bir sonuç elde edilmişti. Herkes Galatasaray'ın Avrupa cephesinde verdiği bu mücadeleyi alkışladı, pek akıl erdiremese dahi beğendi.

Ama ortada yakıcı bir soru vardı.

Galatasaray dışarda gösterdiği bu performansı içerde niçin gösteremiyor, bunca zamandır (galiba dokuz maç) deplasmanda galip gelemiyordu.

Yapılan açıklamaların en fazla üzerinde yoğunlaştığı husus şudur: Avrupa fatihi Galatasaray'ın as oyuncuları dışarıda gösterdikleri performans ile Avrupa kulüplerinin dikkatini çekmişler, zaten içerideki iktisadi kriz sebebiyle para işleri sarpa sardığından bir an önce kapağı dışarıya atmanın yollarını aramışlardır. İşte bu yolların ana caddesi Avrupa sahalarında kendini gösterebilmek. Açıkçası vitrine oynamak.

Futbolcular Avrupa vitrinine oynayadursun, Galatasaray ve ardından Beşiktaş şirketleşerek halka arz ile borsaya girdi.

Fakat o da ne!..

Bu iki şirketin hisseleri daha dün bir bugün iki olmadan (1 Mart itibarı ile) Borsa'da çöktü. Yatırımcılar bir haftada 10.6 milyon dolar kaybettiler.

Siz bu manzarada bir terslik görmüyor musunuz?

Evet görüyoruz.

Görülen şudur: Mucize sür-git devam etmez.

Bir yerde takke düşer, kel görünür.

İşte Göztepe maçı bunun delilidir.

Eğer Yimpaş Yozgat'lı Hüseyin altı pasta önüne düşen bomboş topu dışarı atmasaydı Yimpaş maçın başlarında iki sıfır öne geçecek ve Beşiktaş'ın hali duman olacaktı.

Fenerbahçe de ortak görüş ile Rize önünde döküldü.

Demek ki bu yıl yine üç büyüklerden biri şampiyon olacak ama iyi futbola hasret kalacağız. Tıpkı geçen yılki gibi.


5 Mart 2002
Salı
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED