|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Basın-siyaset ilişkileri, ülkemizin kanayan bir yarası haline geldi ve halkın haber alma hakkını engelleyen bir mahiyet kazandı. Hem Radyo Televizyon Kanunu, hem de Basın Kanunu, Avrupa standardına uygun bir biçimde değişecek. Ama, siyasetçiler kanun değişikliğini, Batı normlarıyla sınırlı tutmak yerine, medya patronlarının işine gelecek düzenlemeleri de kanun tasarısı içine sıkıştırmayı adet edindiler.
RTÜK değişikliği
Radyo Televizyon Kanunu'nda 26'ncı maddede yer alan "yeniden iletim" yasağının kaldırılması öngörülüyor. Böylece, bir tv yayınını, diğer televizyon kanallarının da yayınlamasına izin verilecek. Bu suretle, bölge televizyonlarının güçlenmesi sağlanabilecek. Bölge televizyonları, örgütlendikleri taktirde, bazı saatlerde, tek elden yayın yapabilecekler; istedikleri programları, maliyetini paylaşmak suretiyle, daha az bir maddi külfetle, seyircilerine sunabilecekler. Radyo Televizyon Kanunu'nda gerçekleştirilmesi düşünülen diğer bir değişiklikle, 4'üncü maddenin t bendinde yer alan dil yasağı (evrensel diller dışında hiçbir dille yayın yapılamaz hükmü) kaldırılacak. Böylece, Kürt dilinde yayın önündeki mâni sona erecek.
Sadece yukarıdaki hususları karara bağlayıp, Batı normlarına uyum sağlamak yerine, geçen yıl hükûmet, medyada tekelleşmeyi artıracak ve patronların kamu ihalesine girmelerine imkân verecek geniş kapsamlı bir tasarıyı Meclis gündemine getirmişti. Liderler, gece yarılarına kadar nöbete kalarak, tasarının kanunlaşmasını sağladılar. Ama, çok şükür, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, kanunu veto etti. Bu yüzden, halâ bazı patronlar, yasağa rağmen kamu ihalesine girdikleri için ağır cezalık durumdalar. RTÜK'e bildirdikleri ortaklık isimleri sahte. Böylece resmi evrakta sahtecilik yapmış da oluyorlar. Nedense iş takip edilmiyor.
Kayış'a düşen görev
Acaba RTÜK (Radyo Televizyon Üst Kurulu) Başkanı Nuri Kayış, kendilerine bildirilen bu isimlerin gerçek olup olmadığını Maliye Bakanlığı kanalından araştırdı mı? Herhalde, Radyo Televizyon Kanunu, özgürleşme adına gündeme geldiğinde, araya gene kamu ihale yasağını kaldıran bir madde sokuşturulacak. Medyadan korkmayan milletvekilleri, önce RTÜK'e müracaat edip, çeşitli TV kanallarının ortaklık yapısını öğrensinler. Sonra da adı geçen ortakların ödedikleri vergi miktarını, Maliye Bakanlığı'ndan tahkik etmek suretiyle, ortada bir hile veyahut hülle bulunup bulunmadığını araştırsınlar. Herkesin takdir edeceği güzel bir hizmet görmüş olacaklardır.
Porno yayıncılık
Radyo Televizyon Kanunu'nu, medyadaki çıkar çevrelerinin arzusu istikametinde değiştirmek isteyenler, aynı oyunu Basın Kanunu'nda da sergileyeceklerdi. Avrupa standardında bir Basın Kanunu hazırlanıyor görüntüsü altında, mevcut yasanın 7'nci maddesi değiştirilmek suretiyle, porno yayıncılıktan mahkûm olanların gazete sahibi olma yasağı kaldırılmak istendi. Çünkü Aydın Doğan'ın porno yayıncılıktan mahkûmiyeti yüzünden imtiyaz sahibi olması yasaktı. Konu, benim müracaatım üzerine İstanbul Valiliği'ne, oradan da İçişleri Bakanlığı'na intikal etmişti. İçişleri Bakanlığı hukuk müşavirlerinin 13.12. 2001 tarihli ve 5893 sayılı raporunda, "ar ve hayaya aykırı yayın yapan" Aydın Doğan'ın imtiyaz sahibi olamayacağı belirtiliyordu. Ama, görevi ihmal, hatta görevi suistimal suçu işlenerek, İçişleri Bakanlığı'nın raporunun İstanbul Valiliği'ne ulaşması engellenmektedir. Veyahut bu rapor İstanbul'a ulaşmıştır da vilayetin tozlu raflarında kaybolmuştur. Milletvekillerimizin bu işi takib etmesi gerekmez mi? Kanunlar, sadece fakir fukaraya mı uygulanacak?
Gazete sahibinin özellikleri
Özgürleşme adına getirilen ve Yılmaz Karakoyunlu denetiminde düzenlenen Basın Kanunu'nda en önemli değişiklik, süreli yayın sahibinin özelliklerini belirleyen maddede gerçekleştiriliyordu: "Gazete veya diğer bir süreli yayının sahibi olabilmek için, a) Türk vatandaşı olmak, b) kısıtlı veya kamu hizmetlerinden yasaklı olmamak, c) Devlet memuru ve Türk Silâhlı Kuvvetler mensubu olmamak" şartları aranacaktı. Buna mukabil, sorumlu yazıişleri müdürünün taksirli suçlar hariç, bir yıldan ağır hapis cezasına ve 5 yıldan fazla hapis cezasına mahkûm olmaması şartı mevcuttu. Özetle, şu anda Kartel medyasının övdüğü ve Yılmaz Karakoyunlu'nun denetiminde hazırlanan tasarı kanunlaşsaydı, hem Aydın Doğan'ın, hem de banka soygunundan mahkûmiyetleri halinde, diğer medya patronlarının gazete (imtiyaz) sahibi olmalarının önündeki engel kalkıyordu.
Yılmaz Karakoyunlu'nun tasarısındaki gerekçede -hapis cezaları açısından- bu durum açıkça itiraf ediliyor: "Miktarı ne olursa olsun ağır hapis cezasına mahkûmiyetin değil, ancak bir yıldan fazla, bir başka deyişle, erteleme sınırı dışında kalan ağır hapis cezasına mahkûmiyetin, sorumlu yazıişleri müdürü olmayı engelleyeceği kabul edilmiştir. Ancak, süreli yayın sahibinin (gazete patronunun) ileride belli bir cezaya mahkûm olması halinde, yayının devri konusunda ortaya çıkacabilecek sorunları önlemek amacıyla, süreli yayın sahibi olabilmek yönünden BELLİ CEZALARA MAHKÛM OLMAMA ŞARTI ARANMAMAKTADIR."
Batı normları
Karakoyunlu'nun kanunu, özgürlükler açısından tetkik edilirse, şu anda Meclis gündemine getirilen 6 maddelik tasarıdan daha geriydi. Sözgelimi yurt dışından gelen yayınların dağıtılması ve satışa sunulmasının Adalet Bakanlığı'nın görüşü alınarak, İçişleri Bakanlığı'nın kararıyla yasaklanmasını öngörüyordu. Oysa 6 maddelik tasarıda, "yabancı memleketlerde basılan eserlerin Türkiye'ye sokulması veyahut dağıtılmasının yasaklanması için, mahallin en büyük mülki amirliğinin bildirimi üzerine, Cumhuriyet Savcılığı aracılığıyla asliye ceza mahkemesine başvurulması ve asliye ceza mahkemesinin en geç 48 saat içinde karar vermesi" gerekiyordu. Bu düzenleme, hem yurt dışından gelen yayınların dağıtımının, Bakanlar Kurulu'nun (gecikmesinde sakınca olan hallerde de İçişleri Bakanlığı'nın) kararıyla önlenmesini düzenleyen ve yargıyı tamamen devre dışı bırakan mevcut metinden çok daha iyi; hem de, dağıtımın engellenme yetkisini İçişleri Bakanlığı'na bırakan Karakoyunlu'nun tasarısından üstün. 6 maddelik tasarıda, yetki Bakanlar Kurulu ve İçişleri Bakanlığı'ndan alınıp asliye ceza mahkemesine veriliyor. Yanlız, gecikmesinde sakınca olan hallerde, kararı Cumhuriyet Savcısı alıyor ve bu karar 24 saat içinde asliye ceza mahkemesine intikal ettiriliyor. Asliye ceza mahkemesi 48 saat içinde kararını açıklamak zorunda. Aksi takdirde Cumhuriyet Savcılığı'nın kararı kendiliğinden hükümsüz sayılıyor.
Ebette, Kartel medyasındaki özgürlüğü savunan yazarların, bu düzenlemeyi de yetersiz ve Batı normlarının altında bulmaları mümkün. Çünkü Avrupa'da tek yetkili organ mahkemeler ve hâkim. Ama bu ülkelerde adlî kolluk olduğu için, hâkimler çok daha süratle hareket edebiliyorlar. Adlî kolluk sistemini (doğrudan adalet mekanizmasına bağlı olarak görev yapan kolluk kuvvetlerini) tesis eden tasarı kanunlaşırsa, soruşturma süratlenecek, bu tip toplama kararlarını sadece mahkemelerin vermesi mümkün olacaktır. Ama eleştiri işin bu cephesi ön plana çıkarılarak yapılmıyor. Karakoyunlu tarafından hazırlanan tasarı övülüyor.
Ek maddeler kaldırılabilir
Öte yandan Karakoyunlu'nun tasarısı, Basın Kanunu'nun mevcut ek maddelerini, yerine hiçbir düzenleme yapmadan kaldırıyor gibi görünüyordu. "Görünüyordu" diye yazıyorum, çünkü aslında bu hükûmetin ek maddedeki düzenlemelerden vazgeçme niyeti bulunsa, 6 maddelik tasarıya, 1950 tarihli ve 5680 sayılı Basın Kanunu'nun ek maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır hükmünü koyardı.(Ek maddeler, kanuna aykırı yazılar içeren gazetelerin toplatılması, belirli bir süre için yayınlarının durdurulması ve makinelerin müsaderesi ile ilgilidir.)
Hükûmet, zamandan tasarruf için, 6 maddelik bir tasarı getiriyor. (Bunun son iki maddesi yürürlük ve yürütme ile ilgili) 1'inci maddesi ile kanunla yasaklanmış bir dilde yayın yapan yayıncıların cezalarının paraya çevrilmesi mümkün hale getiriliyor. 2'nci madde, yurt dışından gelen yayınların dağıtımının engellenmesi; üçüncü madde, basılmış eserlerin toplatılmasını ve makinelerin müsaderesini; dördüncü madde ise, suç teşkil eden yazının yayınlandığı mevkutenin, 1 günden 15 güne kadar kapatılmasını öngörüyor. Eğer bu sahada, özgürlükçü bir zihniyet ile hareket ediliyor olsaydı, Basın Kanunu'nun ek maddelerini iptal etmek kâfiydi.
Toparlamak gerekirse...
Kısaca söylemek istediğimiz şudur: 1) Tasarı mevcuta göre ileri bir adımdır. 2) Karakoyunlu'nun tasarısından daha geri değildir. 3) İmtiyaz sahiplerinin işini kolaşlaştıracak hükümlere yer verilmediği için, basından tasarıya karşı feryatlar çıkmaya başlamıştır. 4) Bu tepkiler, Karakoyunlu'nun tasarısını devreye sokmak için değil, sadece mevcut Basın Kanunu'nun, 12 Eylül'de getirilen ek maddeleri kaldırılsın diye sergilenseydi, inandırıcı olabilirdi. Ama maalesef, aynen RTÜK ve şeffaflık gerekçesi gibi bugün de, gerçek niyetin, porno yayıncılık ile imtiyaz sahipliği irtibatını koparmak olduğu anlaşılıyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |