|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İyi niyetli yakıştırmalar vardı, ama İngilizler'in itibarlı 'The Economist' dergisi birinci ağızdan yazdığına göre söylenenler doğru olmalı: Dinç Bilgin cezaevindeyken gazetelerinin kâğıt ve maaş ihtiyacını Aydın Doğan ödemiş. "Birinci ağızdan" dememin sebebi, haberi veren yazının içinde, hemen bunu takip eden cümle. "Aydın Doğan" diyor Economist, "Bunu, profesyonel dayanışma gereği yerine getirdiğini söylüyor." Ben medya patronu olsam şu sıralarda kabul ettiğim yabancı gazetecilere dikkat ederim. Yabancıların Türk medyasına ilgisi arttı, yabancı basında sıkça haber ve değerlendirmeler çıkıyor. Amerikan Forbes dergisinin 'en zenginler listesi'ni yayımladığı sayısında, dün burada değindiğim üzere, bir 'Uzan Ailesi' değerlendirmesi vardı. Aydın Doğan ise İngilizler'in tâkibi altında; önce Financial Times (FT) bir görüşme yaptı ülkemizin en büyük medya patronuyla, şu yakınlarda da Economist dergisi ışıklarını Aydın Bey'e tuttu. Bunlar, hatta aleyhte değerlendirmeler bile, bana göre 'kıskançlıkla karışık hayranlık' eseri. FT ve Forbes'e göre, Aydın Bey, tek başına reklâm pastasının yüzde 66'sına hükmediyor. FT, Doğan Medya Grubu'nun (DMG) yıllık cirosunun iki milyar dolar olduğunu yazdı (Economist, "2,5 milyar dolar" kanaatinde). FT saymış, "Sekiz gazetesi, iki televizyon kanalı, bir de bankası var" diyor... Bunları DMG'yla ortaklığı bulunan FT'den daha iyi kim bilebilir? Epey oluyor (29 Ekim 2001), burada, dünyanın en büyük medya grubu sayılan Bertelsmann'la DMG arasında kurulan ortaklıktan söz ederken, Alman kökenli grubun 'dinci geçmişi'ne takılmıştım. Yazının çıktığı akşam, Aydın Bey'le Ankara Hilton Oteli'nde karşılaştığımda, bana, "Biz herkesle ortak oluruz" dedi. DMG 'herkesle' ortak zaten: AOL Time Warner, Western Union, Burla, Rizzoli, FT, Bertelsmann... Muarızları Sabah'a gösterdiği yakınlığı, kalbinin yumuşaklığına değil, karşısına daha ciddi rakipler çıkmasın niyetine bağlıyormuş; Economist böyle yazıyor. "Kıskançlık" dedim ya, dergi, 'eleştirmenleri' dediği birilerinden de görüş almış; onlar, "Aydın Doğan, 1994'te Hürriyet'i satın aldıktan sonra gücünü farketti ve politik irtibatlarını kötüye kullanmaya başladı" demişler... Ertuğrul Özkök bu tezvirattan alınmamıştır umarım. Economist, "Politikacılarla, özellikle Mesut Yılmaz'la olağanüstü yakın" diyor Aydın Doğan için. Refahyol hükümetinin devrilmesini doğrudan ona bağlıyor. Erbakan Aydın Doğan'ı rahatsız etmiş, o da gazeteleri ve kanallarında kampanya açarak Erbakan'ı koltuğundan etmiş... "Bay Doğan'la kılıç şakırdatanlardan pek azı yara almadan kurtulabildi" diyor Economist. İki ismi örnek veriyor: Sadettin Tantan ve Nazlı Ilıcak... Tantan'ın istifasını, "Sahip olduğu bankanın yasal olmayan işler yaptığını söylemesine", Nazlı Ilıcak'ın politika dışı kalmasını da, "Medya gücünü çıkar sağlamak için siyasiler üzerinde kullandığını araştırmak istemesine" bağlıyor... Dedim işte, kıskançlıkla karışık hayranlık bunları söyleten... Hayranlığı başka ifadeler de ele veriyor. medya konusunda bir yasanın (RTÜK Yasası olacak) Meclis'ten geçirilmesinin arkasında bile onun gücünü bulmuş dergi. "Cumhurbaşkanı yasayı veto etti, ama Meclis yeniden görüşecek" diyor... Hükümetin ANAP kanadının zorladığı 'Yeni Basın Kanunu'nda da Aydın Doğan'ı ilgilendiren maddeler var; bunu da tespit edebilselerdi, İngilizler'in kıskançlıkları daha da artabilirdi. Yabancı gazeteciler bu kadar nobran olmak zorundalar mı? Hatırlayacaksınız, FT'nin kendisiyle görüşen bayan muhabiri, Aydın Doğan'ı "65 yaşındaki, yağlı, kapkara saçlı Bay Doğan" diye tanımlamıştı; Economist ise, ondan, "Kovboy" diye söz ediyor. Kelkit'te belediye başkanlığı yapan babası sosyal demokratmış. Çocukken ailesinin çiftliğini yönetme hayali kurduğunu anlatmış İngiliz gazeteciye ve "Hani, Teksaslı kovboylar var ya, onlar gibi" demiş… Bu cümlesini ara-başlık olarak kullanıyor Economist. İstanbul'da yüksek öğrenim görürken otomobil sattığını ve henüz 20'li yaşlarındayken Ford kamyonlarından ilk milyonunu kazandığını da öğreniyoruz. Dün, Uzanlar'la ilgili yazıyı aktarırken, yabancıların Türk medyasına girme niyetini seslendirdim. Yazıyı okuyan bazıları, "Bunu nereden çıkartıyorsun?" dediler. Buraya kadar yazdıklarıma da, korkarım, benzer bir tepki alacağım. Gelin, yazının son paragrafını bu gözle okuyalım: "Yolsuzluk veya rekabete aykırı davranış iddiaları umurunda değil Bay Doğan'ın, aklı ekonomiye takılı. Bir çok Türk şirketi gibi Doğan Grubu'nun en büyük endişesi de, geçen yıl ekonomiyi yüzde 10 civarında büzen acımasız resesyonun nasıl aşılabileceği. Bay Doğan, gazetelerinden şu ana kadar bin kadar çalışanın çıkarıldığını söylüyor, ancak bu kayıpları katlanılabilir buluyor. 'Bülent Ecevit'in başkanlık ettiği hükümet ülkenin dertlerini sona erdirebilir mi?' sorusu karşısında biraz susuyor ve sonra 'Alternatif yok ki' cevabını veriyor." Ben bu paragraftan, "Ekonomik sıkıntı yüzünden medya ucuzladı" sonucunu çıkarttım. Economist'in muhabiri ise farklı bir sonuca varmış. Aydın Bey, muhabire, "Bu hükümetin alternatifi yok" demişti ya, yazısını şu cümleyle noktalıyor: "Ecevit ve bakanları şimdilik rahat uyuyabilir…" Ne kıskançlık ama!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |