|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Susurluk dâvâsı kapanmamıştı. -Zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz, "Ben bile Susurluk'un ancak yüzde 20'sini biliyorum" dediğinde de kapanmamıştı. -Kutlu Savaş, Susurluk Raporu'nda derinlere, örtülü operasyonlara ve bunun için suçlu insan kullanılmasına işaret ederken de, Susurluk dâvâsının çok zor kapanacağına işaret etmişti. -TBMM Susurluk Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış, "tanıkları-sanıkları getiremiyoruz" dediğinde de bu dosyanın kapanmayacağı anlaşılıyordu. -Mehmet Ağar, "Ne yaptıysak devletin bilgisi dahilinde yaptık" dediğinde de kapanmamıştı. Zaten dokunulmazlık sebebiyle Mehmet Ağar ve Sedat Bucak'ın yargı dışı kalması da dâvânın yarım kalmış yanının simgesi gibi duruyordu. -MİT Müsteşarı veya Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman TBMM Komisyonuna bilgi vermeye gelmediğinde de kapanmamıştı. -Korkut Eken ve onunla birlikte özel timci ve yeraltı camiasından kimi insanlar mahkum olduğunda da da kapanmadı. Çünkü olayın sembol ismi Korkut Eken TBMM komisyonuna ifade verirken kayıp silâhlarla ilgili bazı bilgileri "devlet sırrı" alanına bırakacak ve açıklamayacak, cezaevine girerken de "Ne yaptımsa devletim için yaptım, alnım açık" diyecekti. -Yargı sürecinde mahkum olan Eken'e Mehmet Ağar sahip çıkmıştı. Susurluk gibi kritik bir dâvâda bu da çok anlamlıydı ve dâvânın sonuçlanmayan boyutuna bir işaretti. -Ve Yargı kararında, dokunulmazlıkları veya başka nitelikleri sebebiyle yargılanamayan kişilere işaret ediliyordu ki, bu da gerçek anlamda sonuçlanmamış bir dâvâyı gösteriyordu. -Özel timci Ayhan Çarkın, isyan tonunda medyaya (Hürriyet'ten Ayşe Arman'a) "Bizi içeri tıkınca Susurluk meselesi kapanacak öyle mi? Devletin verdiği 300-350 tane takdirnamem var. Cezaevinin kapısında bile bir tane verildi" derken de Susurluk dosyasının kapanmadığını ilân ediyordu. -Ve nihayet, Korkut Eken'in cezaevine girmesinden sonra meydana çıkan biri eski genelkurmay başkanı olan hemen hepsi general üniformalı komutanlar "Eken emir dışına çıkmadı, o bir kahramandır" diye seslenirken aslında, belki bir başka boyutta ama gene de Susurluk dosyasının kapanmadığını açıklamış olmaktadırlar. Ortadaki açık gerçek şudur: 1. Susurluk sürecinde rol aldıkları gerekçesiyle "çete suçu" sabit görülen bir kısım insanı mahkum eden Yargıtay'ca onanmış bir karar vardır. 2. Susurluk'a geliş seyrinde değişik makamlarda görev üstlenmiş kişiler-komutanlar, mahkum olan kişileri "kahraman" olarak nitelemekte, onların kendiliğinden değil, "emir gereği" iş yaptıklarını açıklamaktadırlar. Buradan şu sonuçlar çıkar: -Susurluk'a gelinceye kadar olan bitenler devlet politikası idi. Eğer suç söz konusu ise, emir verenden uygulayana kadar o sürece katılan herkes suç işlemiştir. Mehmet Ağar boşuna şöyle demiyordu: "Eğer ben burada ifade vereceksem bir cumhurbaşkanı, üç başbakan, beş generalin de birlikte buraya çağrılması gerekir." Yargı kararı eğer doğru ise, süreç içinde yer alanlar da yargılanmalı, Eken "günah keçisi" olmamalı, mahkumiyetse onlar da buna ortak olmalıdırlar. Böyle bakılırsa Eken'e destek veren komutanların, tıpkı ifade özgürlüğü ihlaline ortak olan aydınların yaptığı gibi, bir anlamda kendi kendileri hakkında suç duyurusunda bulundukları söylenebilir. Dolayısıyla yargı, kendi kararına güvendiği ölçüde dosyayı yeniden açma teşebbüsünde bulunabilir. Bunu, "yeni tanık veya sanıklar ortaya çıktığı" gerekçesiyle yargılamayı yenileme amacıyla da yapabilir. Zaten bir yanı açık bir dosya söz konusudur. O zaman medyaya açıklama yapan komutanlar ve açıklama yapmayanlar teker teker gelir ve yargıda bildiklerini açıklarlar. -Böyle olmayacaksa, bir başka şey olabilir. Komutanların açıklamaları yargı üzerinde baskı mahiyeti taşır ve Eken'in kurtarılması amacına yönelik olur. Açıklamaların şu anda görünen niteliği de budur. Ancak kritik konunun "verilen emir" olduğu açıktır. Timaş Yayınları içinden çıkan "Matruşka" isimli romanda M. Metin Kaplan, roman çerçevesi içinde MEK (Milli Emniyet Kurulu ya da MGK-Milli Güvenlik Kurulu) tarafından onaylanmış bir "Kale Planı"ndan söz ediyor ve bu planın "PKK ile PKK'nın metodlarıyla mücadele edilecek. PKK'ya siyasi ve mali destek verenlere de silahlı militan muamelesi yapılacak. Bölge halkı kazanılacak" (s.27) şeklinde üç maddeden oluştuğunu, bunun ardından gazete kundaklamak ve faili meçhul öldürmeler dahil pek çok "örtülü operasyon"un yapıldığını belirtiyor. Yani yaşadığımız şeyler... Yani Mehmet Ağar'ın ta baştan beri ve en açık, ötekilerin de sonradan "örtülü" olarak söylediği şeyler... Bunların içine Metin Kaplan'ın "Fakat bu karar, ne yazık ki her kesimden ve teşkilattan bir çok kimse tarafından öyle ya da böyle, istismar edildi. Şahsi ve hatta en süfli emeller için dahi kullanıldı" (s. 43) dediği şeyler de giriyor olmalı. Uyuşturucu trafiğinden rant edinme, kumarhanelerle ilişki, yeraltı dünyasına devlet görevi verme vs gibi... Sorun nerede odaklaşıyor? -Devletin "güvenlik" arayışında böyle işler yapıp yapamayacağında... Yargı, bu süreci bir çeteleşme olarak niteliyor ve gayrı meşru buluyor. Süreç içinde rol alanlar ise vatan görevi yaptıklarını düşünüyorlar... Yargının, TBMM safhasında bile çözülemeyen bir olay hakkında çok ilginç bir rol üstlendiğine şahit oluyor Türkiye... Devletin kimi zamanlarında görev üstlenen yöneticileriyle yargı arasında açı farkı doğuyor... Tevekkeli değil Demirel sık sık "Muğlalı olayı"ndan söz ederdi. Muğlalı kaybetmişti, bakalım Eken için çarklar nasıl dönecek?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |