|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
8 Mart kutlamaları "potansiyel bir kutlayıcı" olarak beni ilgilendirmiyor o gün münasebetiyle yapılan hiçbir daveti kabul etmiyorum. Fakat özel günlerin kutlanış biçimlerinin toplumun içinde bulunduğu fotoğrafı en iyi yansıtan enstantaneler olduğunu düşünüyorum. Bu vesileyle geçtiğimiz hafta boyunca benim hafızama yerleşmiş olan resimleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Yıllardır yazıyorum bir defa daha tekrarlamakta bir beis görmüyorum. 8 Mart'ı kutlamayı, partileri için prestij meselesi haline getirme en fazla "dinci parti" olarak imaj bozumuna uğramış partilerde söz konusu. Çünkü "dinci partiler" için "modern kadın söylemleri" sistem ile ne kadar flört etmek istediklerini açıklayıcı bir kopliman ifadesi olarak görülüyor. "Modern kadın söylemini" medyatik şöhretlerin desteği ile ifade etmek isteyen İstanbul Belediyesi'nin Çadır Köşkündeki kutlamaları pahalı ve şıktı(!). Sinan Çetin "kadınlar olarak çok güçlüsünüz isteseniz dünyayı değiştirebilirsiniz. Niye çocuk doğuruyorsunuz?" mealinde bir mesaj geçti davetlilere. Kendisinin Alman eşinden bildiğim kadarıyla üç ya da dört çocuğu var. Verdiği her röportajda çocuk sevgisinden dem vuruyor. Alman eş, Avrupalı olması hasebiyle mi hem dünyayı değiştirmeyi hem de çocuk doğurmayı aynı anda talep etme hakkına sahip? Oturum şık(!) bir oturum olduğu için Sinan Çetin bu sorudan muaf tutuldu. Çadır Köşkü kutlamalarında Neslihan Yargıcı zevk ve estetik boyutunda "dinleyicilerini" bilgilendirirken Lale Manço bir sınıfın kadını olduğunu özellikle vurgulamak ihtiyacında bulundu. "Ben bir sınıfın kadını olarak üzerime düşeni yapmaya hazırım." Bir sınıfın kadınları Çadır Köşkünde oldukça pahalı bir şekilde ağırlanırken; BBP Partisi fakir semtlere bedava ekmek dağıtarak kadınlar gününden haberleri olmayan "başka sınıfın kadınları" için kısa bir tebessüm anı oluşturmayı başardı. Her kesimin kadınlık paydasında eşitlenmesi gereken bir günde bazıları bazılarına göre daha kadın olarak ekranları doldurdu. Her kesimin kadını, ulusal kanalların tamamında yer alırken; İmam Hatip öğrencileri ve velileri "İslami Medya" dışında görülmedi. "Seni görmezsem sen yoksun" cezası Dünya Kadınlar Günü'nde de devam etti. İş görmemezlikten gelme ile kalmadı. 10.3.2002 tarihli Hürriyet Gazetesi, "Spastik okulunda türban inadı" diye manşet attı. Hani başarılı kadınlara ödüller verilen bir haftanın içindeydik. Spastik Engelliler Araştırma ve Geliştirme Derneği Başkanı Beyza Çiltaş, Karatay ilçesinde yardımlarla yaptırdığı okul dolayısıyla takdir edilmek yerine, okulun açılışı için gerekli olan başı açık resimleri yetkililere ulaştırmadığı gerekçesiyle "türban inadı" olarak "haber" yapıldı. Çankaya Belediyesi 23 Nisan koltuk değişim merasimini bu defa kadınlara uyguladı. Böylece kadınların umdukları gibi eşitlenme paydası erkekler değil çocuklar oldu. ANAP milletvekili bir zamanların Jönü Ediz Hun'un yaptığı gaf partisinin yaptığı kutlamalara değil gölge düşürmek kör kuyuların dibine düşürdü. Mesut Yılmaz'ın ikliminde olmak için iki kadın arasına Hülya Koçyiğit ile İTÜ Rektörü Prof. Gülsün Sağlamer arasına oturma gayreti Şarlo taklidi bir görüntü gibiydi. Ediz Hun, "bu kadının da burada ne işi var" edasıyla adeta itekleyerek sandalyeden kaldırmaya çalıştığı, bedensel tacizi yetmiyormuş gibi diliyle de taciz ederek koltuğun kendisine terk edilmesini emreden edası ANAP'lı ve jön olduğu için medyanın pek diline düşmedi. Mesleğinde başarılı kadınlar için düzenlenmiş bir toplantıda İTÜ Rektörü Prof. Gülsün Sağlamer, Ediz Hun tarafından uğradığı tacizi isim vermeyerek kürsüden protesto etti. İsterdim ki, bütün Türkiye ayağa kalksın. Hayır! Medya, Ediz Hun'un özrü kabahatini de aşan ifadelerini tercih etti. Feministler erkeklerin daha insan olmasını eleştiri konusu yaparken bazı kadınların daha kadın ve daha insan olduğunu göremiyorlar. Esasen Vivet Kanatti son kitabında medyada özellikle televizyon ekranlarında erkekler dünyasında her yaştan, her görüşten, her tipten rastlanan çeşitliliğin kadınlar söz konusu olduğunda manken-şarkıcı tiplemesinde fakirleştirildiğini söylüyor. Her halükarda çeşitliliği savunan yazar Dünya Kadınlar Günü münasebetiyle bir feminizm tarifi yapıyor ki, kendi kitabının tezini bizzat kendi ağzıyla nakz ediyor: "Feminizm bir cinse içinde bulunduğu cinsten dolayı yapılan her türlü tacize karşı olmaktır. Ben feminizme karşıyım demek, çocuk bedeninin istismar edilmesine, ırk ayrımcılığına, şiddete karşı değilim manasına gelir." Yapmayın! Dünya Feminizmi; liberaller, radikaller, siyahlar ve beyazlar olarak bunca çeşitlenmişken sizin "ya feminist ol ya öl" sloganı hiç şık durmuyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |