T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
AB ve İslamcılar

Modernizm karşısında Müslüman münevverlerin farklı yaklaşımları olmuştur. Bunlar arasından bazıları, eski hali olduğu gibi muhafaza etmeyi de yeni hali (Batı çağdaşlığını) olduğu gibi, kabul etmeyi de reddetmiş, bunların yerine İslâmî çağdaşlaşmayı savunmuşlardır. Bu çağdaşlaşmanın nasıl gerçekleşeceği (mesela atılacak, alınacak, korunacak şeyler) hususunda düşünmüşler, çeşitli projeler oluşturmuşlardır; işte bunlar İslamcılar'dır. Bugünden geriye bakarak İslamcılar hayli hırpalanmış, bireylerinin farklılıklarına bakılmaksızın hepsi aynı kefeye konmuş, atılıp tutulmuştu. Şimdilerde yeni bir furya başladı, AB ye giriş macerasında İslamcılar'ın (bunlar kimlerse ve kendilerine kim İslamcı demiş ise) tutumu, yaklaşımı ele alınmakta, birtakım yakıştırmalar, tenkitler, hatta karalamalar yapılmaktadır. Bunu yapanlar da Müslüman münevverler olduğuna göre kendilerinin neci olduğu bence merak konusudur. İslamcılık iyi bir şey ise bunlar neden İslamcı değil, kötü bir şey ise niçin başkalarına İslamcı diyorlar; onların rızalarını ve onaylarını aldılar mı?

Bütün mesele, korunması gereken değerleri zedelemeden çağdaşlaşmaktır. İslam dünyası bunu kendi başına gerçekleştiremedi, şimdi Türkiye, AB'ye girerek çağdaşlaşmak istiyor. Şuurlu Müslümanlar'ın korkusu, bu maceradan zararlı çıkmak, belki hiçbir önemli şey elde edemeden veya maddi bazı avantajlar elde ederek manevi bakımdan büyük kayıplara uğramaktır. Bu kayıplar da başta dinimiz, dindarlığımız olmak üzere kültürümüz, maziden devraldığımız güzel hasletlerimiz, onlarsız var olamayacağımız değerlerimizdir.

İdeal olanı kendi dinamiklerimiz ile çağdaşlaşmak idi, başka kültür ve medeniyet mensuplarını hayran bırakacak bir çağdaş medeniyet ortaya koymak, onların bize katılarak tamamlanmalarını sağlamaktı. Eğer bu yapılamadıysa her Müslüman sorumludur; suçu, kabahatı, sorumluluğu İslamcılar'ın veya başkalarının üzerine atarak bundan kurtulmak mümkün değildir.

Her şeye rağmen Müslüman kesimde AB'ye girme konusunda bir direniş vardı. Türkiye'de öyle şeyler oldu ki, "böyle kaybetmektense girelim de öyle kaybedelim, kimbilir belki de kazanırız" noktasına gelindi. "Acaba bütün olup bitenler, yapılanlar, Müslümanlar'ı bu noktaya getirmek için mi yapıldı?" sorusu da akla gelmiyor değil.

Her ne ise bundan böyle, Avrupa Birliği içinde Müslüman olarak kalmak, kendi kültürünü korumak, teorik olarak çağdaş İslam medeniyeti kavram ve kurumlarını oluşturmak, pratik olarak da topluluk içinde öz kültürünü yaşamak için neler yapılması gerektiğini düşünmek, gece gündüz bunun için çalışmak gerekiyor. Kimi başörtüsünü korumak, kimi yasağını kaldırmak, kimi ipten kurtulmak, kimi hür düşünmek ve yaşamak... için AB'yi kurtarıcı Mehdi gibi karşılıyor; halbuki bu macera tuzaklarla dolu. Çok önemli belirsizlikler, problemler ve handikaplar var. Belki eski hal muhal ama yeni hal de bir başka mânada izmihlal olabilir. Allah korusun bu izmihlal gerçekleşirse, bunun da sorumluluğunu İslamcılar'ın üzerine atarak işin içinden sıyrılmak kimseye bir şey getirmez, herkes sorumluluğunu bilmeli, elele verip çalışmalıdır.

Not: Son günlerin hararetli tartışmalarına bir katkı olur düşüncesiyle bu yazı tekrar sunulmuştur.


15 Mart 2002
Cuma
 
HAYRETTİN KARAMAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED