|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
(Ne zaman?) Vergi afları her zaman kamu oyunu yakından ilgilendirmiş ve tartışmalara yol açmış bir uygulamadır. Bir çok sosyal olay ve kararda olduğu gibi vergi cezaları için de olumlu ve olumsuz şeyler söylenebilir. Hangi yönünün ağır bastığı hususu ise büyük ölçüde vergi affının gerçekleştirildiği ekonomik şartlara bağlıdır. Kapsamlı bir vergi affı kamu oyunun gündemine 2001 yılının son aylarında girdi. Afla ilgili bilgi ve açıklamaların Hükümet kaynaklı olduğu biliniyor. Mükellefler af beklentisine girdikten sonra af tartışmaları aniden gündemden düştü. Son derece ayrıntılı bilgiler ve affın detayları basında yer aldıktan sonra tartışmaların kesilmiş olması Hükümet'in vergi affından vazgeçmesine bağlanabileceği gibi, 2001 yılına ilişkin vergisel işlemlerin de kapsama alınmak istenmesi ile de izah edilebilir.
VERGİ AFFINA İHTİYAÇ VAR MI?
Bu sorunun cevabı, vergi affının olumlu ve olumsuz yönleri ortaya konulduğunda daha objektif olarak verilebilir. Vergi afları, özellikle matrah artırımını içeriyor ve kesinleşmemiş vergi cezalarını da kapsıyorsa vergiye ilişkin sorumluluklarını zamanında ve eksiksiz yerine getiren iyi niyetli mükellefleri cezalandırmaktadır. Vergi affı, örneğin, 1997 yılına ilişkin kurumlar vergisi ve KDV beyanlarının, örneğin, % 20 oranında artırılması halinde 1997 yılı hesaplarının vergi incelemesine alınmaması ve ceza tatbik edilmemesi imkanını getiriyorsa, vergi kaçıran mükellefi teşvik edici özelliğe sahiptir. Zira, vergisel yükümlülüklerinde yeterince hassas davranmayan ve vergi kaçıran mükellefin 1997 yılı beyanı olması gereken rakamın altında olacaktır. Daha somut örnek verelim. A ve B şirketlerinin 1997 yılında 100 milyar liralık vergiye tabi gelir elde ettiklerini, A şirketinin kazancının tamamını beyan ettiği, ancak, B şirketinin ise kazancının sadece 20 milyar liralık kısmı için beyanda bulunduğunu varsayalım. Her iki mükellefin vergi affından faydalanmak istediğini kabul edersek A şirketi 20 milyar, B şirketi 4 milyar liralık ek maliyetle aftan faydalanabilecektir. Vergiye tabi kazançları eşit olmasına rağmen A şirketi toplam olarak 120 milyar ve B şirketi 24 milyar lira ödemiş olacaktır. Bu noktada A şirketinin vergi kaçırmadığı için af kapsamına girmesine gerek olmadığı söylenebilir. Bu düşünce ilk bakışta doğru gibi görünse de ülkemizde mükelleflerin büyük çoğunluğu vergi incelemelerinden korkmaktadır. Kelle avcısı gibi hareket eden bir vergi inceleme elemanı ile karşılaşma ihtimali ve 'acaba bir yerde bir hata yapmış olabilir miyim' düşüncesi mükellefleri aftan faydalanmaya zorlamaktadır. Mükellef A aftan faydalanmasa dahi ödediği vergi B'nin ödediğinden 5 kat daha fazla olacaktır. Vergi afları mükelleflerdeki vergi kaçırma dürtüsünü güçlendirmektedir. Vergi kaçırılması işletmeler arasında haksız rekabete de yol açmaktadır. Aynı sektörde faaliyette buluna iki firmadan birisi tahsil ettiği KDV'nin bir bölümünü beyan etmiyorsa, rakip firmalara nazaran daha ucuz fiyatla satış yapma imkanına sahip olur. Bu durumda pazar payını kaybetmek istemeyen diğer firmalar da noksan vergi beyan etme yoluna gidebilecektir. Yukarıda belirtilenler makul ve dengeli bir vergi sistemi için geçerlidir. Türkiye'deki vergi sisteminin hem adaletsiz ve hem de vergi kaçırmayı teşvik eden özellikler taşıdığı bilinmektedir. Özellikle vergi oranlarının yüksekliği optimal vergilemeyi engellemektedir. Konunun diğer boyutuna gelince: Maliye Bakanlığı inceleme elemanlarının yaptıkları inceleme sonuçları her yıl raporlarla kamuoyuna duyurulur. Bu raporlara göre, incelemeye alınan mükelleflerin % 90'ında vergi kayıp ve kaçağı tespit edilmektedir. Her 100 mükelleften 90 tanesinin vergi kaçırması, vergi sisteminin problemli olduğunun en açık göstergesidir. Diğer taraftan, bugün mükelleflerin yaklaşık % 50'sinin vergi idaresi ile problemleri mevcuttur. Yaşanan ekonomik durgunluk nedeniyle, nakit akış planları bozulan yüz binlerce mükellef vergi borçlarını ödemekte zorlanmaktadır. Yüksek oranlı gecikme faizleri de vergi borçlarının çığ gibi büyümesine neden olmuştur. Diğer taraftan mükellefler vergi affı beklentisine girmişlerdir. Hükümetin yıl sonunda yaptığı ve basına sızan af çalışmaları beklentinin kaynağını oluşturmaktadır. Kısacası vatandaş kapsamlı bir vergi affı beklemektedir. Bize göre, kapsamlı bir vergi affı gerekli hale gelmiştir, ancak, af Ecevit Hükümet'i tarafından gerçekleştirilmemelidir. Zira, vergi affından önce veya en geç afla birlikte vergi sisteminin aksayan yönlerinin ortadan kaldırılması ve vergi reformu yapılması gerekir. Yapılacak olan vergi reformunun bel kemiğini ise vergi oranlarında radikal indirimler oluşturmaktadır. Hükümetin böyle bir vergi reformu yapma imkan ve iktidarına sahip olmadığı biliniyor. Vergi reformu yapılmadan, temiz bir sayfa açılmadan yapılacak vergi affı problemi kökten çözmez, vergideki adaletsizlikleri artırır ve vergi kayıplarının büyümesinin önünü açar. Öte yandan, vergi affıyla birlikte 4 katrilyon liralık bir kaynak ortaya çıkacaktır. Söz konusu kaynak mevcut Hükümet tarafından faiz ödemelerinin finansmanında kullanılacak, üretimin ve istihdamın artırılması için harcanmayacaktır. Vergi affı seçimlerden sonra işbaşına gelecek hükümet tarafından gerçekleştirilmelidir.
HÜKÜMET'İN NİYETİ
Eğer Hükümet Mayıs ayı içinde vergi affı konusunda bir düzenleme yapmaz ise büyük bir ihtimalle af gündemden düşmüş demektir. 2001 yılı sonundaki çalışmalardan sonra af tartışmalarının kesilmesi, Hükümet'in 2001 yılı işlemlerini de af kapsamına almak istemesi olarak değerlendirilmişti. 2001 yılına ilişkin kurumlar vergisi beyannameleri Nisan ayı sonuna kadar verilecek ve beyanlar kesinleşecektir. Bu itibarla, 2001 yılını da kapsayan vergi affı tasarısı en erken Mayıs ayı başında Meclis'e sevk edilebilir. Hükümet'in afla ilgili düşüncesini öğrenmek için Mayıs ayını beklememiz gerekiyor. Mayıs ayında bir adım atılmaması, Hükümet'in vergi affından vazgeçtiği şeklinde yorumlanabilir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |