|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Avustralya'da ve Avrupa'da Müslümanlar'ın önemli problemlerinden biri çok kültürlü bir toplumda kendi dini ve milli değerlerini korumaktır. Rotterdam'da yaptığımız bir panelde bu konuyu tartıştık. Avustralya'da da 'Değişen dünya şartlarında Müslümanlar'ın sorumlulukları' başlığını taşıyan bir panelde aynı konu ele alınmıştı. Üçüncü nesil diye bilinen, oralarda doğmuş çocuklar, ana babalarının veya sivil toplum örgütlerinin özel gayretleri olmazsa Türkçe'yi unutuyorlar, dinlerinden de fazla bir şey kalmıyor. Bu acı gerçek Müslümanlar'a bir sorumluluk yüklüyor, bütün imkanlarını kullanarak ana okulundan üniversiteye kadar okul açmaları, bu okullarda Batı standartlarında bilgi vermenin yanında çocuklarımıza din ve dillerini öğrenmeleri gerekiyor. Batı ülkeleri kendi okullarında din dersinin, azınlıkların dilleriyle verilmesine razı olmuyor. Mesela Almanya'da İslam dersine izin veriliyor, fakat bunun Türkçe, Arapça, Farsça gibi Müslümanlar'ın dilleriyle verilmesine karşı direniliyor. Bir yandan bu direncin kırılması ve engellemenin ortadan kaldırılması için oralarda yaşayan Müslümanlar'ın usulünce mücadele etmeleri gerekirken öte yandan, amaca ulaşıncaya kadar dilin başka yerlerde mesela evlerde, kurslarda, tatillerde anavatanda... öğretilmesi zorunlu hale geliyor. Problem yalnızca dil ve din dersleriyle çözülemeyecek kadar büyük ve derin. En önemli amil çevre. Müslüman'ın kültür ve medeniyetine yabancı olan bir çevrede değerlerimizi koruyabilmek için, deyim yerindeyse 'yapay çevre' oluşturmak gerekiyor. Bana göre bu yapay çevre küçük cemaatler, öğrenme ve İslami hayatı paylaşma gruplarıdır. Bu manada cemaat yeterli ve uygun sayıda Müslüman fert ve ailelerden oluşturulmalıdır. Bu aileler birbirleriyle sıkı temas içinde olmalı, acı, tatlı, dert, keder, neşe, problem, piknik, eğlence hasılı bütünüyle hayat, zorunlu olan ayrılıklar ve özel durumlar dışında ortak yaşanmalıdır. Bu cemaat hayatı içinde her yaştaki insan kendi arkadaşını bulacak, aynı değerleri paylaşacaklar ve bu sebeple olumsuz etkilenmeler asgari düzeye inecektir. Bulunduğum yerlerde bu koruyucu ve geliştirici cemaatleşmenin çok zayıf, nadir ve yetersiz olduğunu gördüm. Cemaatleşmenin yerini tutmamakla beraber hemen her caminin yanında bir kursun bulunması ve bu kurslarda çocuklara din eğitim ve öğretiminin yapılması sevindirici bir faaliyettir. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken husus, istihdam edilen hocaların ehliyetidir. Eğitim ve öğretimin hem muhtevası hem de yöntemi uygun olmazsa fayda yerine veya fayda yanında zarar da getirir. İnsan bu diyarlarda Müslümanlar'ın biraraya gelip ibadet ettikleri veya faydalı faaliyetlerde bulundukları yerleri görünce, bu yerlerde bulununca mutlu oluyor, gelecekle ilgili pembe hayaller kuruyor. Ancak buralarda bulunan genel Müslüman nüfus ile İslami eğitimden yararlanabilen nüfus sayı ve oran olarak yanyana getirilip karşılaştırma yapıldığında da ümitsizliğe düşüyor ve sorumluluk duygusuna sahip ise uykuları kaçıyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |