T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Liderlik, gönül işidir!

Kurumsal liderliğin rolü esas olarak "inanç ve değer sistemleri geliştirip muhafaza etmektir." Kurumsal lider, meseleleri örgüt için uzun-vadeli içerimleri bakımından ele alır.

Hz. Ali'nin (ra), Mısır'a vali olarak atadığı Malik b. Haris'e gönderdiği emirnâme, Müslüman bir devlet adamında bulunması gereken vasıfların mükemmel bir özetidir. Mehmet Akif tarafından Türkçeleştirilen bu mektubun günümüz siyaset ve ekonomi kurmayları için önemi, hiç şüphesiz, çok büyük. Mektubun birkaç maddesini günümüz yöneticileri için yorumlamaya çalışalım.

1. Allah'tan kork, Kitabında emrettiği farzlara uy. El, dil ve kalbinle Cenab-ı Hakk'a hizmet eyle. Nefsine hâkim ol. Selznick, kişisel liderlikle kurumsal liderlik arasında önemli bir ayırıma dikkat çekiyor: Kişisel liderliğin görevi rutin işleri görmek ve kişilerarası ilişkileri kolaylaştırmak iken, daha ziyade büyük örgütlerin yüksek kademelerinde görülen kurumsal liderliğin rolü esas olarak "inanç ve değer sistemleri geliştirip muhafaza etmektir." Kurumsal lider, meseleleri örgüt için uzun-vadeli içerimleri bakımından ele alır; başlıca işlevi örgüt politikasını tanımlamak, bu politikayı gerçekleştirecek olan yapıyı kurmak ve yapıyı ayakta tutacak değerleri yaşatmaktır. Değer sisteminin muhafazası, liderin bütün yönetilen tabakalar için "emsal kişilik" haline gelmesiyle mümkündür. Örgütün ideolojisi ve değer sistemi liderde en iyi temsilini bulmalı ki, aşağıya doğru pürüzsüz paylaşılsın ve gönülden benimsensin.

2. Halkın takdiri, Hakk'ın takdirini yansıtır. Senin şimdi kendinden önceki yöneticiler için söylediklerini, yarın halk senin için söyleyecek. Biriktireceğin en güzel azık hayra yönelik işlerin olsun. İki işletme uzmanı, Behling ile McFillen, karizmatik liderliğin dokuz şarta bağlı olduğunu tesbit etmektedirler; bunların altısı liderde, üçü de takipçilerde bulunmalıdır. (a) Liderde bulunması gereken ilk vasıf empatidir: Takipçilerin ihtiyaçlarına ihtimam göstermek, istek ve korkularıyla ilgilenmek. [Şirketten devlete geçtiğimizde, burada takipçi veya işgören yerine sadece memurları değil, yerine göre bütün ahaliyi koyabiliriz.] (b) Misyonun dramatikleştirilmesi: Maksadın etkileyici, duygusal dille ve eylemler aracılığıyla ifadesi. (c) Özgüveni yansıtmak: Kendine güven ve emniyet hissiyle hareket etmek. (d) Kendi imajını büyütmek: Kişisel yetkinliği hususunda iyi izlenim uyandırmak, zafer kazanmaya yatkın olduğunu hissettirmek. (e) Takipçilerini kendilerinin yetkinlik ve kabiliyetlerine inandırmak; büyük işler başarabilecekleri duygusunu vermek. (f) Takipçilere başarıya ulaşma yolunda fırsat vermek, sorumluluğu delege etmek ve takipçilerin önündeki engelleri kaldırmak. Takipçiler ise, başarılı kurumsal liderlik için aşağıdaki üç şartı yerine getiriyor olmalıdır: (a) Huşu: Liderin kabiliyetlerine aklın ötesinde inanç beslemek. (b) İlham: Takipçiler, örgüt misyonunun manevî ve ahlâkî amaçları hususunda ikna olmalıdır. (c) Yetkilenme: Takipçiler, engelleri aşabileceklerine ve büyük işler başarabileceklerine inanmalıdırlar. Ancak böyle ortamlarda iyi işler başarılır ve liderler hayırla anılırlar.

Warren Bennis, büyük lider şu üç şeye sahip olmalı diyor: Güçlü bir inançlar kümesi. Kendini adamış bir takipçiler topluluğu. Konumunu, hedeflerine geniş destek sağlayacak biçimde kullanabilme yeteneği. Robert Townsend ise, önce karakter diyor. Sonra? Tecrübe, zekâ, enerji. Güçlü inançlar bunların eseridir. Söylenenlerin hepsi önemli. Fakat, elinin altındakileri Allah'ın emaneti olarak görmeyen ve onların takdirini önemsemeyen kimseler, bu vasıfların bir kısmına sahip olsalar bile, takipçilerin/halkın gönlünde taht kuramazlar. Liderlik yolu, gönüllerden geçer.

3. İşlerinde orta yolu, adalet itibariyle en yaygın tarzı ve halkın çoğunluğunun rızasını en çok kazanacak olanı tercih et. Toplumun hoşnutsuzluğu karşısında kişilerin rızası hükümsüzdür; kişilerin kızgınlığıysa toplumun rızası içinde kaynayıp gider. Yakın çevrene üşüşen ekabire değil, halkın görüşüne değer ver. Samimiyet ve meylin çoğunluğa yönelsin; onların refahına dikkat et! Thomas Cronin der ki: Lider, güç ile otorite arasındaki farka her zaman duyarlı olmalıdır. Güç, insanlara bir takım şeyleri yaptırma hususunda kullanılan kaba kuvvettir; otorite ise aşağıdakilerin meşru olarak kabul ettikleri kuvvettir. Liderlik, katılım ve kabulü içeren bir süreçtir. Defterdar Sarı Mehmet Paşa, halktan tahhammül güçlerinin üzerinde vergi toplanmasını "evin temelinden toprak alıp yüzeyine sarfetmeye" benzetmektedir. Sultanın çevresindeki insanlar günübirlik sıkıntıların halli için uygun görseler bile, hükümdar temeli zaafa uğratacak aşırı davranışlara karşı halkı korumalıdır. Defterdar devem ediyor: "Sultan Süleyman Han Hazretleri bir gün yüce meclislerinde en yakınlarına inciler saçar gibi hitab ederek, âlemin velinimeti kimdir, diye buyurduklarında, hepsi bir ağızdan Sultanımız hazretleridir deyince, insaf sahibi padişah bu sözü kabul etmeyip, velinimet filhakika reayadır; onlar ziraat ve çiftçilik işlerinde huzur ve rahatı kendilerine haram ederek iktisab ettikleri nimetlerle bizi doyururlar, diye buyurmuştur."

Ebu'n-Necîb Sühreverdî, Farisî hükümdar ile filozof arasında şöyle bir muhavereyi nakleder:

- Devlet başkanları, büyüklüğü nasıl elde edebilir?
* İnsanların kendisine itaat ve bağlılığı ile.
- İnsanlar hükümdara nasıl itaat eder?

* İleri gelenlere sevgi ve dostluk göstermek, halka da adaletli davranmakla yönetim altındaki insanların itaatı sağlanır.

- Devlet başkanının kuvvet ve otoritesi ne ile gerçekleşir?

* Vezirler ve onların yardımcıları ile. Vezir ve yardımcılarının durumu ne kadar düzgün ve iyi olursa, memleketin durumu da o kadar güzel ve düzenli olur. Bunların durumu ne derece bozuk olursa, memleketin durumu da o derece bozuk olur.

4. Halkın ayıplarını araştıranlarını yanına yaklaştırma. Ayıpların sana gizli kalanlarını sakın eşeleme. Haberdar olduklarını düzelt. Haberdar olmadıkların hakkındaki hükmü Allah verir. Sen halkın ayıplarını ört ki, Allah da senin ayıplarını örtsün. Kişi, başkalarıyla değil, kendisiyle uğraşmalıdır. Her adımda kendi muhasebesini yapmalı, halkın ve Hakkın huzuruna açık alınla çıkmalıdır. Osmanlı ahlâkçılarından Eşrefoğlu Abdullah bunun misalini şöyle getiriyor: "Ey aziz kardeş, kişi bu dâr-ı dünyada ameline mukayyed olmayup eyusin, yenlüsin bilmemek ve kenduyi teftiş etmemenin misali şuna benzer kim, bir bezirgân bir vilayete vardı, bir nice bağlı yükler satın aldı. Onları başka bir vilayete dahi iletti. İbrişim yüküdür deyü sattı. Sonra hoş pazar hanında bezirgânlar ve hâceler ortasında yahut padişah huzurunda ol yükü açtı. Görse kim yükte eğrilmiş yaban ipi ve aba ve kepenek çıkageldi. Ol vakit ol bezirgân nice melûl olur ve nice hacil olur; ancilayindir ol kişinin misâli kim dünyada iken nefsinin amellerini eyüsine, yenlüsine mukayyed olmaz."


12 Mayıs 2002
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED