|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkler'in vatanı Asya'nın içlerinden Avrupa'nın içlerine kadar uzanır. Türkler, Avrasya'yı vatanları olarak görmüşler. Ancak gözleri hep Avrupa'da olmuş. Onlar ezanın okunduğu, cuma namazının kılındığı her ülkeyi vatan saymış. Türkler için ezanın okunmadığı, cuma namazının kılınmadığı her ülke de cihat beldesi bilinmiş. Kuzey'den gidenleri saymazsak, Araplar 711'den, Türkler ise 1326'dan beri Avrupa topraklarındalar. Avrupa İslam'a, İslam da Avrupa'ya yabancı değil. Avrupalılar, İslam dünyasından bütünüyle çekildiler. Sıra şimdi Müslümanlar'da. Avrupa'da pek çok ülkeden daha büyük bir Müslüman topluluk var. Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olmasıyla, Müslümanlar Almanya'dan daha büyük bir nüfusa sahip olacak. Anadolu insanının vatanı Türkiye, ancak geleceği Avrupa. Türkiye Anadolu insanı için küçük vatansa, Avrupa da büyük vatan. Anadolu insanı Avrupa'da kendine sağlam bir yer tutamazsa, Türkiye'deki varlığını güvenceye alamaz. Bu yüzden "9 Mayıs" Avrupa ülkeleri için olduğu kadar Türkiye için de önemlidir. İspanya'dan İsveç'e, Yunanistan'dan İngiltere'ye kadar bütün Avrupa'nın kapıları Türk ve İslam dünyasına açılacak. Türkiye 2002 yılında tam bir yol ayrımında bulunuyor. Bu yıl Avrupa'nın kapılarının Anadolu insanına açılması bakımından belirleyici olacak. Avrupa Birliği'ne katılma, Türkiye'yi ekonomisiyle birlikte demokrasinini de Batı ülkelerinin ortalamasına çıkarmaya zorlayacak. Avrupa dışında kalırsa, ekonomik krizlerden ve dayatmacı yönetimlerden kurtulamayacak. Türkiye'nin kendi içine kapanması Türk ve İslam dünyasının da Batı'ya açılmasını büyük ölçüde önleyecektir. Avrupa Birliği'ne aday ülkelerden Kopenhag kriterlerini yerine getirmeyen tek ülke Türkiye... Bunun için, üyelik görüşmelerine başlayamıyor. Türkiye'nin üyelik sürecinde yalnız kalmamak için 2002 yılında görüşmelere başlaması gerekiyor. Eğer Türkiye bu yıl sonuna kadar üyelik görüşmelerine başlama takvimini belirleyemezse, kendini Avrupa'ya taşıyacak süreci uzatarak, ekonomi ve politikadaki yenilenmeyi çıkmaza sokabilir. Ünlü yönetim ustası Peter Drucker'a göre, "İş dünyasındaki bütün büyük değişiklikler, kuruluşların içinden değil, dışından gelir." Tanzimat'tan bu yana Türk toplumunun ekonomik ve siyasi yapısındaki değişmeler incelenirse, değişim baskısının iç dinamiklerden daha çok dış dinamiklerden kaynaklandığı görülür. Şirketler için geçerli olan kural, ülkeler için de geçerlidir. Türk toplumun büyük bir çoğunluğu değişimden yana olmasına rağmen iç dinamikler, dayatmacıların gücünü kırmaya yetmiyor. Türkiye'de toplumun dörtte üçünün Avrupa Birliği'ne üye olmayı istemesinin kaynağında ekonomi ve politikadaki kilitlenmeyi giderme gayreti ve beklentisi var. Türkiye'de toplumun çoğunluğu oyunu değişimden yana kullandı. Ancak politikacılar demokratik ilkeleri koruma ve savunmada beklenen başarıyı gösteremedi. Türk demokrasisi kusurlu olmaktan bir türlü kurtulamadı. Türkiye'de sivil yönetim Avrupa standartlarını hiçbir zaman yakalama gayretine girmedi. Anadolu insanı geçmişte Avrupa'da oldu. Ancak hiçbir zaman Avrupalı olmadı. Bugün de Türk toplumu Avrupa'da olmak istiyor. Onun Avrupa'da olmak istemesi, Avrupalılık derdinde olması anlamına gelmiyor. O toplumların dinamizminin farklı kültür, farklı din ve farklı medeniyetlerle bir arada yaşamaktan kaynaklandığını biliyor. Farklılıkların olmadığı bir toplumda değişme olmadığı gibi, gelişme de olmaz. Bu yüzden, Türkler gittikleri her ülkede farklılıkları yok etmeye değil, korumaya çalıştılar. Türkiye'nin yoksulluğun, istikrarsızlığın ve dayatmacılığın belini kırmak için, iç dinamikler kadar dış dinamiklere de ihtiyacı var. Küçülen dünyada tek vatanlı olabilmek için, çok vatanlı olmak gerekir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |