|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnsanlığın tarihsel serüveninde inananlar olduğu gibi inanmayanlar da olagelmiştir. İnananlar inanmayanları inanan haline getiremeyeceği gibi; inanmayanlar da inananları inanmayan haline getiremez. Hidayet yalnızca Allah'tan olduğuna göre, insanlar neyin mücadelesini veriyor? Kuşkusuz, tebliği mahatabına ulaştırmanın çabası.. insanların tebliğle karşı karşıya getirilmesi gerekiyor. Denildiğine göre Allahın Resulü (sav), Ebu Cehil'e giderek onu sayı hesabıyla tam 37 sefer İslâm'a davet etmiş. Ebu Cehil, nihayet, Allahın resulüne: "Artık gelme", talebinde bulunmuş ve arkasından da: "Eğer Rabbinin, beni davet etmediğinden dolayı, geleceğinden bahsettiğin ahıret gününde seni hesaba çekeceğinden korkuyorsan, ben şehadet ederim ki, sen bana geldin ve davette bulundun!" demiş. İmdi Ebu Cehil'in davete icabet etmeyişinin sebebi davetin konusunu idrak etmeyişine bağlanmıyor. Bilakis, Ebu Cehil, tam da, davetin konusunu gereği kadar idrak ettiği için icabeti reddediyor. Ve de Allah'ın Resulu'nün şahsına karşı dürüst davranıyor. Onun hakkındaki şairlik, yalancılık veya büyücülük gibi iddiaları reddediyor. Bu adam, aslında, Allahın Resulü'nün, İslâm'ı kendileriyle güçlendirmesi hususunda Allah'a niyazda bulunduğu iki Ömer'den biridir. Evet, Ebu Cehil, davetin konusunu kavrayamadığı için İslâm'ı reddetmiyordu, o, Allahın Resulü'ne karşı duyduğu hasetten dolayı reddediyordu. Kendisine veya ailesinden başka bir ferde nebilik verilmesi hususunda, bizzat Peygamber'in de elinde olmayan bir hususta teminat elde edemediği için, Allah'ın Resulü'nün peygamberliğini kabul etmiyordu. Ebu Cehil'i günümüz kâfirlerinden biriyle karşılaştırdığımızda, sanıyorum şu bariz farklılık tefrik edilebilir. Ebu Cehil'in davetin muhteviyatını kavramış olmasına karşılık günümüz kâfiri davetin muhteviyatını kavramakta acze düşüyor. Günümüz kâfirinin kafası karışıktır. Onun kafası kendine göre birtakım malûmatla yüklenmiştir. Aslında cehli mürekkep sahibi olmasına rağmen halinden haberdar değildir (cehaletinin mürekkep olması da zaten burdan kaynaklanıyor). Oysa Ebu Cehil'in kafası karışık değildi, o, ne istediğini ve ne istemediğini biliyordu. Günümüz kâfiri İslâm hakkında önyargılı olduğu için onu reddediyor. Ebu Cehil'se, Peygamber'in şahsına karşı husumet besliyordu. Günümüz kâfirinin, Peygamber'in şahsına karşı belki doğrudan bir alıp veremediği bulunmuyor. Hatta öyle bazılarını biliyoruz ki, Peygamber'in şahsına karşı sempati bile duyuyor, ancak İslâm hakkında bilgisi bulunmadığı, kendine göre varsaydıı bilgilerinse tümüyle batıl önyargılardan ibaret olduğu için İslâm'a yaklaşmaktan sarfınazar ediyor. Ancak son tahlilde, her iki kâfir tipi de cehaletle maluldur ve her ikisiyle uğraşmak da zordur. Devri Saadet'te yaşayan kâfirlerin, her şeye rağmen oturaklı insanlar olduğunu kabul etme durumundayız. Her biri lök gibi heriflerdi ve Allah'ın Resulu'nun işi de bu yüzden çetindi. Günümüz kâfirleri arasında da belki tek tük oturaklı olanlar bulunabilir; ama genelinin verdiği izlenime göre konuşursak, bunların daha çıngır mıngır tipler olduğunu farkedebiliriz. İyi ki de böyle. Boşuna dememişler Allah dağına göre kar verir, diye..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |