|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Şarık Tara'nın konuğu olarak ENKA Holding'in Şadi Gülçelik tesislerine gidip kocaman bir masa etrafında toplanan işadamları ve medya mensuplarını görünce kendimi zaman tünelinde hissettim. Gazete patronlarının değil de gazetecilerin güçlü olduğu günlerdeymişiz gibi... Bir an gözüm yaşardı... Bazılarını tanımadığım için işadamlarının isimlerini vermeye kalkışmayacağım; "Siyasete girmek isteyen yeni yüzler şu sıralarda kimlerle konuşuyorsa hemen hepsi oradaydı" diyebilirim kestirmeden... En kalabalığı Milliyet'ten olmak üzere gazete ve televizyonlardan epeyce bir meslektaş... Çoktandır bu tür toplantılara dâvet edilmediğim için, başlangıçta, elimi kolumu nereye koyacağımı unuttuğumu bile fark ettim. Gecenin onur konuğu başbakan yardımcısı Mesut Yılmaz'dı; bizimle AB konusundaki görüşlerini paylaşmak üzere gelmişti ANAP lideri. Hazırlıklıydı; kendisine soru yönelten bazılarına, "Dünkü/bugünkü yazınızda da bu konuyu işlemişsiniz" gibi ilgili cümlelerle cevap verdi. Şarık Bey'in eşi geçmişe ait eşyaları karıştırırken 1954 yılına ait eski bir gazeteyle karşılaşmış. Manşette, dönemin muhalefet liderinin, "Afrika'daki kabilelerin bile tuzak olduğunu keşfedip kapılarını sıkıca kapadığı yabancı sermayenin savunuculuğunu yapanlar var" açıklaması yer alıyormuş... Şarık Tara yorumsuz geçti, "İşte bu kafa yüzünden geri kaldık" demesi gerekmiyordu zaten... Türkiye'de solun dokunulmazlığı var; İsmet İnönü de bu dokunulmazlıktan yararlananlardan... Milletin özgür oyuyla hiçbir zaman iktidar olamadığı halde uzun yıllar devletin başında bulunmuş İnönü'nün temsil ettiği zihniyeti, ülkeyi geri bıraktıran tasarruflarını herhangi bir kalemden okudunuz mu? Menderes'i, Özal'ı, Demirel'i, Erbakan'ı, Türkeş'i, hatta Bayar'ı yerden yere vuran çok; soldan politikacıların hataları ise ısrarla gözlerden saklanıyor... Bunu yapanlar da, hayatları boyunca hep 'geri' çizgiyi temsil etmiş, ama her dönemde itibar görmüş meslektaşlar... Acaba araya parazitler girmeseydi de, asılmaya götürüldüklerini sandıkları gemide bile AB üyeliğini konuşan DP kadrosunun rüyası 30 yıl önce gerçekleşseydi, Türkiye bugün ne halde olurdu? Ara sıra sizin de aklınıza geldiğini sandığım bu soru üzerinde düşünmüş Şarık Tara, "Bugünkünden çok farklı bir Türkiye" tablosu çizdi. Kişi başına milli gelirin 10 bin dolara çıktığı, kişi başına yabancı sermayenin bugünkü gibi 10-11 dolarda değil 2 bin dolar düzeyinde dolaştığı, 25 milyon turistin ziyaret ettiği, 5 bin kilometre otoyolla katedilen, dış ticaret hacmi 150 milyar dolara ulaşmış, enflasyonun yüzde 5'in altında gezdiği bir Türkiye... İşsizlik sorunu çözüldüğü, demokrasi özümsendiği için insanları mutlu bir ülke... Mesut Yılmaz da, ev sahibinin açtığı yolu izleyip, AB treni bu defa da kaçarsa, 10 yıl sonranın Türkiyesi'nin nasıl bir ülke olacağını kabaca gözümüzün önüne seriverdi: Fert başına milli geliri Bulgaristan ve Romanya'nın dörtte biri düzeyinde kalacak... Kıbrıs'ta bulundurduğumuz asker sayısı adadaki Türk nüfustan fazla olacak... Bölünme korkusu yüzünden demokrasi yönünde adımlar atamayacağız, ama Türkiye'nin milli bütünlüğü yine de tehdit altına düşebilecek... Kıbrıs konusunda âcil bir çözüm beklemiyor Mesut Bey; ancak öteki beklentilerin hepsinin yerine getirilebilir olduğunu kanaatinde. Meclis tatile girene kadar iyi çalışabilirse, pürüzlü birkaç konunun daha ortadan kalkabileceğini söyledi. Ona göre, mayıs ve haziran, Türkiye'nin AB üyeliği açısından 'en kritik' iki ay... Kıbrıs dışındaki, ana dille eğitim ve yayın üzerindeki kısıtlamalar ve idam cezası kaldırıldığı takdirde, ekim ayında son rötuşları yapılacak 'ilerleme raporu' Türkiye'nin lehine çıkabilecekmiş... En dişli sorun idam cezası görünüyor. Oysa, Mesut Yılmaz'ın dediği gibi, 18 yıldan beri tek bir idam cezasını infaz etmemiş bir ülke Türkiye. Bu sorunu aslında çözmüş. Ancak, Öcalan'ın varlığı yüzünden, çoktan çözülmüş bu sorun şimdi önüne çıkartılıyor. İdamı hak eden bir mücrimi 'ağırlaştırılmış müebbet' cezasıyla hapiste çürütmek ona merhamet göstermek midir? Ara sıra hepimiz unutuyoruz: Mesut Yılmaz, en uzun süreyle politikanın içerisinde, 18 yıldır hemen her hükümette bakanlık ve üç kez de başbakanlık koltuğunda oturmuş en deneyimli politikacı bugün. Yaş unsurunu devreden çıkarın, fiili politikanın içinde oluş bakımından onunla yarışabilecek bir başkası yok... MED Tv'nin varlığını devletin de Kürtçe yayın yapması için önemli bir gerekçe sayıyor ANAP lideri; "Kürtçeyi anneler evlerde öğretiyor zaten, dersanelerde de öğretilmesine izin versek ne olur?" diyor... "Türkçe dışındaki dillerle yayım ve eğitim yasağı kalkarsa, idam cezası konusunda uzlaşabilirsek AB ile aramızda tek sorun Kıbrıs kalır, bu da şimdilik yeter..." Kendisine soru olarak yöneltildi, ama ayrıntı kaybolduğu için cevabı havada kaldı: Mesut Yılmaz'ın "AB önündeki en büyük engel" olarak takdim ettiği 'yayın yasağı', iktidarın Meclis'ten geçirmeye çalıştığı RTÜK Yasası'yla pekiştiriliyor... "Kaldırmazsak öldük" dediği bir yasağı, "Çıkarmazsak öldük" dediği RTÜK Yasası ile sürdürüyor Mesut Bey... Neyse. Sağolsun, iş dünyası ve medyadan dostlar, kendimi 'zaman tüneli'nde hissettiğimi keşfedip yerimi yadırgatmadılar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |