T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Org. Başer'in çıkışı

Biliyorum, MGK, AB, Öcalan, Kıbrıs, TÜSİAD, Bahçeli, Ecevit, Hükümet... her biri önemli ağırlıkta gündem maddesi. Ama... 2. Ordu Komutanı Org. Edip Başer'in "Ordu başörtüsüne karşı değil" açıklaması da bu gündem maddeleri içinde kaybolmayacak kadar önemli bir çıkış.

Önce Sayın Orgeneral'in doğum yeri olan Sivas'ın Gürün ilçesi Yolgeçen Köyünde Atatürk büstünün açılış töreninde söylediğine bakalım:

"Sizlere ordu hakkında bir şeyler söyleyecekler. Diyecekler ki (ordu dine karşı). Böyle bir şeyin olması elbette mümkün değil. Maalesef bazı kötü niyetli ve art düşünceli insanlar, bunları dahi sizlere söyleyeceklerdir. Bu ordu kimin nesi? Nereden aldık getirdik bu orduyu? Avrupa'dan mı ithal ettik? Bu ordu, Hacı İsmail Efendi'nin torunlarından biri olan kişinin okuyup askeri okullarda paşa olmasından, ordu komutanı olmasından ve bunun gibi daha nicelerinden oluşur. İşte sayın paşalarımız buradalar. Sizler gibi köyden ve kentten kopup gelen insanlar. Bütün bu insanlar dindar ise bu ordu nasıl dinsiz olur?"

Orgeneral Başer sonra sözü başörtüsüne getiriyor: "Ordu başörtüsüne de karşı degil. Ordu, başörtüsünü belli bir biçimin siyasi amaçlarla istismar etmesine karşı. Ordu, dini inançların da sömürülmesine karşı. Çünkü ordu dine çok saygılıdır."

Ve Org. Başer'in Atatürk'le ilgili sözleri: "Size bazı çevreler, 'Atatürk dinsizdir' diyeceklerdir. Onlara deyin ki, 'sizin dinsiz dediğiniz o insan olmasaydı, şimdi bu topraklarda hür olmayacaktık. Hür irademizle camilere, mescitlere gidip ibadetimizi yapamayacaktık. Atatürk dinsiz olsaydı yanıbaşında ömrünün son gününe kadar bir hafız bulundurur muydu?"

Madde madde şunların altını çiziyor Org. Başer:

1. Orduya dinsiz diyenler çıkacak.

2. Ordu dinsiz değil. Hacı İsmail Efendi'nin torunu paşa olmuş, halkın içinden kopup gelmişler, Ordu bunlardan oluşuyor. Bunlar nasıl dinsiz olur?

3. Ordu başörtüsüne de karşı değil.
3. Ordu başörtüsünün siyasi istismarına karşı.
4. Atatürk'e dinsiz diyenler olabilir.
5. Atatürk de dinsiz değildir

Bunlar önemli ifadeler.

Gerçekten, belki hiçbir orduda olmayacak kadar millet temeline dayanan bir orduya dinsizlik isnadı akıl alır bir iş değildir. Öyle bir şey gerçek olsa, ordunun ordu hüviyetini korumak mümkün olmaz. Bizzat ordunun kendisi güvenlik sorunu yaşar.

Aynı şekilde, Türkiye Cumhuriyeti'nin en odak kişiliği olan Mustafa Kemal Paşa'yı dinsiz olarak tanımlamak da, aklın alacağı bir durum olamaz. Öyle bir iddia, Mustafa Kemal Paşa'yı bizzat kendi toplumundan koparmakla sonuçlanır ki, bu da, Türkiye'de telafi edilemez yaralar açar.

Ve başörtüsü... Önceki gün herkes gördü, Afganistan'a gönderilen "Barış Gücü"müzü uğurlayan anneleri, kardeşleri seyretti. Neydi hakim görüntü? Başörtülü annelerle bacılarla askerlerin kucaklaşması değil mi? Başörtüsüne karşı bir ordu, toplumun çok temel bir değeri ile karşı karşıya gelmiş olmaz mı? Ve eğer öyle olursa, ordunun başörtüsüne karşı çıkması, büyük sancılara yol açmaz mı? Öyle ise, Org. Başer'in "Ordu başörtüsüne karşı değil" ifadesi, ihmal edilemez bir duyarlılığın ürünü.

Bütün bunlar doğru tesbitler de, bir hususun daha önemsenmesi gerekiyor. Şunun:

Org. Başer'i böyle bir açıklama yapmaya yönelten bir zemin oluşmuş bu ülkede.

Ordunun ve Mustafa Kemal Paşa'nın üzerine "dinsizlik" gibi bir yaftanın yapıştırılmamış olması, yine ordunun "başörtüsü karşıtlığı" ile suçlanamaması gayet tabii iken, aksine bir iddianın toplumsal zemin bulması ve bir ordu komutanının bunu izale etmek için çaba sarfetmesi önemsenmesi gereken bir hadise...

Eğer böyle bir vakıa varsa, –ki bana göre de var ve ben, ısrarla ordunun toplum nezdindeki itibarının bir puan bile düşmesinin önemli olduğunu, buna fırsat verilmemesi gerektiğini vurgulayarak geldim– bunun sebeplerinin araştırılması ve bunların ortadan kaldırılması hayati bir sorumluluktur.

Ben şöyle düşünüyorum:

Dindar bir insanın orduyu ve Mustafa Kemal Paşa'yı dinsizlikle suçlamasının bir mantığı olamaz. Bunu Türkiye'nin esenliği ile de bağdaştırmazlar, buradan din adına olumlu bir şey çıkacağını da düşünmezler. Buradan sürekli çatışma çıkar ve hep Türkiye kaybeder. Türkiye'nin kaybı demek, bu ülkenin ana insan unsurunu teşkil eden Müslümanların kaybı demektir.

Aksine dindar insanlar, sistem üzerinde çok belirleyici olan TSK'nın ve sembol isim Mustafa Kemal Paşa'nın dine ve dindarlara saygılı olmasını doğru bulurlar. Türkiye'nin selametinin de, dindarların huzur içinde hayat sürmesinin de bu yolla olacağına inanırlar.

TSK'yı ve Mustafa Kemal Paşa'yı "din karşıtı" hatta "dinsiz" göstermek, bu müessese ve şahsiyetin etkinliğinden yararlanarak, "din karşıtı" belki "dinsiz" ve belki de "İslamsız" bir projeyi hayata geçirmek peşinde olanların hesabına uygun düşer. Buradan da Türkiye'nin felaketi çıkar. Din üzerinde sürekli toplum - devlet çatışmasının olduğu bir Türkiye felakete doğru yola çıkmış bir Türkiyedir.

Öyleyse Türkiye'yi düşünmek demek, ne toplum olarak ne de hakim kişi ve kurumlar olarak, "din karşıtlığı", "dinsizlik", "İslam düşmanlığı" gibi yorumlara kapı aralayacak her türlü gelişmenin önünü tıkamaktır.

Bu konuda maalesef sorunlu olduğumuz bir vakıadır. Türkiye'nin ana tartışma konularından birisi ne yazık ki din ve inanç özgürtlüğü alanıdır.

Yukardaki sancılı alanın oluşmasında en önemli problemin, toplumda "inanç özgürlüğü" alanında bir sıkıntı bulunduğu hissinin oluşmasıdır.

Belki sayın Org. Başer de, bu zemindeki kaygıları izale amacına yönelik olarak konuşmuştur.

Bu alanın en sancılı konusunun ise başörtüsü olduğu, 28 Şubat'la birlikte buna "İmam Hatip, Kur'an Kursu, din eğitimi" gibi başlıkların ilave edildiğini belirtmeliyiz.

Sayın Orgeneral'in "Ordu başörtüsüne karşı değildir" açıklaması çok önemlidir. Onunla birlikte bu alanın istismar edilmesine karşı olduğunu açıklaması da önemlidir. Ordunun bu tavrı, yani "istismara karşı oluş"u zaten biliniyor. Aslında bu konuda da sayın Orgeneral'in biraz sakin bakıldığında dindar insanlarla birebir örtüştüğünü söylemek mümkün. Çünkü hiçbir dindar insanın, hiçbir dini görevi "istismar" diye algılanacak biçimde yapması mümkün değildir, buna razı olması da mümkün değildir. Ama aynı dindar insanların, dini bir görevi, başkaları tarafından "istismar" diye algılanacak endişesiyle yapmama gibi bir tercihleri de mevcut değildir.

Sorun nerede oluşuyor?

Neyin istismar olduğunda veya olmadığında?

Başörtüsü meselesinde bir ara, kimi bağlayış biçimlerinin istismar, hatta üniforma niteliği taşıdığı öne sürüldü. Bunu eski hava kuvvetleri komutanı İlhan Kılıç Paşa da seslendirdi bir ara, hatta Hava Şehitlerini Anma Toplantısına gelen bir şehit annesinin başörtüsünü nasıl doğru bağlayacağını bile öğretti ona! Başörtülü hanımlar, bu tavır karşısında "Hangi bağlayış biçimi üniforma değil ve siyasal nitelik taşımıyor?" sorusunu sordular. Yani kaygıları gidermeye açık bir tavır sergilediler. Ama farklı bir öneri gelmedi ve yasak üstelik genişleyerek sürdü. Ve üstelik, siyasetçiler "Biz yasaktan yana değiliz" diyerek birer birer aradan çıktığı için sanki yasağı sadece TSK'nın gücü sürdürüyormuş gibi bir intiba oluşturuldu. Bir yasak var, onun oluşturduğu ciddi bir toplumsal sancı var, toplumda kangrene dönüşen bir burukluk var ve bu burukluk bir hedefe boşalmak durumunda... Kim olsun bunun hedefi?

-Ordu olmasın.

Evet, biz de, eminim ki dindar insanlar da bu noktada büyük hassasiyet gösteriyor. Toplum - Ordu ilişkileri hiçbir biçimde yaralanmasın.

Ama yasak sürüyor ve gencecik çocuklar sokaklarda okullarını arıyor.

Ben diliyorum ki, Org. Başer'in çıkışı, Ordu adına köklü bir durum değerlendirmesinin ürünü olsun. Ve Türkiye'de devlet katında hiçbir kişi ve kurum, toplumun dinle ilişkisini azaltmaya yönelik rol üstlenmesin. Hiçbir sürecin misyonu bu olmasın. Çünkü bu Türkiye'yi vuracak bir eylemdir.


31 Mayıs 2002
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED