|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Roma'daki NATO-Rusya Zirvesi, bir 'yeni uluslararası konfigürasyonu' gündeme getirdi. Amerika ile Rusya'nın 'uluslararası piramit'te 'eşitler arasında birinciler' konumuna geldiği ve bu 'yeni ilişki kalıbı'nın Amerikan-Avrupa ilişkilerinin, bir başka deyimle 'Transatlantik bağlar'ın üzerine çıktığı anlaşılıyor. Avrupa basınında bu konuda çalan 'alarm zilleri' bu gelişmenin çarpıcı bir göstergesi. Amerika ile Avrupa arasında, 11 Eylül'ün ardından açılmaya başlayan 'mesafe'nin ve Avrupa'nın Amerika'nın 'başına buyruk tavırları'ndan duyduğu 'rahatsızlığın' George W. Bush'un Rusya'yı da içine alan Avrupa gezisiyle giderilemediği sezilebiliyor. Buna karşılık, Bush ve Vladimir Putin; dolayısıyla Amerika ile Rusya arasında, içine Kafkasya ve Orta Asya'yı da alan yaygın bir işbirliği mekanizması kuruldu. Putin'in Rusya'nın daha önceki pozisyonlarından 'radikal' bir dönüşle başlattığı Amerika ve genel olarak Batı'yla 'yakınlaşma' politikası, Amerika ile Rusya arasında 'Kafkasya ve Orta Asya arasında işbirliği' üzerinde anlaşmayla zirveye ulaştı. Bush-Putin görüşmelerinden sonra yapılan açıklamalarda, Amerika ve Rusya'nın 'artık Kafkasya ve Orta Asya'da aralarında rekabet etmeyecekleri' vurgulandı. Bunun içerdiği 'stratejik anlamı' ve yol açacağı 'stratejik sonuçları' yakın gelecekte görmeye başlayacağımız kesin. Ama şimdiden, Kuzey Kafkasya'da Çeçenistan ve Abhazya'daki gelişmeleri, Güney Kafkasya'da Karabağ sorunu ve Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinin izleyeceği güzergahı ve Baku-Ceyhan dahil petrol ve doğal gazın nakli stratejilerini etkileyeceği besbelli. Nitekim, daha şimdiden Çeçenistan'ın Rusya'ya 'hediye edildiği' ya da 'terörizmle mücadele' şeklindeki 'büyülü sözcük'le Amerika'nın 'onayı' ile Rusya'nın Çeçenistan'da 'elini kolunu serbest hissedeceği' yorumları yapılıyor. Baku-Ceyhan'a Rus petrolünün bağlanması ve Türkiye'nin Amerika-Rusya işbirliğinin içine çekilmesi ihtimali de doğdu. Amerika-Rusya'nın 'küresel ölçekte' ama özellikle 'Kafkasya-Orta Asya ekseni'nde işbirliğine girmesinin, Karabağ sorununa ilişkin gelişmeleri hızlandırması da mümkün. Ermenistan, politika değiştirmeye itilebilir. Rusya'yı, Avrupa ile ilişkilerinin de üzerinde, kendisiyle işbirliği halinde 'küresel liderlik' mevkiine doğru taşıyan Amerika'nın, bunun karşılığında Rusya'nın 'onayı'yla Kafkasya'ya ve Orta Asya'ya da yerleştirilmesi mümkün oluyor. Ayrıca, Amerika ile Rusya arasındaki yeni ve 'özel' ilişkilerin, NATO'nun eski önemini erozyona uğratacağı ve NATO'nun bildiğimiz NATO olmaktan çıkacağı, neredeyse üzerinde bir 'konsansüs' bulunan bir değerlendirme. Bush, Rusya'yı 'İttifak'ın müttefiki' olarak niteleyerek, resmen NATO üyesi olmadan Rusya'nın adeta NATO ile eş düzey bir konuma yükseltilmesine yol açmıştır. Tabiatıyla, tüm bu unsurlar, herhangi bir ülkeden öteye, ziyadesiyle Türkiye'yi birinci dereceden ilgilendiriyor. Türkiye, 'Soğuk Savaş'ın sona ermesi'nin ve Körfez Savaşı'nın ardından, Turgut Özal'ın tamınlamasıyla önünde 'hacet kapıları' açılmış bir ülkeydi. 'Hacet kapıları'ndan kasıt, Kafkasya-Hazar-Orta Asya ekseninde, eski Sovyet coğrafyasında ortaya çıkmış bulunan Türk dünyası idi. 'Amerika'nın yakın müttefiki' Türkiye, yeni beliren Türk dünyası ile sıkı ilişkilere geçerek, hem kendi uluslararası konumunu güçlendirecek; hem de onları Batı dünyasına doğru çekecekti. Türkiye, ister istemez, Rusya ile 'rekabet formatı'nda olacaktı. Türkiye, bir 'bölgesel güç' olmak, bir 'Avrasya gücü' olmak gibi bir amacın peşine düşmek istiyordu. Özal'ın bundan tastamam 10 yıl önce III. İzmir İktisat Kongresi'nde '21. Yüzyıl'ı Türkiye'nin ve Türk dünyasının yüzyılı yapalım' çağrısı, bu 'ihtiraslı hedef'in ifadesinden başka bir şey değildi. Gelinen nokta, bunun bir 'hayal' olmaktan ileri gidemeyeceğinin göstergesidir. Bir kere, Amerika, doğrudan doğruya Türkiye'nin kendi nüfuzunu üzerine yayacağı bölgeye, şirketleri, dolayısıyla çıkarları ve askeri varlığı ile gelip yerleşmiştir. Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan'da Amerikan askerleri var. Gürcistan'a da, Çeçenistan sınırının dibine dek Amerikan askeri danışmanları gönderiliyor ve bütün bunlar Rusya'nın işbirliğiyle gerçekleşiyor. 'Avrasya gücü' olarak, Amerika'nın gözünde ve nezdinde 'özel yer' tutan Rusya olmuştur. Türkiye'nin, bu 'ikili'nin 'yedek destek gücü' olmaktan öteye bir yere sahip olması neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bu 'stratejik kayma'ya, Türkiye'nin Avrupa Birliği dışında kalması ihtimalini eklediğiniz takdirde; Türkiye'nin uluslararası konumu ve rolü, Ortadoğu'daki Amerikan politikalarının 'destek ve lojistik üssü'ne indirgenmiş olacaktır. Yani, Türkiye, 'Ortadoğululaşacak' ve Amerikan Ortadoğu politikasının esası, 'İsrail'in bekası ve güvenliği'ne dayandığı için, AB boyutu bulunmayan; Kafkasya ve Orta Asya'da rolü ve misyonu sınırlanmış bir Türkiye'ye 'Amerika-İsrail ekseni'ne yerleşmekten daha anlamlı bir işlev kalmayacaktır. Böyle bir süreç, Türkiye'yi içine daha fazla büzer; demokrasi alanını daraltır ve uzun vadede Türkiye'yi istikrarsızlığa ve iç gerilimlere hatta çözülmeye sürükler. Bu bakımdan, Türkiye'nin geniş dünyalara doğru vakit geçirmeden açılması gerekiyor ve bu 'geniş dünyalar', tarihi, ekonomik ve jeopolitik nedenlerle Avrupa Birliği yönünü gösteriyor. Amerika'nın müttefiki, Rusya ile çeşitli alanlarda işbirliği şansına sahip ama en önemlisi Avrupa Birliği'nin en büyük ülkelerinden biri haline gelecek bir Türkiye, kendi gücünü birkaç misli katlayacaktır. NATO-Rusya Zirvesi ve Kafkasya ve Orta Asya'yı içeren Amerika-Rusya beraberliği, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne açılımın gereğini daha da acil ve zorunlu hale getirmiştir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |