|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Demek ki buraya kadarmış... Çekiliniz artık ve bize de, kendinize de zulmetmeyiniz. Kortizonla şişirilmiş gövdeniz, acıdan gerilmiş yüzünüz ve kırık kaburga kemiklerinizle verdiğiniz "dehşet fotoğrafı", sadece sevenlerinizi değil, muarızlarınızı da üzüyor. Bugün asıl, hangi basamakta sendelediğinizi, hangi kemiklerinizi kırdığınızı, hangi sözcüklerde sürçtüğünüzü yazacaktım. Parkinson, kortizon, Alzheimer, tromboflebit falan filan... Vazgeçtim. Elbette "bölgede savaş değil barış" istiyordunuz, elbette Mehmet Pazaral değil, Mehmet Haberal'dı, elbette "Hastane Genel Başkanı" değil, "Hastane Başhekimi"ydi. Ama, zaaflar üzerine kurulmuş bir sayım-döküm bu köşeye yakışmazdı. Gaddarlık olurdu... Bugünkü MGK toplantısına katılmayacağınızı öğrenince, daha da üzüldüm. Sadece Avrupa Birliği meselesi değil, sağlık durumunuz da masaya yatırılacak ve muhtemelen boşaltmak zorunda kalacağınız makama kimlerin uygun görüleceği tartışılacak. "İki yıl daha buradayım" buyurmuşsunuz. Temenni etmem. Oran'daki evinizde sağlıkla bin yaşayın, şiirlerinizi yazın, dönebilmeyi çok istediğiniz "siyaset dışındaki ilgi alanlarınıza" yönelin, ama bizi de, kendinizi de böyle bir "seçenek"le karşı karşıya bırakmayın. Aslında bayağı "naif" kişiliğinizle çelişiyor bu yönetme inadınız. Oturuşunuzu, kalkışınızı, yürüyüşünüzü, ses tonunuzu elbette özleyeceğiz... Sağlıklı hallerinizi... Sağlıksız hallerinizi... Basbayağı ilginç kişiliğinizi... Durduk yerde ortaya bir şey atardınız mesela. Diyelim ki bir iddia, bir söylenti, bir ifşaat 80'ler öncesi "kontrgerilla" meselesinde olduğu gibi; ama "fikri takip" niyetiniz olmadığı, daha doğrusu saflıkla ürkeklik arası bir "halet"i yaşadığınız için, iddianızın altında ezilirdiniz. Sonra dönerdiniz, hiçbir şey olmamış gibi, o ifşaat doğrultusunda siyaset üreten muhalifleri refüze ederdiniz... Yoksa ele mi verirdiniz? Hayır, bunu diyemem... Bütün saflığınıza, bütün yönetme başarısızlığınıza rağmen, sizde hâlâ törpülenmemiş "insan" bir yan bulunduğuna inanıyorum... O ne idüğü belirsiz "inançlara saygılı laiklik" anlayışınızla Cumhuriyet tarihinin en büyük "linç kampanyası"na (Merve Kavakçı olayı) imza atmış olsanız da, sizi benzerlerinizden ayıran kimi hasletlere sahipsiniz. Kötü bir yöneticisiniz ama, iyi niyetli bir aydınsınız. Başarısız bir devlet adamısınız ama, dürüst bir siyasetçisiniz. Aynı zamanda solcu... Ne yazık ki, tevarüs etmiş bir solculuk bu. İlk zamanlar, "kolhoz" ve "kooperatif" ekonomisine bulanmış bir solculuktu; "Köy-Kent" projesi, kooperatifçilik filan... Sonra mihver değiştirip "Atatürk milliyetçiliği"ne dönüştü. Daha doğrusu, dönüştürdünüz. Şairsiniz... Ama kötü şiirler yazdınız. Ülkeyi de kötü yönettiniz. İlk Başbakanlık denemeniz vatandaşa "yokluk" ve "kuyruk" olarak yansımıştı; üçüncü ve son denemenizde ise ülkeye görüp göreceği en büyük ekonomik krizi tattırdınız. Gerçi, "İçinde bulunduğumuz koşullarda bir hükümet bunalımına neden olursam, bunun hesabını ulusa ve tarihe veremem" diyorsunuz ama, buna muhterem refikanız Rahşan Hanım dışında inanacak bir ikinci kişi bulunmadığını siz de çok iyi biliyorsunuz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |