|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Daha ne kadar sürecek? Nereye kadar sürecek? Filistin topraklarına yönelik İsrail saldırısı ve Filistin halkının lideri ve 'ulusal simgesi' Yasir Arafat çevresindeki kuşatmaya ilişkin, herkesin aklındaki soru bu. Bu sorunun cevabını saldırının ve kuşatmanın sorumlusu İsrail Başbakanı Ariel Sharon'un bile bilebildiği pek kuşkulu. Bu sorunun cevabı Amerika'da; çünkü İsrail'in 'iplerini tutabilme gücü'ne sahip olan sadece Amerika. Amerika, İsrail'in üzerine ciddi bir baskı getirdiği takdirde, uluslararası alanda zaten müthiş bir öfke toplamış ve tecride doğru gitmekte olan İsrail'in direnebilme şansı yok. O yüzden, İsrail kadar, ondan da ziyade Amerika'daki açıklamaları ve tepkileri izlemekte yarar bulunuyor. Şu ana kadar, İsrail saldırısına Amerikan 'yeşil ışığı' ve Arafat'ın 'öldürülmesi' ya da 'topraklarından sürülmesine' ise 'kırmızı ışığı' devam ediyor. Eğer, Amerika, Arafat'ın vücudunun ortadan kaldırılması için 'kırmızı' ışığı 'yeşil'e çevirseydi; Sharon'un Arafat'ı temizlemesi çok zor olmaz. Amerika, Arafat'ı ortadan kaldırmak yerine 'diz çöktürme'ye 'şimdilik' öncelik vermiş görünüyor. George W. Bush'un Teksas'taki çiftliğinde Pazar günü yaptığı açıklamadaki küstah tavrının yerini, Washington'da daha dikkatli bir dille 'Arafat ile El-Kaide'nin bir tutulamayacağı'na ilişkin beyanının alması, Washington'un yaklaşımının, Sharon'un 'nihai niyetleri' ile belli bir farkı olduğuna işaret ediyor. Ancak, kimseyi yanıltmasın, bu fark sadece Arafat'ın hayatına 'şimdilik' bir zarar gelmemesiyle ilgili. İsrail ordusunun, Batı Şeria şehirlerini hallaç pamuğu gibi atar ve Filistin Yönetimi'nin kurumlarını yıkarken, İsrail'in elini kolunu tutması anlamına gelmiyor. Bununla birlikte, Arafat, 'diz çökmedikçe', 'boyun eğmedikçe', bu politikanın, Washington'daki kafaların istediği sonuçları verebilmesi de, yine 'şimdilik' mümkün gözükmüyor. Filistin lideri, yıllardır bildiği bir oyunu oynuyor. En güçsüz anından güç üretmek. Bunu, onu ve bölge kültürünü anlamakta güçlük çeken Washington'daki kafalar değerlendiremiyor ama İsrailliler farkında. İsrail'in Haaretz gazetesindeki şu satırları izleyelim: "İsrail sürekli olarak yoğun ordu operasyonunun, İsrail'i kökünden sarsan Filistin intihar saldırıları ve diğer terör darbelerini önlemeyi amaçladığını sürekli vurguladı. Fakat dünyanın dikkati Arafat'ın Ramallah'ta işgal altındaki karargahındaki çilesine odaklanmış durumda. Haaretz yorumcusu Danny Rubinstein, 'Bu operasyonları Arafat Savaşı için Barış' adını verebilirsiniz. Bunu biz yaptık. Bu savaşı Arafat savaşına biz dönüştürdük' diyor. 'Resmi İsrail Arafat'ı 'görülmemiş canavar, yalancı, bizi sürekli aldatmış olan kişi' olarak sunuyor ve sunmaya devam ediyor. Fakat bunların tümü İsrail'e bir bumerang olarak geri dönebilir. Arafat'ın tutuklu ve tecrit hali, onu Arap dünyasının gözünde, şimdiden, İsrail'le ihtilafın uzun tarihinde hiçbir zaman görülmemiş ölçüde bir kahraman durumuna yükseltmiştir. Eğer İsrail sözünü tutar ve Arafat'a vurmazsa, ve kendisi ne bir zarar görür, ne de sürülmezse, birkaç gün ya da birkaç hafta sonra, oradan çekildiğimiz zaman, ortaya müthiş bir güçle bir büyük zafer kazanmış kişi olarak çıkacaktır. Arafat'ın kazanmış olduğu destek, eğer gelecekte barış müzakereleri olursa, Filistin liderinin masaya bir güç konumunda oturmasını sağlayacaktır." Benzeri bir görüşü, Arafat'ın öldürülmesinin en ateşli savunucularından, bir süre öncesine dek İsrail hükümetinin en 'şahin' bakanı olan Avigdor Lieberman da dile getiriyor. Lieberman, İsrail için 'en tehlikeli' olanın, Arafat'ı şimdiki gibi 'kafesin içinde bir kuş gibi tutmak' olduğunu söylüyor. Hayatı sakınılarak dışarı çıktığı vakit, müthiş bir güçle çıkmış olacağı için... Solcu Meretz Partisi'nden (eski bir general) Ran Cohen ise merkez-sağ Sharon hükümetini, 'geçerli bir savaş amacı sunamamakla' suçluyor ve bunun gerekçesini şöyle açıklıyor: "Çünkü hükümet bu savaşa tek alternatifle yüzleşmeye gelemiyor. Batı Şeria ve Gazze'nin ayrılması ve orada İsrail'in yanıbaşında bir Filistin Devleti'nin kurulması. Dolayısıyla, hükümet politikası tam bir başarısızlıktır; askeri faaliyet eksikliğinden değil, çünkü o var. Fakat herhangi bir diplomatik rota ve hedef yok." Sorun tam da burada. Sharon'un hem bir 'rota'sı yok ve hem de 'freni patlamış' bir araç gibi İsrail ordusunu yokuş aşağı bırakmış, işgal politikasını sürdürüyor. Bunu neden yaptığını biliyor. Sharon, Oslo barış sürecine –yani sonunda Batı Şeria ve Gazze'de başkenti bir bağımsız Filistin Devleti olacak olan- karşıydı. Oslo barış sürecini gömmek için elinden geleni yaptı. Oslo barış süreci, bu dönemde, ancak Arafat'ın öldürülmesi ya da sürülmesi ile, nihai olarak gömülebilir. O yüzden başaşağı giden Sharon'un askeri makinası, nerede nasıl duracağını bilmediği için, 'daha ne kadar', 'nereye kadar' sorularının cevabını, böyle bir profil çizen Sharon'dan öğrenmenin imkanı yok. Amerika'nın dur dediği yere kadar gidecek. Bu nedenle, Amerika'nın pozisyonu değişmeye yöneltilmeden, bu işin kolay kolay durabileceği de yok. Amerikan politikasına yön değiştirmek, ona şimdiden 'ağır maliyetler' çıkabileceğini –öncelikle müttefiklerinin- göstermekle mümkün. Herşeye rağmen, daha şimdiden, son birkaç gün içinde yaşananların kaçınılmaz sonuçlarını sıralayabiliriz: 1. Amerika, 11 Eylül sonrası elde etmeye çalıştığı 'küresel çapta terörizme karşı mücadele'nin başını çekme konusundaki 'meşru konumu'nu bir hayli sarsmıştır. 2. Gelişmeler, dünya çapında 'anti-Semitizm' dalgasını kabartma tehlikesi taşımaktadır. 3. İsrail'in Ortadoğu'daki varlığı ve rasyonelinin 'sorgulanmaya başlanacağı' bir dönemin kapısı aralanmıştır. 4. Başta Ortadoğu, tüm uluslararası sistem, 'destabilize' olma tehlikesinin eşiğinde bulunmaktadır. Bütün bunlar, şimdiden, ne zaman, ne ve nasıl olacağı kestirilemeyecek ama Türkiye dahil, herkes için 'vahim' olacağı sezilebilen daha da ötede sonuçlara yol açacaktır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |