|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Cumhuriyetin ilk yıllarında bebek ölüm hızı binde 500, anne ölüm hızı yüzbinde 1000'in üzerindeyken, 2000 yılında bebek ölüm hızı binde 33'e, anne ölüm hızı da yüzbinde 49'a geriledi. Buna karşın Türkiye'de her gün, ortalama 133 çocuk ve 2 anne yaşamını kaybediyor. Sağlık Bakanlığı Ana-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü'nden (AÇSAP) alınan bilgiye göre, 1920'li yıllarda 13 milyon nüfusuyla tam bir tarım ülkesi olan Türkiye'de ortalama yaşam süresi 50 yaşın altındayken, bebek ölüm hızı binde 500, anne ölüm hızı ise yüzbinde 1000'in üzerindeydi. Nüfus planlaması hizmetlerinde, 1965 yılına kadar, Balkan, 1. Dünya ve Kurtuluş savaşlarında hızla azalan nüfusu artırma felsefesi izlendi. 1960'lı yıllarda nüfusu 28 milyona ulaşan Türkiye'de ortalama yaşam süresi 52-55 iken, bebek ölüm hızı binde 185, anne ölüm hızı yüzbinde 200'ün üzerindeydi. 1965 yılında çıkarılan 557 sayılı Kanun ile aile planlaması hizmetleri yeniden düzenlenerek, kontraseptif malzemenin kullanımı serbest bırakılıp, felsefe değişikliğine gidildi.
Günde 133 çocuk ölüyor
2000'lerde 65 milyon nüfusa ulaşan Türkiye'de nüfus artış hızı yüzde 1.47'ye, bebek ölüm hızı binde 33'e, anne ölüm hızı yüzbinde 49'a, toplam doğurganlık hızı 2.6'ya düştü. Ortalama yaşam süresi 70'lerin üstüne ve etkili kontraseptif yöntem kullananların oranı ise yüzde 38'lere çıktı. Bu olumlu gelişmelere karşın Türkiye'de her gün, ortalama 133 çocuk ve 2 anne yaşamını kaybediyor. Bakanlık verilerine göre, ülkede her yıl, yaklaşık 1.5 milyon bebek dünyaya gelirken, doğan her 1000 bebekten yaklaşık 33'ü 1 yaşını tamamlamadan ölüyor. 5 yaş altı nüfus grubunda ise yılda 63 bin çocuk yaşamını yitirirken,
bu çocukların yaklaşık 50 bini daha yaşını
doldurmamış bebeklerden oluşuyor. Yılda, 700'ü aşkın anne ise doğumda
yaşamını kaybediyor.
|
|
|
|
|
|
|