T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Tanpınar ve türküler

Tanpınar'a göre türküler, hayatın sürekliliği içinde bir yığın değişmeye rağmen daima aslî kalan yanımızı ifade ederler.

Nitekim "Huzur" romanının kahramanı Mümtaz, "Aç kapıyı bezirgânbaşı" türküsünü söyleyerek sokakta oynayan çocukları görünce şöyle düşünür: "Nuran bu oyunu çocukluğunda mutlaka oynamıştı. Ondan evvel annesi, annesinin annesi de aynı oyunu oynamışlardı.

Devam etmesi gereken işte bu türküdür. Çocuklarımızın bu türküyü söyleyerek, bu oyunu oynayarak büyümesi. Her şey değişebilir, hatta kendi irademizle değiştiririz. Değişmeyecek olan, hayata şekil veren, ona bizim damgamızı basan şeylerdir."

Yıldız akşamdan doğarsın diye başlayıp, "kervankıran" üzerine ağıtla beddua arası bir hava tutturarak uzanıp giden "Yıldız türküsü" için de şu yorumu getirmektedir: ".....Bu türküde insan sesi yıldız parıltılarıyla, onların bu iklimde her şeye sindirdikleri talih sezişiyle, bir nevi hurafeyi andıran bir korkuyla dolup boşalır. Sonuna doğru çeşit çeşit renkler her yanınızı esrarlı bir şafak ışığı ile sararlar. Bu billur prizmada ömrün rüyasını seyredersiniz. Sözlerinde sert, hoyrat Tanrı çehresi ile geçen Kervankıran'a rağmen bu türküde hiçbir büyüklük kaygusu yoktur. Daha ziyade, penceresinden ayı ilk defa gören bir çocuğun mırıldandığı gibi, yarı duaya, yarı türküye benzer. Fakat belki de bunun için sizi sırrın tâ ortasına atar."

Cemal Kurnaz'ın denemelerini topladığı Halk ve Divan şiirinin müşterekleri (Mayıs 1990) adlı eserine göz gezdirirken, Tanpınar'ın bu dikkatlerini şiirimiz için her zaman dönülebilecek bir çıkış noktası olarak belirlediğini gördüm.

Eserin ilk yazısında Tanpınar'ın türkülerimiz üzerine söylediklerinden hareketle, halkın muhayyile ve ifade gücü dile getiriliyor. İlk mısra şu:

Havada kar sesi var

Türküde geçen "kar sesi" imgesi modern şiirin unsurlarını çağrıştırıyor. Böyle olmalı ki; Cenab Şahabeddin'in "Elhan-ı şitâ"sına, Dıranas'ın "Kar" şiirine ve Yahya Kemal'in "Kar musikileri"ne ulaşıyoruz. "Kar sesi" Yahya Kemal'in deyişi ile "bin yıl" sürecekmiş gibi geliyor. Galiba değişime direnecek olan şey bu. Burada türkülerin sözden ziyade "ses"e yaslandığını, nağmenin ağır bastığını, ve içimizde uyanan ritmin bize rehberlik edeceğini hatırlatmakta yarar var.

Kayadan indim düze / At bağladım nergize

Koca bir atı, bir zarif çiçek dalına bağlamak incelik ve zarafetin eseri. Ardından gelen mısralar şöyle: Yedi yıl hizmet ettim / Bir elâ gözlü kıza

Elâ gözlüye yaklaşmanın büyük bir sabır ve incelik gerektirdiğini böylece anlıyoruz. Ayrıca zaten Divan edebiyatımızda nergis ile göz arasında çok köklü bir ilişki kurulmuştur.

Bir Harput türküsünde ise bu yaklaşımın bedbin örneğini görüyoruz.

Atımı bağladım ben bir dikene / Tükettin ömrümü ömrün tükene

Burada önceki türkünün yumuşaklığı, sevecenliği yerine; yaralayan, acıtan, kanatan bir derdin ömürlerce süren ızdırabı var. Bir ilenç...

Cemal Süreya "folklor şiire düşman" demişti ama, şiirinde kullandığı silahlar hep düşmanın silahları idi. Turgut Uyar'ın "Cahil Beşir'e" adlı şiiri şöyle başlıyor:

"benim bildiğim her şeyin adı bir yeşil / ay gelir yaz gecesi ortalarda dolaşır / ay geldi ortalarda dolaştı / ay gelir ortalarda"

Karacaoğlan'ın beni her hatırlayışta çarpan şöyle bir mısraı var: Ay da geldi orta yeri dolandı

Olağanüstü görsel zenginliğe sahip olan bu mısra belli ki Turgut Uyar'ı ziyadesi ile etkilemiş.

Ülkemizde köyün tükendiği ötedenberi söyleniyor (Gerçi hâlâ %40 köylü nüfusumuz ve bir o kadar şehirdeki köylü var ya, olsun), folklorun bittiği ileri sürülüyor. Türküler tükenir mi dersiniz;

Akşamın vakti geçti / Bir güzel baktı geçti / Türküsü unutulur mu?.....


3 Nisan 2002
Çarşamba
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED