|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Başarılı ve çok zeki biri olan Doktor Naş, sınırları zorlayacak derecede asosyal bir tiptir. Pentagon'la olan ilişkisi sonucu, kendisine "çok gizli görev" verildiğini sanmaktadır. Gizli görevi "şifre çözücülük"tür. Odasının her köşesini, tavana kadar gazete ve dergi kupürleriyle doldurur. Gördüğü halüsinasyonlardan -ciddi tedavilere rağmen- ömür boyu kurtulamaz. Dergi ve gazetelerdeki gizli mesajları üstün yeteneği sayesinde yakalayıp, rapor haline getirir ve bir posta kutusuna geceleri -tabii ki- gizlice bırakır. ABD'yi düşmanlarından koruyacaktır aklınca. Raporlarının okunduğunu sanmaktadır. Oysa bıraktığı kırmızı mühürlü zarflar, terkedilmiş bir binanın posta kutusunda yıllar boyunca birikmektedir ve hiç kimsenin okuması mümkün değildir. Etkileyici bir film olduğunu belirterek, hikayenin devamını anlatmayalım ki, "yer göstericiye bahşiş vermeyen seyirci" muamelesi yapmış olmayalım görmeyenlere. Anlatmak istediğim, filmin özeti değil zaten. Sözüm başka... O derece etkileyici ki, film sırasında ve sinema salonundan çıktıktan sonra, "Acaba ben de kendime gazetede yazma görevi verildiğini mi sanmaktayım?" diye düşünmeye başladım. Bütün bu gelen fakslar, mektuplar, dergiler, kitaplar, telefonlar, elektronik mesajlar ve hatta ziyaretçiler, birer hayalden ibaret olabilir mi? Hepsi bir "zihin oyunu" mu acaba? Bu düşünceden tamamen kurtulmuş sayılmam. (Film bittikten sonra yanımdaki arkadaşa "Haydi çıkalım" diyeceğime, "Naş, naş..." dediğimi de kaydetmeliyim.) Neyse ki sağlam dayanaklara sahip olduğumun farkındayım. Ne Pentagon'la irtibatım var, ne Emayti'yle, ne de MİT'le. Birçok kişiye Akıl Oyunları filmine gitmeyi tavsiye edebilirim fakat bazı gazeteci ve yazarlar için tereddüt içindeyim. Tamam, dayanakların sağlamlığı ve herhangi bir irtibatın bulunmaması dolayısıyla, kendi adıma gerçekten de yazmaktan başka bir göreve sahip bulunmadığımı söyleyebilirim ama ya bazıları? Birtakım yerlerle özel ilişkiler kuranları kastediyorum. Ne dersiniz, yazdıkları bir yerlerde birikenler ve tıpkı Dr. Naş gibi ABD'yi -arada kendi ülkesini de belki- kurtarmayı görev edinenler var mıdır şu basın sektöründe?
YOK ASLINDA BİRBİRİMİZDEN FARKIMIZ...
Gazi'nin hocalarından Doçent Ahmet Çiğdem'in üniversiteden atılmasıyla, Irak'a ambargo uygulanması arasında fark yok. Başörtülü öğrencilere yapılan haksızlıkla, İsrail'in Filistin'e saldırısı arasında fark yok. Milletin güvenerek yatırdığı tasarrufları hortumlayarak bankasını batıranlarla, ABD'nin Afganistan'a saldırması arasında fark yok. Hırsıza, eşkıyaya yardım ve yataklık etmekle, sokak ortasında masum sivilleri kurşuna dizenlere tank ihalesi vermek arasında fark yok. Yetim hakkı yiyenlerle, toprak işgal edip katliam yapanların arasında da fark yok. Varsa bile ben göremiyorum. Ya sen?
...AMA BİZ OSMANLI BAKİYESİYİZ
Hacı Bektaş Veli'den...
Akıl başta,
MAYMUNLAR SİZİ!
Moon tarikatı üyeleri, hastanelerdeki bebekleri değiştiriyorlarmış.
GİBİSİ FAZLA
Yeni Şafak dün "Firavun Gibi" manşetiyle çıkmıştı. Kastedilen kişi Ariel Şaron'du. Ve bence manşetin "gibi"si fazlaydı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |