|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yasir Arafat'ın daracık bir mekana hapsedildiği günden beri keyfim yok. Ama keyfimi kaçıran bu gelişme bana Arafat'ı sevdiren müsbet bir netice de doğurmadı değil. Ne yalan söyleyeyim, Arafat'ı çok sevmezdim. Filistin davasının ticaretini yapanlardan biri olarak görürdüm. Ama kuşatma altında gösterdiği cesaret, metanet ve kararlılık karşısında keyfimin kaçtığı günden beri de onu sevmeye başladım. Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek kendisini bir helikopterle alabileceklerini teklif ettiğinde Filistin topraklarını terketmeyeceğini ve şehadete hazır olduğunu tüm dünyaya ilan etmesi üzerine bu yaşlı insanı sevdim. O her ne kadar bugün kadar da Filistin için bir simge bir bayrak olarak görülüyor idiyse de ben onu bugünden sonra Filistin'in bir simgesi ve bayrağı olarak görmeye başladığımı itiraf etmeliyim. Filistin'de ki gelişmeler üzerine son bir haftadır Arap televizyonlarını daha yakından takip ediyorum. Tunus'tan Umman'a; el Cezire'den Maroc TV'ye kadar hemen hemen bütün Arap televizyonlarını her gün bir süre seyrediyorum. Lübnan 'Hizbullah'ının el Menar ve İran'ın Farsça, Arapça, İngilizce ve Azerice yayın yapan televizyon kanallarını da yakından takip ediyorum. Ortadoğu merkezli kanalların ilk gündem maddesi Filistin. Yayınların hemen her aşamasında Filistin'den canlı bağlantı yapılıyor. Meydanda mukavemet edenlerden, diplomatik çalışmalar yapanlara değin her kesimden insan bu kanallara konuşuyor. Mesela dün sabah Ramallah Hastanaler Genel Müdürü Dr. Musa Ebu Hamide ile kurulan bağlantıda doktor, tıbbi malzeme eksikliğinden yakınıyor, İsrail askerlerinin yoğun bakımdaki hastaları bile aradığını; morgun dolduğunu, sokağa çıkma yasağı yüzünden cenazelerin kaldırılamadığını ve sokaklardaki şehid naaşlarının toplanamadığını bütün dünyaya canlı yayında haykırıyordu. HAMAS (İslami Direniş Hareketi) sorumlularından İsmail Ebu Şeneb canlı yayına çıkıp, İzzeddin Kassam, Kudus ve Ebu Mustafa Şehitleri adını taşıyan mukavemet birliklerinin müşterek direnme kararı aldığını, son gelişmelerle İsrail'in barıştan anlamadığının bir kez daha netleştiğini, bunu gören Filistin çocuklarının tamamının HAMAS'a yöneldiğini ilan ediyordu. Batı Yakası Ramallah el Fetih Sorumlusu Hüseyin Şeyh bağlandığı canlı yayında, "Mısır ve Ürdün daha neyi bekliyorlar? Yazık ki, şu anda Araplar Filistin karşısında ABD ve İsrail ile ittifak halindeler. Biz bugün başkasının değil Araplar'ın ihanetiyle karşı karşıyayız" diye bağırıyordu. Filistin Bakanlar Kurulu Genel Sekreteri Ahmed Abdurrahman ise Arafat'ın teslim olmayacağını söylüyor ve hemen ekliyordu: "İsrail bizi Amerika ile birlikte vuruyor. İsrail'e ABD destek veriyor. Fakat bir türlü Filistinliler'e yapılanı görmüyor. Amerika neden Şaron'a saldırıları durdur demiyor?" Halk Cephesi Genel Sekreteri Ahmed Cibril ise, "Bizi bu durumdan ancak Araplar'ın koyacağı ciddi tavırlar kurtarır. Mübarek ve Abdullah İsrail ile anlaştılar. Bu ikisi İsrail ile ilişkilerini kesmeli ve çözüm için acilen adım atılmalıdır. Tankları, katledilen insanları görüyorlar neden hâlâ duruyorlar? Ben harb ilan edin demiyorum ama çözüm için sayısız yollar vardır" diyordu. Dikkat ettim yönetim adına konuşanlar da halk adına konuşanlar da umutlarını Arap ülkelerine ve Amerika'ya bağlamışlar. İslam dünyasını tek tük istisnalar dışında kimse ağzına bile almıyor. İsrail'e karşı en şiddetli muhalefeti Lübnan'daki Hizbullah gösterirken, bu konularda oldukça radikal olarak bilinen İran televizyon kanallarında Filistin olaylarına gereken ilginin gösterilmemesi dikkatimi çekti. Araplar'ın hemen hepsinin Filistin sorununa bir Arap sorunu olarak yaklaşıyor olmaları ve çözümü sadece Araplar'da ve Amerika'da görmeleri biraz düşündürücü. Daha da düşündürücü olanı siyasetçiler dışında hemen herkesin Filistin sorununda Araplar'ın (yönetimleri kastediyorlar) ihanet içinde olduklarını söylüyor olmalarıdır. Arafat'ın kuşatıldığı gün tank modernizasyonu projesinin İsrail'e verilmesi sebebiyle midir yoksa başka sebeple mi ama Araplar Türkiye'den hiç söz etmiyorlar. Dünyanın öteki ucunda duran İspanya bile Filistin konusunda Araplar'ın ilgisini çekerken Türkiye'nin adının anılmaması da bölgedeki etkinliğimizi göstermesi açısından bir hayli ilginç. Ben bu satırları yazarken Ramallah'ta kuşatma devam ediyor ve İsrail askerleri Beyt Lahm'e yerleşmeye çalışıyordu. Beyt Lahm teslim olmuyordu. Filistinliler İsrail askerine karşı mukavemet ediyorlardı. İsrail mevcut askeriyle yetinmeyip 20 bin yedeği de silah altına almaya başladı. Düşünüyorum da sadece İsrail'i çevreleyen Arap ülkelerinin asker sayısını hesap etsek neredeyse İsrail nüfusuna denk gelir. Sadece çevredeki ülkelerin silah ve mühimmatını hesap etsek en az 5 İsrail'i yok edecek güç vardır. Hele de bütün Arap ülkelerinin ve hele hele İslam ülkelerinin silah gücünü hesap etsek İsrail filin yanında fare gibi kalır. Ama demek ki önemli olan silah ve mühimmat değil önemli olan yürek ve bilek, önemli olan insan ve ruh, önemli olan iman ve azimmiş! Sorun sadece Filistinliler'in sorunu değil, sorun yakınlığı itibariyle Arap âleminin sorunu, sorun mukaddes bölge olması hasebiyle İslam âleminin bir sorunu, sorun insanların karşılaştığı ihlaller sebebiyle bir insanlık sorunu. Filistinli orada da o sorunu çözecek olan Araplar, Müslümanlar ve insanlar nerede?
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |