T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Enflasyon sarhoşluğu gerçekleri gizlemesin

Mart ayının enflasyon rakamları "düşük" çıktı ya, artık "Bu işi çözdük. Krizi yeniyoruz. Enflasyon canavarını alt ettik" çığlıklarını dinlersiniz. Dünyanın gözü önünde büyük bir katliama uğrayan "Filistin halkının çığlıklarını" görmezden gelen "güdümlü medya", sırf "hükümete yağ" olsun diye, "enflasyon başarısı" konusunda "Enflasyonu nasıl yendik, nasıl başardık" dizi yazıları hazırlarlar.

Ben bir kez daha "bir ekonomide nihai hedef, enflasyonu düşürmek olamaz" dedikten ve Arjantin ekonomisinin çöktüğünde, oradaki enflasyon rakamlarının yüzde 2 dolaylarında olduğu gerçeğini bir kez daha vurguladıktan sonra Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün'ün yazdığı "son gerçekleri" gündeme getirmek istiyorum.

Başkan Aygün, "Ekonomiyle birlikte onurumuz da küçüldü" başlıklı yazınızı okudum. Değerlendirmelerinize "üzülerek" katıldığımı belirtmek istiyorum" dedikten sonra şu "çarpıcı gerçekleri" göz önüne getiriyor:

"Türkiye'nin bu noktaya nasıl geldiğini, IMF'ye nasıl teslim olduğunu bıkmadan usanmadan siz yazıyorsunuz, biz söylüyoruz. Gerçekleri görenler çok, hatta Sayın Başbakan bile zaman zaman gerçekleri görür gibi oluyor ama sonuçta değişen bir şey olmuyor, çırpındıkça batıyoruz.

Türkiye "70 Cent'e muhtaç" olduğu dönemlerde bile yüzde 9.4 oranında küçülmemişti. Merkez Bankası'nda 20 milyar dolar döviz rezervi olduğu söyleniyor, piyasada her çeşit yabancı para mevcut ama ülke küçülüyor. İşsizlik oranı artıyor, insanlar artık psikolojik sağlıklarını yitirme noktasına gelmiş durumda. Her gün onlarca insan odamıza geliyor, onlarca insan mektup yazıyor, yüzlerce insan telefon ediyor, yardım istiyor. Biz vatandaşın sesini duyup onlar adına konuşuyoruz ama icra makamında oturanların kulakları sağır, gözleri kör olmuş. Vatandaşın halini görüp, sesini duyup tepki veren kimse yok. İnsanın "artık yeter" diye çığlık atası geliyor.

Türkiye bugün IMF'nin en borçlu üyesi durumundadır. Kamu finansman açıkları ülkenin kendi kaynakları ile kapatılmadıkça, yatırıma, üretime ve istihdama kaynak ayrılmadıkça ülkenin bu kısır döngüden kurtulması mümkün değildir.

Türkiye, 120 milyar dolara ulaşan dış borç ve 90 milyar dolara ulaşan iç borç yükünü artık kaldıramaz durumdadır. Dışarıdan sağlanan borçlar, iç ve dış borcu bugün çevirse bile, bu gidişle Türkiye, önümüzdeki yıllarda borç bulmakta zorlanacaktır. Dolayısıyla Türkiye'yi önümüzdeki dönemde daha ağır bir kriz beklemektedir.(....)

Kahvehane sayısının 400 bin, meyhane sayısının 15 bin, sinemaya gitmeyenlerin sayısının 40 milyon, kitap okumayanların sayısının 40 milyon olduğu, nüfusun yüzde 62'sinin tatil amaçlı seyahat etmediği ve en tepedeki yüzde 1'lik gelirin, en aşağıdaki yüzde 1'lik gelirden 236 kat daha fazla olduğu bir ülkenin, her yıl istikrarlı bir şekilde yüzde 5- 8 oranında büyümesi gerekir. Bir yılda yüzde 9.4 küçülen bir ülkenin aynı tedavi yöntemiyle yüzde 5- 8 oranında büyümesini beklemek de hayalden öte bir şey değildir. Türkiye'nin topyekün bir büyüme ve kalkınma sürecine girmesinin kaçınılmazlığı ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin en önemli sıkıntısı toplumun hedeflerini yitirmiş olmasıdır.

Bunun için çoktandır vizyonunu kaybetmiş bu toplumun önüne yeni hedefler konulması gerekmektedir. Türkiye'nin önünde hedef alınması gereken bir yıl vardır ki, o da 2023'tür. Türk toplumu tıpkı 1919 yılında olduğu gibi, yeni bir "başkaldırı" yapmak zorundadır. Bu "başkaldırı" Kurtuluş Savaşı yıllarında olduğu gibi toplumun kendi gücü ile başlatılacak ve başarıya ulaştırılacak bir "kalkışmadır."

Cumhuriyetin ilk yıllarında başarıyla uygulanan planlı kalkınma modeli bir kenara bırakılmıştır. TBMM'de bir gecede kabul edilen ve sonra raflara kaldırılan "8. Beş Yıllık Kalkınma Planı"nın yerini "IMF'nin 3 Yıllık Planı" almıştır.

8. Beş Yıllık Kalkınma Planı tartışmaya açılmalı ve yeniden düzenlenerek "Ulusal Heyecan ve Moral Projesi" olarak uygulamaya konulmalıdır. Bu proje aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. kuruluş yıldönümü olan 2023 yılına ilişkin stratejik planları da içermeli ve bu planı geniş kesimlerin tartışmasına olanak tanınmalıdır. "Ulusal Heyecan ve Moral Projesi" TBMM'de özel bir oturumda ele alınarak, bir "Ulusal Diriliş Programı"na dönüştürülmelidir. Bu program ülkenin ve toplumun geleceği için "Toplumsal Yemin" niteliğinde olmalı, iktidarlar değişse bile, iktidarı devralacak olanlar tarafından kesintisiz sürdürülmelidir.

TBMM, 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda yani Meclis'in açıldığı günün yıldönümünde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında toplanmalıdır. "Özel gündemli" bu oturumda "Ulusal Diriliş Programı" imzalanıp tüm ulusa ve dünyaya ilan edilmelidir. Türkiye'nin artık kaybedecek vakti kalmamıştır."


6 Nisan 2002
Cumartesi
 
CAN AKSIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED