|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İsrail'in cuma günü sabaha karşı başlattığı Filistin işgali "merkez medya"da had safhada "kafa karıştırıcı" bir tarzda işlendi. Başta Hürriyet olmak üzere terazide "ağır çeken" gazeteler işgali esas olarak "anti Arap" bakış açısından değerlendirdi. Araplar'ın ve Filistinliler'in Türkiye'nin "Kıbrıs davası" ve PKK ile mücadelesinde ne derece "haince" davrandıkları bol bol hatırlatıldı. Hatta Çölaşan'ın meseleyi Birinci Dünya Savaşı'nda "çil çil İngiliz altınlarıyla satın alınan Araplar'ın arkadan vurduğu onbinlerce Türk evladı Mehmetçiğin 'ah'ları"na kadar götürdüğüne şahit olduk. Bir başka Hürriyet yazarının, Bekir Çoşkun'un "Savaş yiğitlerin işidir" başlıklı yazısı ise, hiç şüphesiz, haftanın en matrak yazısıydı... Çoşkun, "Filistin'den gelen savaş fotoğrafları"nın da "küçük küçük esmer çocuklarla" dolu olduğunu hatırlattıktan sonra, "altın cantlı arabalarından, gümüş merdivenli uçaklarından, saraylarından, cariyelerinden, rüya âleminden" vazgeçemeyen yetişkin Araplar'ın bir türlü "kıçlarını kaldırmadıklarından" şikayetçiydi! Doğrusu bu kadar olur... Çoşkun'un Arap âlemiyle ilgisinin "Binbirgece Masalları"nda takılıp kaldığı açıkça gözleniyordu! 4 Nisan tarihli Milliyet ise tam bir "skandal"dı... Belki inanmayacaksınız ama bir hakikat. Milliyet'in bu sayısının birinci sayfasında İsrail'in Filistin'i işgaline ilişkin tek bir haber yoktu! Bana göre, Milliyet'in bu sayısı dünya basın tarihinde hak ettiği yere oturacaktır. Düşünebiliyor musunuz, iki satır bile olsa razıyız ama "tek bir haber" yok. Bu zamanda böyle bir gazetecilik ya da habercilik, aşkolsun doğrusu... Mehmet Y. Yılmaz'ın "Yılın En Başarılı Genel Yayın Yönetmeni Ödülü"nü cebe indireceğini şimdiden rahatlıkla söyleyebiliriz. Tunceli'de "kadın garsonlar"ın yol açtığı söylenen büyük sokak gösterisi bana göre sırlarını hâlâ koruyor... Geçen gün olayların açıklamasını bir de Tunceli Emniyet Müdürü Sinan Salman'dan dinledik. Salman, olayların "Huzur ortamının ideolojik rahatsızlığı olanlar tarafından hazmedilememesinin sonucu" olduğunu açıklıyordu. (İnsan sormadan edemiyor; Tunceli'de "ideolojik rahatsızlığı olan" ne kadar çok insan varmış!) Salman şöyle devam ediyordu: "Bu kişiler ne iş, ne aş, ne de doktor istiyorlar. Onlar özlem duydukları eski günleri istiyorlar." Sizi bilmem ama Emniyet Müdürü'nün bu sözleri de bana pek ikna edici gelmedi. Nedeni basit: Bu dünyada hangi "kişi" iş, aş, doktor istemez? Müdür Bey'in bir diğer açıklaması da şöyle: "Vatandaşla, güvenlik güçlerinin, devletin kucaklaşmasını hazmedemiyorlar." Bakın, söz yine geldi "devlet-vatandaş kucaklaşması"na. Oysa bazıları gibi ben de defalarca yazdım: "Devlet-vatandaş kucaklaşması" lafı doğru bir laf değildir; bizim bildiğimiz "devlet" kucaklaşmak için gerekli olan el ve koldan mahrumdur; ayrıca "devlet"le kucaklaşmak hemen her zaman kucaklanan tarafın kemik yapısına zarar verir! Yanılıyorum muyum? Tuncelililer bu "kucaklaşma"dan arta kalan sırt ağrılarından hâlâ şikayetçi değiller mi? --------------- Yazılarıma birkaç gün ara vermek zorunda kaldığımdan, Resul Tosun'un geçen pazar günü yayımladığı ikinci yazısını sıcağı sıcağına değerlendiremedim. Pekçok okurumun da işaret ettiği gibi, mesele tabii ki Tosun'un "taassubu"ndan filan şikayetçi olmak değildi. Bana ne, nasıl düşünürse düşünsün! Yazılarımı okuyanlar hatırlayacaktır, mesele, Tosun'un haddinden fazla "fırsatçı" davranarak beni suçladığı gibi, "Kur'an ayetini ti'ye almak" hiç değildi. Bu tür bir suçlamada bulunabileceğini doğrusu ben de beklemiyordum, pek sevimsiz olmuş.. Bir "teoloji" tartışması yapmıyor, kısaca bir tür "etik"den söz ediyorduk. Yazarınızın bilmiş bir üslupla karaladığı "Bumin pek bilmez, o bu cenahta yenidir" diye başlayıp devam eden sözlerini de sevmedim. Cenahımızın tayinini Tosun'a bırakacak kadar kocamadık herhalde! Bundan böyle bir daha yazılarına göz atmaya kalkışmak mı, Allah yazdıysa bozsun... Bu dünyada başka işimiz mi kalmadı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |