|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bir haber: "Alanya'ya bağlı bir köyde 6 kız çocuğu, velileri tarafından hastaneden temin edilen "zeka geriliği var" raporuyla ilköğretim okulundan alınmış." Haberi veren gazeteler, (Hürriyet ve Milliyet) bunun 8 yıllık kesintisiz eğitimi delmek için bir aldatmaca olduğunu, velilerin çocukların eğitim hayatlarını katlettiğini yazıyorlar. Bu haberin doğruluğu yanlışlığı bir yana, ben de kız çocuklarını okula göndermemek için, böyle, özellikle ruh sağlığını ilgilendiren ve bütün hayatı gölgeleyecek bir rapora başvurulmasını doğru bulmuyorum. Fakat... Fakat, bir anne-babanın kendi çocukları için, böyle bir yola başvurma noktasına nasıl sürüklendiğinin de anlaşılması gerektiğini düşünüyorum. Olayın iki vahim tarafı var: 1. Çocukların eğitim sürecinden çekilip alınması. 2. Çocuklar için "zeka geriliği var" gibi bir rapor tutulması. Bunu nasıl yapar bir anne-baba? Nasıl "Benim çocuklarımın eğitime ihtiyacı yok" der, nasıl çocuklarının zeka geriliği içinde görülmesine razı olur? Olmaz, ama oluyor. Neden? İşte bunu anlamıyor Türkiye'nin tepeden inmeci zihniyeti... Hemen suçlamayı tercih ediyor. Zalim baba, zalim anne! Şu anda, özellikle kız çocuklarının, ilk öğretimin 6, 7 ve 8'inci sınıflarına devamında problem var. Türkiye'nin genelinde, ama özellikle Doğu-Güneydoğu'da aileler, büluğ yaşına geldikten sonra kız çocuğunu okula göndermemenin yollarını arıyor. Belki iki istisna bunun önüne geçebilir: 1. Kız öğrencilerin okula başörtülü gelmelerine izin vermek. 2. Kız - erkek öğrenciler için ayrı okullar, sınıflar oluşturmak. Kim nasıl yargılarsa yargılasın, bu Türkiye gerçeği. Doğu - Güneydoğu'da TSK öncülüğünde açılmış okuma - yazma kursları var. Zaman zaman tv'lere görüntüler geliyor, bir çok hanım başörtüsü ile gelmiş, oturmuş sıralara ve okuma yazma öğreniyor. Ne kaybediyor Türkiye? Ya da şöyle düşünelim: Başörtülü gelmeyi yasaklasanız bu kadınlardan yüzde kaçı gelir okuma yazma kursuna? Demek, orada Ankara'nın "başörtüsü standardı"nı aşmış, "Türkiye standardı"na saygı duyar hale gelmişiz. Bağcı dövmeyi değil, üzüm yemeyi tercih etmişiz. Bunu neden çocukların eğitiminde yapmıyoruz? Neden başörtüsünü bir savaş malzemesine dönüştürüyoruz? Neden bir yasakla, binlerce genç kızın eğitim hayalinin sönmesine göz yumuyoruz? Bu ülkenin tabii rengi oysa başörtüsü... Doğu - Güneydoğu'da eğitim veren görevliler arasında bir araştırma yapınız: kız çocukların okula başörtülü gelmesine izin verilse, hele kız çocukları için ayrı sıınflar açılsa, öğrenci sayısı artar mı eksilir mi? Ya da kız öğrencileri okutmama problemi kalır mı? Cevap nasıl çıkar sizce? Böyle bir araştırmayı İstanbul için bile yapsanız başörtüsü yasağını çöpe attıracak bir sonuçla karşılaşırsınız? Olan ne? Başörtülü gelse siz okula koymayacaksınız, başörtüsüz de veli göndermiyor... Veli çocuğunu okula göndermemekte kabahatli ise, öğrenciyi başörtülü olduğu için okula almayanın kabahati daha mı az? Veli, çocuklarını okula almayanlara "zeka geriliği var" raporu alamadığı için, dramatik bir yönelişle, çocuğuna rapor almayı tercih ediyor... Aslında belki tam demokratik ülkelerde veli, yani seçmen, ülkenin çocuklarını anlamsız yasaklarla eğitimden alıkoyan siyasetçileri tımarhaneye yollar. Ama bizde, seçmenin de gücü ve yetkileri sınırlı olduğu için, hepimizin gücü çocuklarımıza yetiyor. Baksanıza, Milli Eğitim Bakanı, kendisi hakkında soruşturma kararı veren Meclis için "Meclis'in yapısı bakımından düşündürücü" değerlendirmesi yapabiliyor. Kendisi "Cumhuriyet'i savunuyor, Meclis'teki karar laik, demokratik ilkelere, Atatürk ilkelerine karşı bir tutum" mahiyeti taşıyor. Alın bakalım. Hani millet iradesine saygı? İstanbul Üniversitesi'nde başörtüsü yasağının şampiyonu olan rektör Alemdaroğlu'na göre de Meclis'in kararı "irticanın tırmanışını gösteriyor!" Bay rektör de Meclis iradesini kolaylıkla ıskalayabiliyor. Bir veli ne yapsın bu durumda? Çıkmaz! Tam bir çıkmaz. Aslında çocuğu okuldan almak bir vicdan azabı veli için, çocuğu okula, inançlarıyla çelişir bir biçimde göndermek bir başka vicdan azabı. Bunun cevabı da, Meclis karşısında bile laik meydan okumalar değil. Türkiye barışı bulması lazım. Bunun için de başörtüsü yasağının mutlak olarak kaldırılması lazım. Mutlak, yani bütün alanlarda... Bunu da "laiklerin yapması lazım!" Bu teklif, bizim tarafımızdan ilk defa seslendiriliyor değil. "Buna CHP sahip çıksın, DSP sahip çıksın, bu sadece sağ - muhafazakar - İslam eksenli partilerin mücadele bayrağı olmasın. Bir savaş alanına dönüşmesin" diye seslenip geliyoruz. Ama bir karşılık bulamadık. Şimdi Radikal'den Enis Berberoğlu, "Türban yasağını laikler kaldırmalı" diye yazınca, bir kere daha ses verelim istedik. CHP - DSP bile, başörtüsünün bu ülkenin tabii bir rengi olduğu gerçeğini inkar edemiyor. "Türban siyasal simge" saptırmasına başvuruluyor. Oysa bu saptırma çözmüyor meseleyi... Siyasal simge ise bile, bunun toplumsal bir zemini olmalı. Toplumda karşılığı olmayan bir şeyin istismarı olmaz. Anadolu kadını başını örtüyor, görüldü ki bu çizgi kız çocuklarında da belli ölçüde devam ediyor. Çözüm bununla savaşmakta değil, bu ülke gerçeğini kabul etmekte... Anladık ki, Türkiye'de bir kesimin dayatma gücü hala var. Onlar kendilerini sistemin sahibi olarak görüyor ve onlardan izinsiz bir özgürleşme oluşmuyor. Ama onlar da her şeye egemen değil. Onlar da halk zemininde karşılıksız. O zaman onlar da halk iradesine karşı bir pozisyon ediniyorlar. Ne olacak bunun sonu? Enis Berberoğlu diyor ki özetle: Laikler türban yasağını kaldırsın, sağ partilerin istismarı bitsin. Evet, aynen öyle... Laikler kaldırsın yasağı, hatta onlar istismar etsin biraz da türbanı!!! Ne de olsa Türkiye paradokslar ülkesi!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |