T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Türk siyasetinde yeni bir fenomen: Mehmet Ali Bayar

Eğer Azerbaycan'ın ve bu arada Kafkasya'nın tarihini, Karabağ'ın nasıl elden çıktığını, Azerbaycan-Ermenistan ihtilafının özelliklerini ve boyutlarını, olayların son on yıl içinde ne şekilde ve neden öyle geliştiğini, siyasi şahsiyetlerin bu arada Haydar Aliyev'in, Ebulfez Elçibey'in ve diğerlerinin hiç bilinmeyen yönlerini birinci elden öğrenmek istiyorsanız; Thomas Goltz'un 'Azerbaijan Diary' (Azerbaycan Günlüğü) başlıklı kitabını okumak zorundasınız. Bütün bu konularda daha iyi bir kitap yazılmadı ve 1998'de yayınlanan bu kitaptan sonra da yazılabileceği pek kuşkulu.

Bu kitabı okumuş olanlar, son günlerde ismini Türkiye'nin siyaset gündemine sokan M.Ali Bayar ile sık sık karşılacaklardır. Güney Kafkasya'nın ve Azerbaycan'ın tüm önemli dönemeç noktalarında, M.Ali Bayar'ın ismi önünüze çıkacaktır.

Bayar'ın adı, ilk kez, 500 sayfalık koca kitabın 107. sayfasında geçiyor. Thomas Goltz'un şu satırlarıyla:

"... Bu yüce Türki planlar, uygulanabilmek için birine ihtiyaç duyuyorlardı ve o anda bu adam, kariyerinin ilk dış görevinde bulunan bir genç diplomatı, M.Ali Bayar'dı. Faaliyetlerine ilişkin anlatılan hikayenin yarısı bile doğru olsa, Türk Büyükelçiliği'nin üçüncü katibi gibi alt düzeyde bir konumdan, hemen hemen tüm Azerbaycan'ı yönettiğini söylemek, sanırım hakkaniyete uygun olur."

Bu, inanılması güç bir durumdur ama Azerbaycan'ı bağımsızlık öncesi ve sonrasında günbegün yakından izleyenler, ayağını oraya bu son 10-12 yıl içinde basmış olanlar, bu inanılmaz durumun gerçekliğine, bunun bir 'olgu' olduğuna tanıklık edebilirler.

M.Ali Bayar, o küçük sıfatı ve çok genç yaşında, Halk Cephesi'nin ve dolayısıyla Ebulfez Elçibey'in iktidara yürüyüşünde öylesine tayin edici bir rol oynamıştır ki, New York'ta BM nezdindeki Türkiye delegasyonunda görev yaptığı dönemde odasına çerçeveleterek gurur ve sempatiyle astığı Elçibey'in kendisine yazdığı bir mektup, bu 'olgu'yu doğrulamaktaydı.

Bayar, Azerbaycan'daki görev süresini tamamlayıp, New York'a tayin olduğu vakit, Ebulfez Elçibey, o kadar hiddetlenmiş ve bunu aslında 'Azerbaycan'a yönelik bir komplo' olarak algılamıştı ki, M.Ali Bayar'a yazdığı mektupta, 'Bunu yapanları' (yani M.Ali Bayar'ı Baku'dan alıp, New York'taki yeni görevine atayanları) 'tarih affetmeyecektir' diye mektubunun sonuna öfkesini belirten bir not düşmüştü.

Basit bir mantıki 'çıkarsama' ile, 30 yaşında 'Türkiye'nin Baku Büyükelçiliği Üçüncü Katibi' konumundan 'hemen hemen tüm Azerbaycan'ı yönetmiş' olan M.Ali Bayar'ın, 40-45 yaş dilimi arasında, bir 'seçilmiş Başbakan' olarak Türkiye'yi yönetebileceği düşünülebilir.

New York'ta bir gün, yemek masasında, o sırada en yüksek amiri olan Dışişleri Müsteşarı olan Özdem Sanberk, masadan kalkıp birisine laf yetiştirmeye giden M.Ali Bayar'ı arkasından işaret edip, "Bu çocuğa şu anda taşıdığı sıfatlar dar geliyor" demişti, "Öyle birisi ki, herhangi bir bakanlık makamını şu anda teslim et; arkana bir daha bakma..."

M.Ali Bayar'ı ben de benzeri konumdaki bir çoğumuz gibi Azerbaycan'da ve görev süresinin henüz başlarındayken, tanımıştım. Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanı olarak yaptığı bir gezide... Farketmemek mümkün olmadığı için tanımamak mümkün değildi. Sürekli hareket halinde, konu alanına hükmeden ve her an –büyük küçük- herhangi bir sorunu halletmekle meşgul; bizim ahalinin 'şeytan tüyü var' dediği cinsten bir sevimli genç diplomat idi.

Yine bizim ahalinin bizim diplomatlara yakıştırdığı 'monşer' imajı ile yakından uzaktan ilişkisi bulunmayan, yaşı o vakit daha 30'a varmamış genç bir diplomat. 'Monşer diplomat'tan tipini hiç andırmadığı gibi Anadolu'nun tozlu yollarına meraklı 'popülist siyaset eylemcisi' tipi söz konusuydu. Birbirimizi biraz tanıdıktan sonra, bu gözlemi doğrulayan kişisel arka planına vakıf oldum. Çocukluğundan beri, gerçekten de, ömrü Anadolu'nun tozlu yollarında geçmişti ve bundan özel bir zevk alıyordu.

Türkiye'nin 'siyasi klanları'ndan birinden geliyordu. Babası, Adalet Partisi hükümetlerinin neredeyse değişmez Sanayi Bakanı, 12 Eylül 1980 darbesinde AP Genel Sekreteri Nuri Bayar, anne tarafından dedesi DP'nin Ankara Valisi ve Emniyet Genel Müdür Kemal Aygün, büyük dayısı DP'nin değişmez TBMM Başkanı ve dört kurucusundan biri, Refik Koraltan. AP'nin seçim kampanyalarında, babasıyla Anadolu yollarını arşınlamıştı. İlginç bir 'Türk bileşimi'ydi. Baba tarafından kökü Kosovalı (Priştina), anne tarafından Sivaslı. 'Tarih ve coğrafya şuuru' edinmiş bir Rumeli-Anadolu harmanı. Baba ocağı Adapazarı'yla ilişkileri hiç kopmamıştı ve oraya büyük tutku duyuyordu. O yüzden, 17 Ağustos depreminde, Cumhurbaşkanlığı Dış Politika danışmanı olarak görev yaptığı Çankaya'da bir saniye durmadan, atlayıp Adapazarı'na gitmiş ve günlerce enkaz kaldırmakla, kimisi akrabaları, ölüleri taşımakla didinmişti.

Bu özellikleri gözönüne alınırsa, M.Ali Bayar'ın 'Amerika'dan ithal' politikacı tipi olduğunu, 'ülkeyi tanımadığını, siyaseti bilmediğini' iddia etmek büyük haksızlık olur.

Bununla beraber, üniversite öğretimini Amerika'nın prestijli üniversitelerinden New York Eyalet Üniversitesi'nde, büyük eyaletlerden biri olan New York'un taşrasında yaptığı, daha sonra New York'ta BM'de ve en son Washington'da diplomat olarak çalıştığı için, Ayrıca, Amerika'yı 'içinden' tanıdığını bir yana kaydetmekte de yarar var.

Süleyman Demirel'in danışmanı sıfatıyla, her uluslararası şahsiyet ve yabancı devlet adamı ile yapılan görüşmelerde hazır bulunmak şansı, M.Ali Bayar için 'dünya politikası ve Türkiye' konusunda müthiş bir birikim de sağlamış ve hanesine 'artı' eklemiştir.

Bütün bu özelliklerinin yanısıra, sadece 'siyaset soluyan' bir 'et-kemik makinası' olmadığını, 'entellektüel kalibresi'nin yüksek olduğunu yakından biliyorum. Bu anlamda, klasik-konvansiyonel 'merkez-sağ' politikacı tipiyle de alakası yoktur.

Zaten, 'merkez sağ'da da sayılmayabilir. O 'siyasi gelenek'ten gelen, Türk insanın töresini o nedenle gayet iyi bilen, ona sadık ama 'yerelliğe hapsolmamış, küresel ölçülere sahip' niteliklerin adamıdır.

Sahaya faal biçimde çıktığı vakit, 'merkez-sağ' kadar ve belki de ondan daha fazla, 'liberal', hatta 'sol düşünce'ye de cazip gelmesi, kimse için şaşırtıcı olmasın.

M.Ali Bayar ne yapar? Bütün bu özellikler, onu 'siyasette başarılı' kılar mı? Bilmiyorum.

Ama şunu biliyorum: M.Ali Bayar, Türkiye'de 'siyasette yenilenme' açısından; hem içinde bulunduğu yaş kuşağı, hem de kişisel vasıfları itibarıyla bir 'ideal kimya'ya sahiptir.

Türkiye'nin köhne siyasetine, hoş geliyor; safa geliyor...


12 Nisan 2002
Cuma
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED